Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış haberleri bul
Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış haberleri bul
ve ve
ve ve
ve ve
Temizle
Euro
Arrow
51,5295
Dolar
Arrow
44,1857
İngiliz Sterlini
Arrow
59,3237
Altın
Arrow
7329,2471
BIST
Arrow
10.729

İran'dan kahramanlık hikayesi değil maliyet hesabı çıktı!

ABD ve İsrail’in İran’a başlattığı saldırının üzerinden on gün geçti.

Ekranların başında savaşla yatıp savaşla kalkıyoruz. Meselenin insani boyutu kelimenin tam anlamıyla içler acısı. Dünyanın gözleri önünde bir trajedi yaşanıyor, insanlığın vicdanı kanıyor.

Bu, üç beş aklı evvel dışında kimsenin onaylamadığı bir savaş.

İran’daki Orta Çağ rejimini eleştirme hakkımız elbette saklı. Amma velâkin mollalara karşı olmak, bu emperyalist saldırganlığa sessiz kalacağımız anlamına gelmez.

28 Şubat’tan bu yana İran çok ağır darbeler aldı. Dinî liderini ve üst düzey askerlerini kaybetti. Başta Tahran olmak üzere büyük şehirleri bombaların ve füzelerin hedefi oldu. Telekomünikasyon altyapısı, sanayi tesisleri ve kamu binaları ciddi hasar gördü.

Ama buna rağmen direnmeye devam ediyor.

Bütün bunlara bakınca Trump için de işlerin tam olarak yolunda gittiğini söylemek zor. “Bu iş ha bitti ha bitecek” havasında, sağda solda rahat rahat arzı endam ediyor.

Fakat İran çakırga dikeni gibi…

Sağını solunu çiziyor, kanatıyor, canını yakıyor.

Dolayısıyla bugün geldiğimiz noktada İran meselesinden bir kahramanlık hikâyesi çıkarmasının artık sadece iyimser bir yanılgı değil, gerçek dışı bir beklenti olduğunu görüyoruz.

Üstelik savaşın ekonomik faturası şimdiden büyümeye başladı.

Özellikle petrol fiyatlarındaki sert artış Trump’ın hesaplarını altüst etmiş durumda. Çevresindeki risklerin artmasıyla petrol fiyatları varil başına neredeyse 120 dolara dayandı. Son dört yılın en yüksek seviyesine çıktı.

Bu tablo yalnızca Ortadoğu’yu değil, küresel ekonomiyi de sarsıyor.

Petrol fiyatlarındaki yükseliş küresel enflasyon beklentilerini yukarı çekiyor. Gelişmiş ekonomiler için yeniden bir stagflasyon ihtimali konuşulmaya başlandı.

Bunun faturası elbette ABD’li tüketicilere de yansıyor. Enerji maliyetleri artıyor, üretim ve taşımacılık giderleri yükseliyor, enflasyon gündelik hayatı doğrudan etkiliyor.

Trump’ın bunu “küçük bir bedel” olarak tanımlamasıyla anladık ki ülkesindeki ekonomik gerçeklikten de kopuk.

Petrol fiyatlarındaki yükselişi umursamadığını dile getirmesi belki siyasi bir söylem olabilir. Ama halkın cüzdanına yansıyan gerçekler çok daha acımasız.

Enerji maliyetleri yükselir.

Üretim pahalanır.

Taşımacılık giderleri artar.

Sonunda enflasyon yükselir.

Hasılı kelam, Trump’ın yazmak istediği “kahramanlık hikâyesi” giderek bir bahane üretme stratejisine dönüşüyor.

Şimdi “bu savaş zaten yapılması gereken bir şeydi” diyerek savunma pozisyonuna geçmiş durumda.

Bu savunmayı yiyen kaldı mı, orası ayrı mesele.

Trump ve Netanyahu’nun İran’a saldırırken hedeflerinden biri Tahran’ın petrol gelirlerini kesmekti. Böylece İran’ı ekonomik baskı altına almayı planlıyorlardı.

Fakat ortaya çıkan tablo bunun tam tersini gösterdi.

İran petrolünün piyasadan çekilmesi ve Hürmüz Boğazı’ndaki belirsizlik küresel petrol arzını tehdit eder hale geldi.

Sonuç açık:

Petrol fiyatları yükseldi.

Piyasalarda risk primi arttı.

Üstelik bu durum Irak gibi Körfez ülkelerinde üretimin düşmesine de yol açtı. ABD-İsrail saldırılarının ardından Irak’ın ham petrol üretimi yüzde 60’a yakın geriledi.

Bu da zaten hassas olan küresel petrol arzında yeni bir daralma anlamına geliyor.

Açık konuşalım…

Petrol fiyatlarının uzun süre yüksek kalması yalnızca ABD’de değil, dünya ekonomisinin tamamında büyüme üzerinde baskı yaratacaktır.

Avrupa’da enerji maliyetleri yeniden yükselirken üretim maliyetleri artacak, tedarik zincirleri zorlanacak ve ekonomik yavaşlama ihtimali güçlenecektir.

Bunu görmek için iktisatçı olmaya gerek yok.

Biraz iktisat okuryazarlığı olan herkes bu tabloyu okuyabilir.

Gelin şimdi biraz da önümüzdeki ihtimallere bakalım.

Trump’ın İran siyasetinin merkezinde “rejim değişikliği” hedefi var. İran’ı ABD için en büyük tehditlerden biri olarak tanımlıyor. Nükleer programını, balistik füze kapasitesini ve bölgesel nüfuz ağını zayıflatmayı amaçladığını söylüyor.

Fakat bu hedefe ulaşmak o kadar kolay görünmüyor.

İran koşulsuz teslimiyeti reddetti ve uzun soluklu bir direnişe hazır olduğunu ilan etti.

Bu durum Trump’ın “koşulsuz teslimiyet” beklentisini boşa çıkarıyor.

Washington’un önünde şimdi iki temel seçenek var.

Birincisi savaşın daha da derinleşmesi.

Bu seçenek Trump’ın ilk refleksi gibi görünüyor. Ancak petrol piyasalarındaki istikrarsızlık, küresel ekonomik riskler ve uzun süreli askerî yük ihtimali ABD içinde ciddi tartışmalar yaratabilir.

İkinci seçenek ise müzakere ve diplomasi.

Bu yol Trump’ın seçim kampanyasındaki sert söylemleriyle çelişiyor gibi görünse de ekonomik baskı ve iç siyasi dengeler Washington’u böyle bir çıkış arayışına zorlayabilir.

İran ile doğrudan ya da aracılar üzerinden yürütülecek bir müzakere süreci petrol piyasalarındaki gerilimi azaltabilir.

Ama bunun için taraflar arasında güven tesis edilmesi gerekir ki bu da işin en zor kısmı.

Sonuç olarak Trump’ın Ortadoğu’da bir zafer hikâyesi yazma arzusu ekonomik gerçekliğin ve jeopolitik sertliğin duvarına çarpmış görünüyor.

Bugün geldiğimiz noktada Trump’ın İran meselesini bir kahramanlık öyküsüne dönüştürme ihtimali giderek zayıflıyor.

Belki de yakında daha savunmacı, daha temkinli ve daha az popülist bir strateji arayışına girdiğini görebiliriz.

Çünkü ABD’de petrol fiyatlarının yükselmesi yalnızca ekonomik bir mesele değil, aynı zamanda ciddi bir iç siyasi maliyet anlamına geliyor.

Kongre’de Trump’a destek veren bazı çevrelerin bile artan savunma harcamaları, mühimmat stokları ve ekonomik riskler konusunda eleştiriler dile getirmesi boşuna değil.

Bütün bunlar Trump’ın dış siyasetini yeniden gözden geçirmek zorunda kalabileceğini gösteriyor, diyerek yazımıza noktayı koyalım.