Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış haberleri bul
Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış haberleri bul
ve ve
ve ve
ve ve
Temizle
Euro
Arrow
51,4850
Dolar
Arrow
44,4973
İngiliz Sterlini
Arrow
58,7512
Altın
Arrow
6806,2388
BIST
Arrow
10.729

Hürmüz’ün görünmeyen yüzü: Koz mu, kırılganlık mı?

Ortada son derece hassas bir denge var. Hürmüz Boğazı uluslararası stratejik denklemin tam kalbinde duruyor.

Sadece bölgesel değil küresel sistemin ritmini belirleyen bir merkez gibi!

Bugün İran, Hürmüz üzerinden dünya enerji damarına dokunabilen birkaç aktörden biri.

Diyelim ki, jeoekonomik kaldıraç!

Geçiş maliyetlerini artırarak, risk algısını yükselterek, küresel enerji piyasalarını tedirgin ederek pazarlık gücünü artırabiliyor.

Üstelik bu etki fiziksel akışla sınırlı olmadığı gibi beklenti yönetimi üzerinden de piyasalara sirayet ediyor.

Son derece mühim!

40 gün süren savaşın bilançosuyla, bütün dünya bunu güzelce anlamış oldu. Sadece devletler değil, enerji şirketleri, sigorta piyasaları, küresel ticaret aktörleribu gerçeği hatırladı.

Biz, söz konusu kartın görünmeyen yüzüne dikkat çekelim.

Uzun vadede bu tür bir kaldıraç, aynı zamanda tersine işleyebilecek riskleri de barındırıyor. Şunu çok iyi biliyoruz, küresel sistem stratejik kırılganlıkları kalıcı hale getirmez; alternatif yollar ve çözümler üretir.

Yakın tarih bunun örnekleri ile dolu.

Hatta çoğu zaman krizler, sistemin kendini yeniden üretmesinin bahanesi olur.

Tahran yönetiminin, ABD'ye karşı çok ciddi bir kazanım elde etmişken, şimdi hesabını kitabını çok iyi yapması lazım.

Çünkü kazanımı korumak, elde etmekten çoğu zaman daha zordur.

Şimdi şu soruyu soralım:

İran, bugün elindeki en güçlü kozu oynarken, aslında o kozu diğer yandan değersizleştiriyor olabilir mi?

Cevabı, düşündüğümüzden biraz daha karmaşık.

Çünkü sadece “güç” üzerinden denklem kurmuyoruz, burada zaman, sabır ve sistemin adaptasyon kapasitesi devreye giriyor.

Hürmüz’ün sürekli kriz alanı haline gelmesi, orta ve uzun vadede alternatif güzergâhların hızlanmasına neden olacaktır.

Kimsenin kuşkusu olmasın.

Süreci “lineer” olarak görmemek lazım; kriz derinleştikçe ve çözümsüz kaldıkça alternatif üretme çabalarının hızlandığını biliyoruz.

Bu sadece bir “ihtimal” olmaktan çok küresel enerji sisteminin refleksi.

Risk neredeyse alternatif oraya karşı inşa edilir. Bunun altını kalın kalemle çizmiş olalım. Hatta bu, enerji jeopolitiğinin en temel kuralıdır.

Bugün masada olan başlıklar açıkça gösteriyor.

Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri’nin farklı çıkış hatları…

Bu ülkeler, enerji ihracatını tek bir boğaza mahkûm etmenin riskini uzun süredir azaltmaya çalışıyor.

Irak-Türkiye enerji koridorunun yeniden stratejik değer kazanması…

Bu hat, sadece ekonomik değil jeopolitik bir alternatif olarak da öne çıkıyor.

Kızıldeniz bağlantılarının daha fazla konuşulması…

Süveyş hattı ve çevresindeki yeni lojistik planlar, alternatif arayışın bir parçası.

LNG arzının çeşitlenmesi ve taşınabilir enerji ticaretinin hızlanması…

Boru hatlarına bağımlılığı düşüren bu model, aynı zamanda esneklik sağlıyor.

Bunların her biri Hürmüz’e olan bağımlılığı azaltmaya dönük hamleler.

Dikkat edilirse, bunlar henüz başlangıç aşamasında bile ciddi yön bir değişimini işaret etmekte.

Yani İran bugün en güçlü kozunu oynarken, aslında o kozun gelecekteki değerini aşındırıyor olabilir.

Yani Tahran’ın avantajı sınırsız değil.

Aksine, zamana karşı yarışan bir avantajdan söz ediyoruz. Süre uzadıkça avantajın erime ihtimali artıyor.

Burada uluslararası siyasetin klasik paradokslarından birisine işaret etmek lazım. Kısa vadede “kuvvet” uzun vadede “zayıflığa” dönüşebilir. İran’ın Hürmüz kartı şimdi tam olarak böyle bir noktada duruyor.

Kriz anlarında etkili, pazarlıkta değerli, psikolojik üstünlük sağlayan bir enstrüman…

Ama sürekli kullanıldığında, sistemin kendisini yeniden tasarlamasına neden olan bir tetikleyici. 

Bu da oyunun kurallarını zamanla değiştiren bir süreç.

İşte görünmeyen yüz burası.

Bugün tankerlerin geçişini zorlaştırarak elde edilen avantaj, yarın o tankerlerin başka rotalara kaymasıyla anlamını yitirebilir.

Bugün sigorta maliyetlerini artırarak yaratılan baskı, yarın yeni ticaret düzenekleriyle bypass edilebilir.

Hatta teknoloji ve finansal enstrümanlar, bu geçişi beklenenden daha hızlı hale getirebilir.

Yani, Hürmüz'ü sadece bir güç değil, aynı zamanda bir imtihan olarak görmek mümkün. 

Bu imtihanda asıl mesele, o gücün ne kadar sürdürülebileceğidir. 

Sürdürülebilirlik, ekonomik ve sistemsel bir mesele haline geldi. Sadece askeri çerçeve içinde düşünmek hata olur.

Peki buradan sonra ne olacak?

Naçizane benim projeksiyonum şöyle:

Büyük ölçekli bir sıcak savaş ihtimali kısa vadede düşük. 

Çünkü ne Washington ne de Tahran, şu aşamada bunun maliyetini üstlenmek istemez.

ABD için bu, yeni bir Ortadoğu bataklığı riski demek.

İran için ise rejim güvenliğini doğrudan tehlikeye atacak bir tırmanış. Üstelik iki taraf da savaşın sonucunun öngörülemez olduğunun farkında.

Ama bu çatışmanın bittiği anlamına gelmiyor.

Tam tersine şekil değiştiriyor. Daha görünmez, daha dağınık ama bir o kadar da etkili forma eviriliyor.

Önümüzdeki dönemde hibrit savaşın derinleşmesini beklemek daha gerçekçi olacaktır.

Deniz ticaretine yönelik baskılar, yaptırımların genişletilmesi, siber saldırılar, vekil güçler üzerinden yürütülen çatışmalar…

Bunların her biri, doğrudan çatışmadan kaçınırken karşı tarafa maliyet üretmenin yolları.

Yani savaş artık cephede değil; siber ağlarda, limanlarda, piyasada ve gölgede sürecek. Görünürlüğü azalacak ama etkisi genişleyecek.

Bu yeni dönemde mermilerin yerini verinin, tankların yerini finansın, cephelerin yerini tedarik zincirlerinin almasını bekleyebiliriz. Gürültü azalıyor gibi görünse de aslında çatışma daha karmaşık ve daha yaygın hale gelecek.

Orta vadede üç başlık öne çıkabilir:

Birincisi, Hürmüz rejimi. İran, geçiş üzerindeki fiili kontrolünü bir pazarlık unsuru olarak kullanmayı sürdürecek. Her kriz anında kart yeniden masaya sürülecek. Ancak her kullanım, kartın aşınma hızını artıracak. Bu da bir noktadan sonra etkinliğinin azalması riskini beraberinde getirecek.

İkincisi: ekonomik çevreleme. ABD, doğrudan askeri müdahaleyle sonuç alamadığını gördükçe İran’ın gelir kanallarını hedef almaya devam edecek. Petrol, finans, lojistik… Baskı bu alanlarda yoğunlaşacak. Bu, klasik bir kuşatma stratejisi ama modern araçlarla yürütülen bir versiyonu. Bu strateji sabır üzerine kurulu.

Üçüncüsü: Vekil cepheler. Lübnan, Irak, Suriye ve Yemen hattı yeniden ana mücadele alanına dönüşecek. Çünkü büyük güçler doğrudan çarpışmak yerine, başkaları üzerinden maliyet üretmeyi tercih eder. Bu çatışmayı daha da yayar ama görünürlüğünü azaltır. Aynı zamanda istikrarsızlığı kalıcı hale getirme riski taşır.

Sonuçta ortaya çıkan tablo şu:

Bugün masada yüksek sesli askeri gösteri ABD tarafında. Soğukkanlı siyasi direnç ise İran’da. ABD ve müttefikleri askeri kapasiteyi sergiledi. Ama bunu henüz herkesin görebileceği siyasi sonuca dönüştüremedi. Gürültü var, güç var ama netice henüz yok.

İran ise askeri olarak üstün olmasa da oyunun dışına düşmedi. Kuralları tamamen kabul etmedi. Hâlâ pazarlık yapabilen bir aktör olarak masada. Bu da onu, zayıf ama etkisiz olmayan bir oyuncu haline getiriyor.

Kristal küreye ihtiyacımız yok ama önümüzdeki günlerin gelişmeleri, bunların tamamen dışında ve kimsenin hayal edemediği yeni kırılmalara gebe olabilir, yazıyı bağlamadan bunu da söyleyelim, diyerek noktayı koyalım.