Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış haberleri bul
Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış haberleri bul
ve ve
ve ve
ve ve
Temizle
Euro
Arrow
50,3542
Dolar
Arrow
43,1703
İngiliz Sterlini
Arrow
57,9230
Altın
Arrow
6179,1921
BIST
Arrow
10.729

Epistemik kayyımlık ve boyun eğmeyenler

Türkiye’de sansürün tarihi iktidarların bilgi üzerindeki denetim arzusunun tarihidir. II. Abdülhamid’in matbaa ön denetim sansürü, Demokrat Parti’nin basına yönelik ilan ambargoları ve ekonomik baskıları iktidarların söz ve gerçekler karşısındaki kolektif bilincinin yansımasıdır. Türkiye’nin siyasi tarihindeki her büyük kırılma ya da dönemeçte basın büyük baskılarla karşılaşmıştır. Basın üzerindeki havuç-sopa politikası, bugün yargısal kararlar, lisans iptalleri, reklam yasakları ve kayyım atamalarıyla sürüyor.

Dijital çağın en rafine biçimiyle sansür yeniden yazılıyor: algoritmik denetim, yargısal sansür, epistemik kayyımlık. Günümüzde sansür hukuki ve idari araçlar üzerinden işletiliyor. RTÜK cezaları, TMSF kayyımlıkları, mahkeme kararlarıyla erişim engelleri… Bu yapıyı açıklamak için iletişim literatüründe kullanılan kavram otoriter medya yönetimidir. Bu yönetimde medya, devletin siyasal meşruiyetini yeniden üreten bir aygıt olarak işlev görür.

Bir televizyon kanalına canlı yayında el konulması, gazetecilerin sabaha karşı gözaltına alınması, tutuklanması, haber portallarının erişime engellenmesi… Bunlar artık olağanlaştı. Sansür, bilginin üretim ve dolaşım ağlarına fütursuzca sızan “epistemik” bir tahakküm biçimi haline geldi. Bu nedenle artık epistemik kayyımlıktan söz ediyoruz yani toplumun bilme, anlama ve hatırlama hakkına el konulmasından.

Epistemik kayyımlık, bilgi üretim alanının —haber, yorum, analiz, yayın— doğrudan siyasal ve yargısal denetim altına alınmasıdır. “Kayyım” kavramı, ilk bakışta idari bir düzenleme gibi görünür. Ancak bugün geldiğimiz noktada bir medya kuruluşuna kayyım atanması, yalnızca mülkiyetin el değiştirmesi değildir. Bu, bilginin üretim biçimine, hangi haberin nasıl sunulacağına, hatta hangi kelimenin kullanılabileceğine dair epistemik bir el koymadır.

Bir kanalın arşivinin silinmesi, toplumun hafızasına müdahaledir. Bir gazetecinin gözaltına alınması, suçlanması, tutuklanması, kolektif bilme hakkının cezalandırılmasıdır.Bilgi üretiminin ve dolaşımının siyasal gözetim altına alınmasıdır. Bu şekilde halkın nasıl bilinmesi isteniyorsa o şekilde bir medya düzeni yaratılmaya çalışılır. Bilginin üretimi ve yayılımı, sermaye, hukuk ve siyaset işbirliğiyle yeniden düzenlenir. Bu sürece Pierre Bourdieu’nün “simgesel şiddet” kavramı da eşlik etmekte.Basının bir bölümü tasfiye edilirken, kalanların “kontrollü çoğulculuk” kisvesi altında hizaya sokulması,“yayın ilkeleri”ni koruyan bir kurum olması gereken RTÜK’ün siyasi denetimin uzantısı olarak işlev görmesi, bir kanalın kapanması ya da karartılmasınınideolojik bir disiplin mekanizması haline geldiği bir süreç. Bu bağlamda epistemik kayyımlık, hegemonik iktidarın kültürel alanı ele geçirme hamlesidir. “kültürel iktidarı ele bir türlü ele geçiremeyenlerin” baskı ve hukuk yoluyla kültürel hegemonya kurma çabasıdır.

Siyasal önceliklerin hukuksallaşması ise bizi “yargısal sansür” kavramına götürüyor. Hukukun, iktidar ilişkilerinin içine çekildiği bu düzende, mahkeme kararları birer sansür aracına dönüşüyor. Yargısal sansür, hukukun araçsallaştırılmasıyla muhalif seslerin kriminalize edilmesidir.Bir televizyon karartıldığında, bir haber sitesine erişim engellendiğinde, bir gazeteci ifadeye çağrıldığında, hepsi “yasa gereği”, “düzenleme çerçevesinde” “kamu yararı adına” gerçekleştiriliyor. Bir haber “devlet sırrı” ilan edilmeden yasaklanıyor, bir tweet “halkı kin ve düşmanlığa tahrik” gerekçesiyle kaldırılıyor, bir televizyon “milli güvenliği tehdit” ettiği iddiasıyla karartılıyor. Aslında toplumun tamamını denetim altına almak, penguenleri izleyerek köfte siparişi vermemizi istiyorlar.Haliyle bugün Türkiye, uluslararası basın özgürlüğü endekslerinde 159. sırada.

Basın özgürlüğü, yurttaşın bilme hakkıdır. Medya üzerindeki artan baskı, gözaltına alınan gazetecilerin sayısının çokluğu, artarda gelen tutuklamalarla oluşturulan korku iklimi yurttaşlara da yansımakta. Gözaltı haberlerinealışan toplumun sessizliği, iktidarın meşruiyet kaynağı olmaya başlar. Sessizlik, rıza gibi görülür.Unutmak ve unutturmak ise iktidarların en eski müttefikidir.Ve bir toplumun medya yapısı, o toplumun yönetim anlayışını yansıtan aynadır. Eğer o aynada yalnızca iktidarın sureti görünüyorsa, artık orada yönetilen bir bilgi rejimindensöz ediyoruz demektir. Bu nedenle toplum, hakikati savunmayı yalnızca gazetecilere bırakmamalıdır. Tüm bunlara karşı direnmek, hakikatin toplumsallaşmasına sahip çıkmaktır. Sevindirici olan hala boyun eğmeyenler var. “Boyun eğmiyoruz” diyenler var. Hakikatin kolektif sesinin susturulmasına direnenler var.

Gazeteciler karanlıkta da yazmaya, anlatmaya devam edecek. Ve hiçbir sansür ve baskı dönemi ebedi değildir. Sansür, kayyım, yargısal baskı, hepsi geçici. Her karartma bir gün dağılır. O gün geldiğinde, bu dönemin adı bir kez daha, yeniden yazılacak  “hakikatin kayyımlarca teslim alınmaya çalışıldığı yıllar”olarak.