Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış haberleri bul
ve ve
ve ve
ve ve
Temizle
Euro
Arrow
55,6697
Dolar
Arrow
48,8498
İngiliz Sterlini
Arrow
64,4988
Altın
Arrow
6746,6440
BIST
Arrow
13.000

Kolay para diye diye…

Haberlerini algoritmaya bırakma, hangi kaynağı okuyacağına sen karar ver. 12punto'yu tercih ettiğin kaynaklar arasına ekle!

Hafızalarımızı tazeleyerek başlayalım.

Mehmet Aydın adında 1991 doğumlu oğlan çocuğu, 2016’da Çiftlik Bank adında bir sistem kurmuştu.

İnsanlara sanal inekler satacaktı.

Mesele son derece basitti, çiftlikte inekler büyüyecek, süt verecek, para kazandıracak, buradan gelecek para, yatırımcılara dağıtılacaktı.

Üstelik kazanç öyle böyle değildi.

Bir yıl içinde yüzde 100 kâr vadediyordu. Kısa sürede çok sayıda insan sisteme girdi. Bundan iyisi Şam’da kayısı olurdu; çalışmadan, çabalamadan, alın teri dökmeden kolay yoldan para kazanacaklardı.

Binlerce kişi parasını hiç düşünmeden, hiç sorgulamadan yatırdı.

2017’de sistem hızla büyüdü. Ancak birilerinin de dikkatini çekti. Resmi inceleme başlatıldı ve bunun bir piramit satış sistemi olduğu tespit edildi. 

SPK, 2017 sonunda suç duyurusunda bulundu. 

Para yatıranların önemli bölümü kendilerine kurulmuş tezgâhı, ancak 2018’de ödemeler aksayınca fark etti.

Çömlek patladı, hak sahipleri avucunu yaladı.

İşleri çarşafa dolayan Mehmet Aydın 2018’in mart ayında tası tarağı topladı, tabanları yağladı, yurtdışına kaçtı.

Savcılık, bir ay içinde hakkında iddianame hazırladı, 31 Mayıs’ta Türkiye, Mehmet Aydın'ın iadesi için kaçtığı Brezilya’dan talepte bulundu. 3 Temmuz 2021’de de bu ülkeden Türkiye'ye getirildi ve gözaltına alındı. 

2018'de “sanal çiftlikten yüksek kazanç” vaadiyle insanları peşinden sürükleyen Tosuncukla patlak veren skandal hafızalardaki tazeliğini hala koruyor. Üzerinden çok uzun zaman geçmedi.

Hal böyleyken….

Yurdum insanına bu kez inekleri değil, ne idüğü belirsiz “fon” sistemini bir güzel yedirdiler. 

Hikâyenin özü aynıydı.

Yine para ver, bekle ve zengin ol.

Fon skandalında elbette çok daha karmaşık bir finansal mekanizmadan söz ediyoruz. Bazı fonlar borsada dolaşımdaki hisselerin çok büyük bölümünü topladı, bu hisselerin fiyatlarını yukarı taşıdı, yükselen fiyatlar fonların değerini ve performansını artırdı, yüksek getiri de yeni yatırımcının parasını çekti.

Krizin görünür hale gelmesi Pusula Portföy'ün bazı fonlarda yatırımcıların para çekme taleplerini zamanında karşılayamadığını açıklamasıyla başladı. 

Ardından Tera'da da benzer ödeme sorunları ortaya çıktı.

Yani sistem çalışırken herkes kazanıyor gibi görünüyordu. Para geliyor, fiyat yükseliyor, getiri yükseliyor, getiri yükseldikçe daha fazla para geliyordu.

Ta ki birileri parasını geri isteyene kadar.

Fon skandalının bugün geldiği noktaya bakın. Ortaya çıkan tablo gerçekten ağır.

Meselenin karışık finansal mekanizmalarına ve hukuki sürecine ilişkin ayrıntılara kendi adıma pek takılmıyorum.

Ele almamız gereken yalnızca fon yöneticileri, portföy şirketleri veya SPK'nın denetim mekanizması değil.

Asıl, bizim toplum olarak ne hale geldiğimizi konuşmamız gerekiyor.

Meselenin, psikososyal arka planı son derece önemli! Türkiye’de ne zaman büyük bir vurgun ortaya çıksa, skandal patlasa aynı soruyu soruyoruz:

Bu insanlar nasıl kandı?

Sonra da cevabı çok uzaklarda arıyoruz.

Denetim zayıftı…

Kurumlar görevini yapmadı…

Sistem açık verdi…

Birileri piyasayı manipüle etti…

Bunların hepsi doğru.

Ama bir soruyu daha sormak gerekiyor:

Peki insanlar neden bu ve benzeri tuzaklara düşmek için nasıl böylesine gönüllü olabiliyor?

Çünkü Türkiye’de giderek büyüyen ve ne yazık ki tedavi edilmesi son derece zor olan bir hastalığımız var:

Kolay para kazanma tutkusu!

Gelin yakın gözlüğümüzü takalım.

Siyasal İslamcı iktidar ile krediye erişimin, tüketimin ve finansal sisteme katılımın olağanüstü genişlediği bir dönem başladı. İktidar bir yandan kendi yandaşını zengin ederken diğer yandan kemik bir seçmen tabanı yaratmak için para musluklarını açtı.

Rakamlar ortada.

Merkez Bankası verilerine göre hanehalkının finansal borcunun GSYH'ye oranı 2002'de yüzde 2 düzeyindeyken 2013'te bu oran yüzde 20'ye kadar çıktı. Tüketici kredileri ve kredi kartlarının nihai tüketim içindeki payı hızla yükseldi.

Bunun ekonomik nedenleri vardı.

Düşen enflasyon, düşen faizler, kredi piyasasının büyümesi, bankacılık sisteminin yaygınlaşması falan.

Bunların hepsi gerçek.

Ama ekonomik dönüşümün kültürel sonuçları da oldu.

Tüketmek kolaylaştı.

Borçlanmak kolaylaştı.

Gösteriş büyüdü.

Zaman içinde zenginliğin kendisinden çok zengin görünmek önem kazandı.

AKP’nin 2002'den bu yana şekillendirdiği ekonomik ve toplumsal iklim, tüketim ve krediye dayalı yaşam biçimini olağanlaştırdı. Bunun sonucunda “çalış, üret, biriktir” anlayışının karşısına giderek “fırsatı yakala, parayı büyüt, hayatı kaçırma” anlayışı çıktı.

Bir gecede köşeyi dönmek…

Bir arsayı alıp birkaç ay sonra satmak…

Kripto paradan servet yapmak…

Bir tanıdığın söylediği “garanti” yatırıma girmek…

Bir fonun yüzde 100 getiri yaptığını görüp, “Ben de gireyim” demek…

Lafı uzatmayalım, bütün bunların arkasında aynı psikoloji var:

“Emek verip uğraşmayayım, para hemen gelsin”

Oysa bu ülkenin eski insanı başka türlü düşünürdü.

Tarlaya tohum atardı, aylarca beklerdi, dükkân açardı, sabah kepengikaldırır, akşam indirirdi; bir ev almak için yıllarca para biriktirirdi.

Çocuğuna dükkân bırakırdı.

“Alın teri” derdi.

“Helal kazanç” derdi.

“Damlaya damlaya göl olur” derdi.

Şimdi ise yurdum insanı göl olsun diye beklemek istemiyor! Ya da bir damlayla göl olsun diye bakıyor. 

Çiftlik Bank bu yüzden bu kadar öğreticiydi. İnsanlar güya hayvancılıktan para kazanacaklardı. Aslında inek değil, kolay zenginlik hayali satın almışlardı.

Bugünkü fon skandalında satılan şeyin yalnızca fon payı olup olmadığı tartışılmalı. Çünkü yüksek getiri hikâyesi, yatırımcının açgözlülüğünü de harekete geçiriyor.

“Adamlar yüzde 200 kazanmış, ben niye kazanmayayım?”

Fon skandalının bize vermesi gereken en önemli ders belki de burada. Elbette SPK'nın neyi ne zaman gördüğü, Borsa İstanbul'un hangi işlemleri nasıl izlediği, kamu kurumlarının neden daha erken müdahale etmediği ve soruşturmanın sonunda kimlerin hangi suçlardan sorumlu tutulacağı bütün ayrıntılarıyla ortaya konulmalı.

Ama devlet denetimi ne kadar güçlenirse güçlensin, insanın para hırsını düzenleyen bir yapı kurulamayacağı da açık.

Kolay para isteyen insan, sonunda kolay para vaat eden birini buluyor. Bu ülkede zengin olmanın yolu yıllarca çalışmak, üretmek, yatırım yapmak, riskleri hesaplamak yerine hâlâ “bir tüyo almak” olarak görülüyorsa, yarın başka bir fon çıkar, başka bir uygulama çıkar, başka bir “fırsat” çıkar, başka bir mucize yatırımcı çıkar.

Yurdum insanı da milyonlarca lirasını bir yerden başka bir yere akıtır.

Sonra hep birlikte sorarız:

“Nasıl oldu da kandılar?”

Belki de asıl soruyu değiştirmemiz gerekiyor:

“Neden hepimiz kolay yoldan zengin olabileceğimize inanmak istiyoruz?”

Çünkü finansal okuryazarlığın olmadığı yerde açgözlülük, dolandırıcının en güçlü sermayesidir. Yurdum insanı artık birikimini nereye koyacağını öğrenmeden önce, paranın nasıl kazanıldığını öğrenmek zorunda.

Çünkü kolay para diye bir şey yok.

Sadece kolay para kazanacağınıza sizi inandıranlar var, diyerek yazımıza noktayı koyalım.