Oxford, 2025 yılı için tıklanabilir öfke (rage bait) kelimesini seçmişti. Türk Dil Kurumu ise 2025 yılının kelimesi olarak “dijital vicdan”da karar kıldı. İlk bakışta bu iki tercih, farklı kültürel bağlamların doğal yansımaları gibi okunsa da bir arka plan derinliği var. Oxford’un “rage bait” tercihi, dijital kapitalizmin işleyişini dolaylı da olsa ifşa eden öfkenin algoritmalar tarafından nasıl kışkırtıldığını, etkileşim ekonomisinin hangi duygular üzerinden büyüdüğünü ima ederek dijital davranışa indirger. Öfkeyi yapısal eşitsizliklerden koparsa da son tahlilde somut bir mekanizmaya işaret eder: Kışkırtma, etkileşim, kazanç.
Biri dijital sistemi dolaylı da olsa kendi belirlediği sınırlar içinde tarif eder; diğeri sistemi iç politikadan savruşturarak temize çeker. İki farklı siyasetle “Rage bait”, öfkenin yönetildiği bir kapitalist dijital medya düzenini işaret ederken, “dijital vicdan” sorumluluğu bireyin ahlakına yükleyen otoriter bir düzenin dilini kurar. Biri öfkeyi denetlerken, diğeri hangi konularda vicdanlı olmamız gerektiğini ima eder. Ama ikisi de sorunu tanımlar gibi yaparken, sorumluyu görünmez kılarak duyguları merkeze alır. Faili değil, bireyi, dijital davranışı ve hissi konuşur.
Dijital vicdan kelimesinin TDK tarafından “Halkın katılımıyla”, “akademik değerlendirmeyle”, “toplumsal duyarlılığı yansıtan” bir tercihle seçildiği Anadolu Ajansı haberinde uzun uzun vurgulanmış. Örnekler özenle seçilmiş; referanslar dikkatle sterilize edilmiş. Oysa yurttaşlar, kendi kelimelerini önermemiş; önceden belirlenmiş, süzülmüş ve politik açıdan güvenli hale getirilmiş birkaç seçenek arasından tercihe zorlanmıştır. Toplumun tercihi olarak dolaşıma sokulan kelime ile -iktidarın dili ile- toplumsal bir mutabakat görüntüsü verilmeye çalışılmış. Sorumluluk yukarıdan aşağıya değil, aşağıdan yukarıya doğru yeniden dağıtılmış. Bu nedenle bunu bir katılım olarak göremeyiz, bu yönlendirilmiş onaydır.
Dahası, verilen örneklerin iktidar açısından hiçbir maliyeti olmaması da çok dikkat çekici. Gazze ve Doğu Türkistan örnekleri Türkiye’de iktidarın söylemsel olarak karşı çıkmakta beis görmediği örneklerdir. Bu örnekler üzerinden eleştiri yapmak güvenlidir; çünkü iç politikaya temas etmez.
Ve sormak gerekir neden somut bir olguyu tanımlayan bir kelime yerine, dijital vicdan gibi soyut ve politik olarak risksiz, bireysel bir kavramı seçenekler arasına koydu? Gazze ve Doğu Türkistan gibi örnekler üzerinden “Beğeniyle vicdan rahatlatma”, “tıklanabilir merhamet”, “eylemsiz duyarlılık” gibi ifadelerle vicdanın kendi meşru sınırlarını çizdi. Neden toplumsal vicdanın birçok konuda pasifleşmesinin nedenleri dışarıda bırakıldı? Dijital vicdan, bireyin ahlaki zafiyeti olarak sunulurken, sanki bu eylemsizlikte “devletin ideolojik ve baskı aygıtlarının” (Louis Althusser) rolü yok mudur? Bireysel dijital vicdanla devletin baskı mekanizmaları, yargının siyasallaşması ve medyanın tekelleşmesi görünmez kılınmaz mı?
DİJİTAL VİCDAN: İKTİDARIN GÜVENLİ SOYUTLAMASI
Özetle kimsenin karşı çıkamadığı vicdan evrensel, risksiz ve iktidar açısından maliyetsiz bir duygu olarak bireylerin yetersiz duyarlılığından kaynaklanıyormuş gibi çerçevelenmiştir. Oysa Türkiye’de vicdan, soyut bir duygu değildir. Vicdan, somut bir bedeli de olan duygudur. Gerçekten vicdanının sesini dinleyen ve eyleme döken gazeteciler, yazarlar ve yurttaşlar bir paylaşım nedeniyle gözaltına alınmakta, öğrenciler vicdanlarıyla sokağa çıktıkları için tutuklanmakta, işçiler vicdanları hareket geçirmek için hakkını aradığında işsiz bırakılmaktadır.
Kısacası Türkiye’de sorun, insanların yeterince üzülmemesi ya da yeterince vicdanlı olmayışı değildir. Sorun, vicdanın eyleme dönüştüğü anda cezalandırılmasıdır. Çünkü örgütlü, talepkar, bedel ödemeye hazır bir vicdan tehdit oluşturur. Çerçevelenmiş, dijital, eylemsiz, dağınık bir vicdan ise düzen için son derece kullanışlıdır.
Öyle ki bugün Türkiye’de kaçınılan kelimeler, “seçilmiş” yılın kelimelerinden çok daha fazla şey anlatmaktadır. En iyisi siz kelimeleri serbest bırakın.
Çok Okunanlar
Uyuşturucu ve grup seks skandalında yeni ayrıntılara ulaşıldı
İktidar cephesinde büyük şok!
'Görüntülenme sayısının 117 bin olması' suçu!..
Mehmet Akif Ersoy cezaevinde bakın ne yapmış!
'CHP'den AKP'ye bomba transfer!'
En düşük emekli maaşı belli oldu: Beklenen oldu!
Zam oranını saatler öncesinden duyurdular
Bebek Otel’de uyuşturucu ve fuhuş partileri
Kulisler hareketlendi! İktidardan 'liste sözü'
CHP'den AKP'ye transfer olan Hasan Ufuk Çakır ilk kez konuştu