Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış haberleri bul
Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış haberleri bul
ve ve
ve ve
ve ve
Temizle
Euro
Arrow
51,4850
Dolar
Arrow
44,4973
İngiliz Sterlini
Arrow
58,7512
Altın
Arrow
6806,2388
BIST
Arrow
10.729

19 Mayıs

Milli bayramlarımızın elbette hepsi anlamlı!

23 Nisan, egemenliğin saraydan millete geçişi...

29 Ekim, bir medeniyet tercihi; Cumhuriyet devrimi...

30 Ağustos, emperyalizme vurulmuş tarihî tokadın adı!

Ama 19 Mayıs başka...

Neden mi?

Herkesin “artık bitti” dediği yerde yeniden başlayabilme; memleketin ahval ve şeraitinin fevkalade namüsait olduğu bir dönemde diz çökmeyi reddetme iradesi; düvel-i muazzamayı, işgal ordularını, içerideki mandacıları, teslimiyetçileri ve korku iklimini aynı anda karşısına alabilme cesaretidir.

Bugün dönüp baktığımızda, Samsun’a çıkan Mustafa Kemal’i bazen fazla steril bir tarihin içine sıkıştırıyoruz. Sanki her şey önceden planlanmış, sanki Anadolu onu bekliyormuş, sanki halk yekvücut ayağa kalkmış filan...

Hayır!

Tam tersine…

1919’da bu memleket yalnızca işgal edilmemişti; zihnen de çökmüştü. 600 yıllık imparatorluk dağılmış, saray teslim olmuş, halk bitap düşmüş, ordu parçalanmıştı. İnsanların kahir ekseriyeti kurtuluşu ihtimal dahilinde bile görmüyordu.

Mustafa Kemal’in elinde ne düzenli bir ordu vardı ne para ne medya ne de arkasında hizalanmış kalabalıklar…

Çoğu zaman siyasi meşruiyeti bile tartışmalıydı.

Elinde olan tek şey; kararlılığı, aklı ve inancıydı!

Tarihin akışını değiştiren de tam olarak bu oldu.

Mustafa Kemal, psikolojik ve ahlaki üstünlüğü hiçbir zaman kaybetmedi. Zihnen teslim olmuş, yıllar süren savaşlardan tükenmiş bir halkı yeniden ayağa kaldırdı. İnsanlara, “Bu memleket hâlâ kurtulabilir” dedirtti.

Bir millet önce zihninde ayağa kalkar. Bunun altını kalın kalemle çizelim.

Gelelim bugünün Türkiye’sine…

Memlekette ağır bir ekonomik kriz var. Hak, hukuk desen hak getire… Adalet duygusu lime lime olmuş. Kurumlar çürüyor. Yozlaşma artık istisna değil, neredeyse memleketin yeni normu hâline geldi.

Gençler umutsuz…

Üniversite mezunları bavulu eline almış, kaçacak ülke arıyor. Liyakat yerle bir. Nepotizm, adam kayırmacılık, torpil; artık utanılarak yapılan işler olmaktan çıktı, sistemin çalışma biçimi hâline geldi.

Ama bütün bunlardan daha elim ve daha vahimi; yurdum insanı, değişimin mümkün olduğuna dair inancını ha kaybetti ha kaybedecek.

Bir toplum için asıl çöküşün bu olduğunu biliyoruz.

Çünkü insanlar yoksullukla mücadele eder, baskıyla mücadele eder, krizle mücadele eder. Ama umutsuzluk baş gösterdiği zaman, toplumun ruhu çöker.

Zaten ondan sonrası tufan!

Gelelim bugünün ahval ve şeraitine...

CHP’ye yönelik operasyonları yalnızca birkaç belediye başkanına açılan soruşturma,  birkaç gözaltı, tutuklama;muhalefeti tamamen sindirme gayreti ya da birkaç televizyon manşeti şeklinde okumak bu yüzden eksik kalır.

Hatta iktidarın CHP'nin kapısına kilit vurma niyetini de bu çerçevenin içine koyabiliriz.

Çünkü mesele yalnızca hukuki ya da siyasi değil. Ortada çok ciddi bir psikolojik kuşatma var.

Bir tarafta yargı sopası, diğer tarafta itibarsızlaştırma kampanyaları…

CHP'yi sürekli savunma pozisyonuna iten medya düzeni…

İktidar bugün yalnızca rakibini yenmeye çalışmıyor. Aynı zamanda topluma “Bana mecbursunuz!” duygusunu empoze ediyor.

Aslında son yılların bütün siyasal atmosferi bunun üzerine kurulu.

Otoriterleşen sistemlerin başarısını burada aramak lazım.

Baskıyla istedikleri siyasi sonucu büyük ölçüde elde ediyorlar.

Tam da bu yüzden 19 Mayıs’ın ruhu muhalefet için çok önemli.

Çünkü Samsun’a çıkan o genç Paşa tam olarak böyle bir psikolojik teslimiyete karşı durdu.

Herkes “gerçekçi olalım” derken, o kendisine dayatılan gerçeği reddetti.

Bugünün Türkiye’sinde ise muhalefetin en büyük sıkıntısının tam olarak buradan uç verdiğini görüyoruz.

CHP uzun süredir iktidara itiraz eden, sesini yükselten ama bir türlü iktidar enerjisi üretemeyen bir parti görüntüsünde.

Yerel seçimi kazanmış olmak önemli, tamam da bir topluma tarihsel yön duygusu verebilmek başka şey…

CHP, bunu biliyor mu?

Cumhuriyet’i kuran siyasi gelenek, bir zamanlar son derece radikal bir dönüşüm hareketiydi. Osmanlı bakiyesinden modern bir ulus yaratmaya çalışıyordu. Hukuku değiştiriyor, eğitimi dönüştürüyor, kadın haklarını genişletiyor, ekonomiyi yeniden kuruyordu.

Bugünün CHP’si ise çoğu zaman geleceği kurmaya çalışan bir hareketten çok kendisini, başındakini, hasılı kelam günü kurtarmaya çalışan bir hava içinde 

Sürekli savunmada…

Sürekli kontrollü…

Oysa siyaset biraz da insanlara başka bir hayatın mümkün olduğunu gösterebilme sanatıdır.

Mustafa Kemal’in yaptığı tam olarak buydu.

Anadolu’nun en karanlık günlerinde bile insanlara “başka bir ihtimal” olduğunu gösterdi.

Bugün CHP’ye yönelik operasyonlar sürerken toplumun önemli bir kısmında oluşan duygu yalnızca öfke değil; aynı zamanda yorgunluk.

Operasyonlar…

Gözaltılar…

Tutuklamalar...

Siyasi yasak tartışmaları…

Mahkeme süreçleri…

Televizyon linçleri…

Günün sonunda CHP’nin içinden bir türlü çıkamadığı o savunma psikolojisi…

İşin acı tarafı şu:

Bir zamanlar Anadolu’nun en imkânsız koşullarında devrim yapan siyasi gelenek, bugün savruldukça savruluyor.

Mustafa Kemal’in adı var… Ama en belirleyici özelliği olan akılcılığı, cesaretiyok.

Belki de bugünkü CHP’nin en büyük sıkıntısı, Mustafa Kemal’i yeterince özümseyememiş olmak.

Çünkü Mustafa Kemal yalnızca bir devlet kurmadı.

Kurtuluş Savaşı boyunca da Cumhuriyet devrimleri sırasında da topluma eziklik hissi bulaştırmadı. İnsanların başını öne eğdirmedi. Sürekli “yapabiliriz” duygusunu diri tuttu.

Ya bugün?

İktidarın siyasî şamar oğlanına dönmüş durumda.

Her operasyon sonrası biraz daha savunmaya çekilen…

Her saldırı sonrası biraz daha içe kapanan…

Her kriz sonrası biraz daha özgüven kaybeden bir görüntü veriyor.

Oysa 19 Mayıs’ın özü tam olarak yenilmişliği reddetmektir, acaba bugünün CHP'sini yönetenler bunun farkında mı diye soralım ve yazımıza noktayı koyalım.