Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış haberleri bul
Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış haberleri bul
ve ve
ve ve
ve ve
Temizle
Euro
Arrow
50,2247
Dolar
Arrow
42,7762
İngiliz Sterlini
Arrow
55,5755
Altın
Arrow
6516,2684
BIST
Arrow
10.729

Çömlek patladı

Trump, ilk kez çıkıp “Grönland’ı almak istiyoruz” dediği vakit çoğu insan gülüp geçti.

Ciddiye alan pek olmadı.

Batı medyası meseleyi bir “tuhaflık”, bir “Trump şovu” hatta diplomatik bir garabet olarak sundu.

ABD, NATO üyesi bir ülkenin toprağına nasıl göz koyabilir, göz koymakla kalmayıp “burayı illa bana vereceksin” diyebilirdi!

Bu yaklaşım NATO'nun fişini tamamen çekeceğinden kimse Washington'daki klasik devlet aklının yeşil ışık yakacağına ihtimal vermedi.

Ancak meselenin şaka ya da anlık bir hezeyan olmadığı kısa sürede ortaya çıktı.

Trump gayet ciddiydi.

Yaşlı kıtada çarşı karıştı.

Namus belasına demeyelim ama “sıranın bize gelme ihtimali de var” diye düşünmüş olmaları kuvvetle muhtemel ki Avrupa'nın burnu havada siyasetçileri peş peşe Danimarka'ya arka çıkmaya başladı.

Ortaya saçılan diplomatik cümlelerin, Atlantik'in öbür kıyısında hiçbir etkisi olmadığını gördük.

Aksine Trump, bu kez Danimarka’ya destek veren, Grönland'ın ABD'ye devredilmesine “hayır” diyen sekiz Avrupa ülkesini hedef tahtasına koydu.

Avrupa'da alarm zilleri çalmaya başladı.

Bu ülkelerden gelen mallara gümrük vergisi uygulama kararı aldı. Batı ittifakı kelimenin tam anlamıyla çatırdadı.

Listede Danimarka'nın yanısıra Norveç, İsveç, Fransa, Almanya, Birleşik Krallık, Hollanda ve Finlandiya var.

Bu vergiler 1 Şubat'tan itibaren yüzde 10 oranında başlayacak eğer Grönland’ın “tam ve eksiksiz satışı” için bir anlaşmaya varılamazsa 1 Haziran 2026’dan itibaren yüzde 25’e yükselecek.

Mesele gayet ciddi.

Avrupa ekonomisi çöküşün eşiğine gelir, kimsenin kuşkusu olmasın. Dünya ekonomisine pek müspet aksetmeyeceği de muhakkak.

Gelin yakın gözlüğümüzü takalım.

Yaşlı kıta ile yeni dünya arasındaki mal ve hizmet ticaretinin toplam değeri 2024 yılı itibarıyla yaklaşık 1,5 trilyon dolar seviyesindeydi.

Bunun, küresel ticaretin yaklaşık dörtte biri olduğunu düşünebiliriz.

Yani iki taraf ekonomik olarak birbirine bağımlı. Dünyanın en büyük ikili ticaret ve yatırım ortakları,  en bütünleşik ekonomik ilişkisine sahipler.

ABD'deki milyonlarca iş, AB-ABD ticareti ve yatırımıyla bağlantılı.

Ama mal ticareti tamamen AB’nin lehine, ABD'ye 605 milyar dolar seviyesinde ihracat yapıyor. ABD'nin AB'ye yaptığı ihracat ise 370 milyar dolar kadar.

Yani, 235 milyar dolarlık bir açık söz konusu.

Son 10 yılda AB'nin ABD'ye olan ihracatı yüzde 44 oranında arttı. Almanya ve Fransa bu işte başı çekiyor. Makine teçhizat, kimya, ilaç, lüks tüketim mallarının satışında açık ara öndeler.

İşte Trump’ın yıllardır, “Avrupa bizi sömürüyor” diye bağırmasının nedeni de bu.

Rakamlar doğru ancak bu, hikâyenin sadece yarısı.

Hizmet sektöründe ABD’nin açık ara üstünlüğü var.

ABD'nin AB'ye hizmet ihracatı 295, AB'nin ABD'ye yaptığı ise 206 milyar dolar. Burada ABD lehine 90 milyar dolarlık bir fazla olduğunu görüyoruz. Finans, sigorta, yazılım, dijital platformlar, danışmanlık, savunma ve teknoloji lisansları gibi alanlarda ipi elinde tutuyor.

Yani burada parayı toplayan taraf.

Trump, katma değeri en yüksek olan sektörlerin yüksek kâr marjı, stratejik güç ve uzun vadeli bağımlılık yarattığının farkında.

Ez cümle, “ABD’nin güvenlik şemsiyesi bedava değil” diyerek Avrupa ile 2'nci Dünya Savaşı'ndan sonra kurulan, Sovyetler Birliği'nin yıkılmasından sonra da genişletilen masayı bir güzel dağıttı.

Ticareti, güvenliğin uzantısı hâline getirip, oyunun kurallarını değiştirdi.

Peki Trump, böylesine birbirine bağımlı bir ekonomik-ticari ekosistemi düzeltmek ve ABD lehine çevirmeye çalışmak yerine neden külliyen berhava etmeyi göze aldı.

Bunda, ABD'nin yeni yeni palazlanmaya başlayan tekno-feodal sınıfının büyük etkisi olduğunu söyleyelim. Onlar, bütün kontrolü ele alacakları yeni bir sistem için eski yapının yıkılmasını istiyor.

Beyaz Saray'da borularını öttürüyorlar.

Grönland'ı stratejik önemi haiz bir coğrafya olarak görüyorlar. Mesele  Arktik‘in kapı eşiğinde olması değil. Mesela sadece iklimi bile önümüzdeki yüzyılda dünyayı idare etmesini planladıkları 'yapay zeka' teknolojisinin hayat kaynağı olan 'server'lar için adeta biçilmiş kaftan.

Devam edelim...

Hasılı kelam, Trump böyle bir karar alınca Avrupa tepki göstermekte gecikmedi.

AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen de AB Konseyi Başkanı da gümrük vergilerinin “tehlikeli bir sarmala yol açma riski taşıdığını” uyarısında bulundu.

Asıl dikkat çeken açıklama, İngiltere Başbakanı Keir Starmer'den geldi. Bu kararın tamamen yanlış olduğunu söyledi, “NATO müttefiklerine karşı böyle bir adım kabul edilemez” dedi.

Beyaz Saray'dakiler açıklamasını ne kadar ciddiye almıştır, bilmiyoruz ama ABD'nin İsrail dışında gerçek anlamda “stratejik işbirliği” yaptığı diğer ülkenin Birleşik Krallık olduğu düşünülürse, Trump'ın bu kararıyla Londra'daki oyun kurucuların Washington'daki ayağının fena halde boşa çıktığını söylememiz mümkün.

Peki, İngiltere, ABD ile politik ve stratejik açıdan bir cepheleşmeyi göze alabilir mi?

Kolay değil.

Bunun küresel anlamda farklı noktalarda uç vermesi muhtemel sonuçları olacağını elbette  hesaplıyorlardır.

Kafalarında kırk tilki dolaştırıyor olsalar da, Trump açısından meselenin son derece basit olması İngiltere'yi zor bir tercihle karşı karşıya bırakabilir.

Mesela yarın öbür gün Londra'dan birileri çıkıp Batı ittifakının krize girmemesi için bu meseleye tarafların rıza göstereceği bir formül bulalım, derse şaşırmayalım.

Yani, İngiltere bugünkü politik pozisyonundan tornistan edebilir.

Diğerleri meseleye daha açık bir perspektiften bakıyor.

Mesela, İsveç Başbakanı Ulf Kristersson, tehdidi “şantaj” olarak nitelendirdi ve buna boyun eğilmeyeceğini, Fransa Cumhurbaşkanı Macron gibi diğer liderler de bu tür zorbalığın uluslararası normlara aykırı olduğunu filan söyledi ama Atlantik'in öbür kıyısında ne kadar kaale alınır, orası meçhul.

Lafı uzatmayalım, Batı ittifakı uzun süredir zaten alarm sinyalleri veriyordu. Özellikle İngiltere'nin Brexit süreci ile birlikte gözle görünür olan bu çözülme, Ukrayna savaşı ile birlikte bir miktar ötelenmiş gibi olsa da Trump'ın ticaret ve güvenlik siyasetini birleştirerek bunu müttefiklerine baskı aracı haline getirmesi, Avrupa jeopolitiğini iyiden iyiye çıkmaza soktu.

Müttefik ülkelerin ekonomik ve politik açıdan bu tehdidi güçlü biçimde reddediyor olmasının pratikte bir anlamı yok.

Çünkü, bu durum, sadece basit bir tarife meselesi değil; beraberinde güven ilişkilerinin, ittifak sadakatinin ve uluslararası hukuk ilkelerinin sorgulanmasını da getirdi. Bu da Batı'nın dengelerini kuvvetli biçimde sarstı.

Tarihi bir dönemeçteyiz.

Bu kriz nasıl nihayetlenir, meseleye dair muhtemel birkaç senaryoyu da bir sonraki yazının konusu yapalım, diyerek şimdilik noktayı koyalım.