Oturduk, cümbür cemaat, Amerika ve İsrail'in İran'a saldırmasıyla patlak veren savaşı ekranlardan izliyoruz.
Reklam arası niyetine de Trump'ın abuk subuk açıklamalarını...
“Delidir ne yapsa yeridir” diye düşünmeyelim. Bu kadar basit değil, yanı başımızda 21. Yüzyılın belki en önemli paylaşım savaşlarından biri yaşanıyor.
Önümüzdeki resimde siyasal, stratejik ve ekonomik açıdan gayet yüksek bir alan derinliği mevcut.
Yakın gözlüğümüzü takalım;
Mesele ilk bakışta nükleer program, bölgesel güvenlik ya da “rejim tehdidi” gibi başlıklarla ambalajlanabilir.
Ama resmin tamamını anlatmaktan uzak kalır.
Burada mesele edilen ne sadece İran'ın nükleer dosyasıdır ne de klasik anlamda molla rejiminin meşruiyetine dair bir tartışmadır.
Mesele doğrudan enerji ile ilgilidir.
Daha doğrusu, enerji üzerinden kurulan, kurulmaya çalışılan yeni küresel güç dengeleriyle.
Altını kalın kalemle birkaç defa çizmiş olalım.
Lafı dolandırmadan söylemekte yarar var; İran’dan ne bir Suriye çıkar ne de bir Venezüella.
Bugün İran, ne 2011’in Suriye’sidir ne de ekonomik çöküşle siyasal meşruiyetini kaybetmiş bir Latin Amerika ülkesi.
İran, içerideki ekonomik ve sosyal bütün sıkıntılarına rağmen, güçlü devlet geleneğini koruyagelmiştir; köklü bir bürokrasiye, ideolojik omurgası sertleşmiş bir güvenlik aygıtına ve her şeye rağmen ciddi bir toplumsal mobilizasyon kapasitesine sahiptir.
1979’daki İran Devrimi sonrasında oluşan sistem, kırılgan değil; aksine dış tehditlerle beslenerek kuvvetli şekilde tahkim olan bir yapıdır.
Elbette, ortaçağ artığı molla rejimini kutsamıyoruz. Halkın çilesini görmezden gelmiyoruz. Yanlış anlamalara mahal vermeyelim.
Amma ve lakin olanı biteni bütün açıklığı ve arka planı ile ortaya koymak da boynumuzun borcu.
Devam edersek;
Amerika'nın İran’a yönelik hamlesini anlamak için Tahran’a değil, Pekin’e bakmak gerekir.
Bu dosyalara aşina herkesin bildiği gibi Çin’in büyüme modelinin en kritik kaynaklarından biri Orta Doğu petrolüdür. İran ise Çin için maruz kaldığı bütün yaptırımlara rağmen istikrarlı ve stratejik bir tedarikçidir.
Yani Çin, İran’ın en büyük petrol müşterisidir.
Rakamlara şöyle bir bakalım;
2025’te İran’dan Çin’e ortalama günlük ortalama 1,38 milyon varil petrol ihraç edildi.
Bu, İran’ın dünya piyasasına sattığı petrolün yaklaşık neredeyse yüzde 90'ını oluşturuyor. Aynı zamanda Çin’in deniz yoluyla yaptığı ham petrol ithalatının yaklaşık yüzde 13–14’ü demek.
Trump'ın takıntısı boşuna değil!
Çin'in büyümesinin önüne geçmek için öncelikle bu ülkeye gönderilen petrolün kesilmesi ya da kontrolünün Amerika'da olması lazım. Yoksa geri kalanı kelimenin tam anlamıyla hikaye olur.
Washington'dakiler Çin büyüdükçe Amerika'nın dünya üzerinde köpeksiz köyde çomaksız gezer gibi rahat hareket edemeyeceğini çok iyi biliyor. Askeri kapasite açısından olmasa da özellikle ekonomik açıdan bu böyle...
Gerçek anlamda çok kutuplu bir dünya düzeni, Washington'dakiler için adeta kabus senaryosu.
Venezüella’da işi tereyağından kıl çeker gibi hallettiler. Maduro'yu kaçırdılar, meseleyi kendilerince çözdüler, petrol vanasının başına çöktüler.
İran ise demir bir leblebi, kolay lokma değil.
Trump'ın buradaki derdi Çin’e giden petrol vanasını kontrol altına almak. Hatta, mümkünse Venezüella’da olduğu gibi o musluğun başına geçmek.
Amerika için İran’ın “demokratikleşmesi” ya da “reform yapması” tali başlıklar. Bunu gelişmeleri az buçuk takip eden herkes görüyor, biliyor.
Esas sıkıntıları, enerji akışını kontrol etmek ve Çin’in uzun vadeli stratejik derinliğini daraltmak. Bunu 21. yüzyılın büyük güç rekabetinin enerji cephesi olarak görebiliriz.
İsrail açısından ise tablo daha farklı ama tamamlayıcı. İsrail için İran, sadece bir devlet değil; varoluşsal tehdit olarak kodlanan bir aktör.
Bu nedenle Washington’un İran'a saldırmasının ana motivasyonu küresel ekonomik dengeleri kendi lehine çevirmekken İsrail'in motivasyonu ise güvenlik ve caydırıcılık.
Peki, İran neden Suriye olmaz?
Suriye iç savaşa sürüklenirken devlet aygıtı parçalandı, ordu bölündü ve dış müdahale çok aktörlü bir kaosa dönüştü. Her ne kadar başta Dini Lider Hamaney ve rejimin önde gelenleri öldürülmüş olsa da Devrim Muhafızları, ordu, istihbarat ve paramiliter yapılar arasındaki koordinasyon önemli ölçüde işliyor.
Amerika ve İsrail'in insafsızca yüklenmesine rağmen, İran füzeleri takır takır hedeflerini vuruyor. İsrail ve bu savaşa destek veren Körfez ülkeleri diken üstünde.
Ayrıca İran toplumu, dış müdahale algısı oluştuğunda hızla “milli refleks” geliştirebiliyor.
Venezuela ise petrol zengini olmasına rağmen ekonomik yaptırımlar ve kötü yönetim nedeniyle ciddi bir iç çözülme yaşadı.
İran ekonomisi yaptırımlardan ağır darbe alsa da kaçak ticaret ağları, bölgesel bağlantılar ve alternatif finans kanallarıyla sistemi ayakta tutmayı başardı.
Bu nedenle İran’da hızlı bir rejim çöküşü yönündeki beklentiyi, fazla iyimser bir Washington fantezisi olarak değerlendirebiliriz.
İşte zurnanın zırt dediği yer, savaşın bir noktasında Kürtler ve Beluçlar devreye girer mi?
İran’ın çok etnikli yapısı, dış müdahalelerde her zaman bir “fay hattı” olarak görülür. Özellikle batıda Kürt nüfus, doğuda Beluç bölgeleri zaman zaman merkezle gerilim yaşamıştı. Bu zaten biliniyor.
Ancak iki kritik nokta var; İran Kürtleri ile Irak ve Suriye Kürtleri arasında siyasal kültür farkı ciddi düzeyde.
İkincisi de İran devleti, sınır bölgelerinde güvenlik mimarisini uzun yıllardır sert biçimde tahkim etti. Kolay kolay da yıkılacak gibi değil.
Amerika'nın ve İsrail'in desteği ile düşük yoğunluklu çatışmalar, sabotajlar, sınır hattında hareketlenmeler görülebilir. Ama bunun ülkeyi Suriye benzeri bir iç savaşa sürüklemesi zayıf ihtimal.
Beluç bölgesinde ise Pakistan ve Afganistan denklemi devreye girer; bu da bölgesel yangını büyütür ama merkezi rejimi tek başına devirecek bir etki üretmez.
Gelelim Şah meselesine, sahaya inerler mi?
1979 öncesinin monarşi düzenine özlem duyan diaspora unsurları var. Ancak İran içinde Şah yanlılarının örgütlü, silahlı ve kitlesel bir karşılık oluşturduğunu söylemek zor. Muhammed Rıza Pehlevi dönemine dair nostalji, ekonomik kriz anlarında sosyal medyada görünürlük kazansa da bu, rejimi devirecek bir toplumsal dalgaya dönüşmüş değil.
Dış destekle yaratılacak bir “sürgün hükümet” senaryosu masada olabilir. Fakat İran’ın güvenlik aygıtı ve milliyetçi refleksi düşünüldüğünde, bu girişim ters teperek rejimi daha da tahkim edebilir.
Bu savaşın nasıl nihayetlenebileceğine dair önümüzde birkaç senaryo var.
Kontrollü tırmanma – Kontrollü geri çekilme:
ABD ve İsrail, İran’ın nükleer ve askeri altyapısına sınırlı darbe indirir. İran misilleme yapar ama savaş bölgesel genleşmeye varmadan diplomatik kanallar açılır. Bu en rasyonel senaryo.
Bölgesel yayılma:
Lübnan, Irak, Yemen hattı ısınır. Hürmüz Boğazı riske girer. Petrol fiyatları fırlar. Bu durumda küresel ekonomi ağır darbe alır ve Çin-ABD rekabeti daha sert bir faza geçer.
İç karışıklık ve dış baskı kombinasyonu:
Ekonomik çöküş hızlandırılır, eş zamanlı etnik ve siyasi hareketlenmeler teşvik edilir. Ama bu, İran’ı Libya benzeri bir parçalanmaya götürmekten çok uzun süreli bir istikrarsızlık alanına dönüştürebilir.
Büyük güç pazarlığı:
Washington ile Pekin arasında örtülü bir mutabakat oluşur. İran dosyası, daha geniş bir ticaret ve güvenlik anlaşmasının parçası haline gelir. Enerji akışı yeniden düzenlenir ama rejim yerinde kalır.
Hasılı kelam; bu savaşın merkezinde ideoloji değil, küresel ekonomik denklemin yeniden kurulması var. İran dosyası, Çin dosyasından bağımsız okunamaz. ABD’nin hedefi Tahran’daki rejimin karakterinden çok, Pekin’e akan enerji damarının kontrolüdür.
Tekrarlayalım, İran’dan bir Suriye çıkmaz çünkü devlet yapısı çökmüş değil. İran’dan bir Venezüella çıkmaz çünkü sistem henüz dağılmış değil.
Ama İran, büyük güç rekabetinin tam ortasında, uzun süreli bir baskı ve yıpratma sürecine sürüklenebilir. 21. yüzyılın savaşları artık haritalar için değil; vanalar, boru hatları ve tedarik zincirleri için yapılıyor. İran dosyası da tam olarak budur, diyerek yazımıza noktayı koyalım.
Çok Okunanlar
Türk futbolcular havalimanında yüksek miktarda nakit parayla yakalandı
Yaşlı adamı 'Neden selam almıyorsun' diyerek bıçakladılar
İran’dan ne bir Suriye ne bir Venezuela çıkar
Tanju Özcan'ın savcılıktaki ifadesi ortaya çıktı
Mesut Özarslan'dan CHP istifası sonrası ilk toplantıda Özgür Özel tepkisi
Trump'a yakın isim İran sonrası hedefi açıkladı!
Operatörlerin bu kadar büyük riskleri varken bırakın 5G’yi!!!
ABD-İran savaşının Türkiye'ye faturası akaryakıt zammı oldu
Seçil Erzan, Fatih Altaylı‘ya futbolculara yaptığı ödemeleri anlattı
Küçük, '3. Dünya Savaşı eşiğindeyiz, keşke İsrail Türkiye'ye saldırsa' dedi