Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış haberleri bul
Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış haberleri bul
ve ve
ve ve
ve ve
Temizle
Euro
Arrow
34,9385
Dolar
Arrow
32,5064
İngiliz Sterlini
Arrow
40,8451
Altın
Arrow
2441,0000
BIST
Arrow
10.087

Kayyım

Tam CHP, Tayyip'i “yumuşatmaya” AKP'yi “normalleştirmeye” çalışırken, Saray'dan gelen talimatla İçişleri Bakanlığı, DEM Partili Hakkari Belediyesi'nin Eşbaşkanı Mehmet Sıddık Akış'ı görevden uzaklaştırıp, yerine Vali Ali Çelik'i “kayyım” olarak atayınca çarşı karıştı.

Saray beslemesi basına göre Mehmet Sıddık Akış, hakkında yürütülen soruşturma nedeniyle tam yurtdışına kaçacakken beraberinde yüklü miktarda parayla yakalandı.

İçişleri Bakanlığı resmi açıklamasında Hakkari Belediye Başkanı hakkındaki suçlamaları tek tek sıralayıp, “Ne yani, bütün bunlar ortadayken görevden almayacaktık da ne yapacaktık” demeye getirdi.

Biz, meselenin hukuki tarafından ziyade siyasi tarafı üzerinde duralım.

Çünkü, zurnanın zırt dediği yer burası.

Yanlış anlaşılmasın, elbette hukuku, adaleti önemini göz ardı etmiyoruz.

Bugün ülkenin neredeyse ortaçağ karanlığına gömülmesinin, vasatın altına demir atmasının başlıca nedeni, hukukun ve adaletin son 22 yılda itinayla ortadan kaldırılmasıdır.

Ancak asıl meselenin siyasi olduğunun altını kalın kalemle çizelim.

Burada, hem iktidarın hem de DEM'cilerin farklı noktalarda uç veren ama birbirinden beslenen, birbirini çıkarını gözeten siyasi hesapları var.

Bir nevi danışıklı dövüş ya da sen benim sırtımı kaşırsan, ben de senin sırtını kaşırım vaziyeti.

DEM Parti yönetimi, dosyası son derece kabarık olan bir ismi aday gösterirken, AKP'nin Hakkari'ye kayyım atamaktan geri duracağını mı düşünüyordu.

Elbette hayır!

İktidarın soruşturmayı en kısa sürede tamamlayıp Mehmet Sıddık Akış'ı görevden alacağını çok iyi biliyordu. Kaldı ki, İçişleri Bakanlığı, kayyım atamak için mahkeme kararını bile beklemedi.

İnce hesap yapmıyor olsaydı, Hakkari'ye hakkında hiç bir soruşturma olmayan, iktidarın görevden almak için bahane bulamayacağı birini aday gösterebilirdi.

Bilerek göstermedi.

Diyebilirsiniz ki, DEM içinde hakkında soruşturma açılmayan siyasetçi var mı?

İsteseler, bulabilirlerdi.

AKP de zaten, “Madem öyle biz de Hakkari'ye nasıl kayyım atayacağımızı biliriz” diyerek 31 Mart'tan kulağının önce bir güzel üstüne yattı. Mehmet Sıddık Akış hakkındaki davanın duruşmasını yerel seçimin öncesine çekmedi ve seçilmesini bekledi.

Sonra da düğmeye bastı.

Eğri oturup doğru konuşalım.

31 Mart seçimleri, Kürtçü siyasetin dinamiklerinde belirgin bir farklılaşma olduğunu gösterdi.

İstanbul, Bursa, İzmir, Antalya gibi Batı illerinde yaşayan Kürt seçmenin, tercihini kendi rasyonel çıkarları doğrultusunda farklı partilerden yana kullanabildiği ortaya çıktı.

Yani, eskiden olduğu gibi oylar artık “çantada keklik” değil.

Kürt seçmenin blok oy kullanmaktan kaçınması; sadece Doğu ve Güneydoğu'ya kısılıp kalması DEM için adeta kabus senaryosu.

Batı'daki rant elinden giderse, siyasetini finanse edemez duruma gelebilir, iktidar karşısında pazarlık gücü azalabilir hatta baraj altında kalıp Meclis'e vekil sokma şansını bile kaybedebilir...

Bunun önüne geçilmesi için tabanın Kürtçü damarının kaşınması ve DEM'in arkasında hizalanması gerekiyor.

DEM, seçmenini diri tutmayı beceremezse, siyasi varlığının da sorgulanabileceğinin farkında.

Türkiye'de her zaman sonuç veren mağduriyet üzerinden siyasi rant devşirme stratejisi burada da işe yaradı.

Ezcümle, Hakkari örneğinde olduğu gibi iktidarın adaleti ve hukuku yok sayması, DEM'in eline önemli bir koz verdi. Safları sıkılaştırmak için eline geçen bu muhteşem fırsatı kaçırmadı.

Meclis'te çıkan arbededen, sosyal medyadaki paylaşımlara, haber kanallarındaki tartışma programlarından, ana muhalefet partisi vekillerinin Hakkari'ye giderek yaptığı açıklamalara kadar  mesele ülkenin gündeminin en ön sırasına taşındı.

İktidara gelirsek...

Tayyip, her zamanki gibi bir taşla iki değil, en az bir düzine kuş vurmanın hesabındaydı.

Öncelikle, “yerel seçimde hezimete uğrasam da ipler hala benim elimde” mesajını verdi.

“İstediğim zaman nefesinizi keserim” diyerek Kürtçü siyasetin manevra alanını daralttı.

MHP tayfasının gönlünü hoş etti, MHP dışındaki milliyetçilere göz kırptı.

Kısa bir parantez açarak, Meral Akşener'in Tansu Çiller özentisi saç rengiyle Saray'da selamı şahaneye mahzar olmasını bu zaviyeden de görmek gerekiyor diyelim ve devam edelim.

Özgür Özel'in hangi akla hizmet ettiği belli olmayacak şekilde yürüttüğü “Tayyip'i yumuşatma” siyasetinin de hikayeden ibaret  olduğunu gösterdi. Tayyip'in ne zaman sertleşeceğini ne zaman yumuşayacağını hesap edemeyen CHP'nin hevesi kursağında kaldı. Özgür Özel, bunu seçmenine nasıl satar, meselenin orası şimdilik meçhul.

Günün sonunda hukukun ve adaletin berhava edilmesi pahasına hem iktidar hem DEM, kendi stratejileri çerçevesinde kazanmış oldu.

Ortadaki siyasi tiyatroyu görmeyip hala bu iktidardan demokrasi, hak, hukuk, adalet bekleyenlerin gözüne tavuk karası mı indi bilmiyoruz ama kimlikçi zihniyetin tümüne ilkesel olarak karşı çıkmadan, ülkenin bu bataklıktan kurtulması çok kolay görünmüyor diyerek yazımıza noktayı koyalım.