Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış haberleri bul
Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış haberleri bul
ve ve
ve ve
ve ve
Temizle
Euro
Arrow
50,2936
Dolar
Arrow
43,1341
İngiliz Sterlini
Arrow
57,9879
Altın
Arrow
6172,4728
BIST
Arrow
10.729

Molla rejimi yıkılır mı?

Lafı uzatmadan peşinen söyleyelim; İran'daki molla rejimi kolay kolay yıkılmaz.

Neredeyse tamamına yakını dışarıdan beslenen, bölgesel ve küresel gelişmelerden de bağımsız olmayan muhalif hareketlere bakarak “şimdi vakti geldi” diye düşünenler hayal kırıklığına uğrayabilir.

Neredeyse bin yıllık devlet kültürünün Şiilik ile yaptığı çarpan etkisi, İslam devriminden sonra İran'ı bütün dış baskılara rağmen bir şekilde ayakta tuttu.

Bunda Rusya ve Çin'in desteğini yok saymayalım ama Suriye örneği de henüz tarih olmadı. Hafızalarımızı tazeleyelim, Moskova'nın ve Pekin'in arkasında durması Esad'ı ayakta tutmaya yetmemişti.

Yani mesele sadece dışarıdan gelen destek değil.

Bu sebeple, rejimin varlığını koruyabilmesinde iç dinamiklerin daha belirleyici olduğunu söyleyebiliriz.

Bugüne kadar her türlü yabancı tehdide, tacize kuvvetli bir toplumsal tahkimatla karşı koyageldi. Halkın kahir ekseriyeti rejimle pek barışık değildi ama mesele memleketin bekası olunca insanlar düşmana karşı yekvücut hale geliyordu.

Ama tablo bu kez, “bir tık” farklı gibi! Nihayetinde boş tencere insanları sokağa döktü.

12punto'nun değerli yazarlarından Yeşim Demir, 2 Ocak'ta bu işleri iyi bilen bir akademisyen olarak “İran'da hayat duruyor, sokaklar konuşuyor” başlığıyla son derece ayrıntılı ve bilgilendirici bir yazı kaleme aldı.

Biz meseleye, gazeteci perspektifinden bakalım.

Öncelikle, İran'daki gelişmelerin, 7 Ekim 2023'te Hamas'ın İsrail'e yönelik saldırısından sonra başlayan kritik sürecin son halkası olduğunu vurgulamamız lazım.

Ne Amerika ne de İsrail, kendileri açısından nihai hedefin İran olduğunu saklama gereği duydu. Emperyalizmin, Ortadoğu'da köpeksiz köyde çomaksız gezer gibi rahat hareket edebilmesi, İran’ın direncinin kırılmasına bağlıydı.

Amerika'nın bölgedeki menfaatlerine halel getirmemesi, İsrail ile “yapıcı” işbirliği içinde olmasıkritik önemi haizdi

Şimdiye kadar işler pek istedikleri gibi gitmedi.Vekil örgütlerine arka arkaya büyük darbe vursalar da İran'ın kabuğunu bir türlü kıramadılar.

Ancak işin rengi son günlerde değişmeye başladı.

Dilimiz döndüğünce anlatmaya çalışalım.

Ortadoğu’nun güncel kırılma noktası bugün İran’dır. Bunu itinayla vurgulayalım!

Tahran bugün, dış baskılar, ekonomik çöküş ve yaygın toplumsal öfke üçgeninde son derece zor bir sınavdan geçiyor, bu hiç hafife alınmamalı.

Sürecin nasıl nihayetleneceği şimdilik meçhul.

Çünkü bu sınav yalnızca İran’ın iç dinamikleri, rejimi veya halkın haklı talepleri ile ilgili değil; gelişmeler Türkiye’den Körfez ülkelerine kadar bütün bölgeyi, hatta Amerika-İsrail ekseninde şekillenen bölgesel-küresel güç dengelerini, güvenlik mimarilerini test ediyor.

Yakın gözlüğümüzü taktığımızda, İran’da sadece öğrencilerin, gençliğin sokaklara dökülmediğini; ekonomik reflekslerle hareket eden kapalı çarşı esnafı ve ticaret erbabının da rejimin tarihsel destekçileri olmalarına rağmen protestolarda yer aldığını görüyoruz.

Bu, İran rejimi açısından tehlike seviyesinin sadece sembolik değil yapısal olduğuna işaret etmekte.

Biraz daha ayrıntılandıralım.

İran’daki protesto dalgası ilk olarak ekonomik zeminde başladı. Riyalin rekor seviyelere düşmesi, enflasyonun hızla yükselmesi ve halkın alım gücünün dibe vurmasının yanısıra bu çöküş küçük esnafın da tehdit eder hale geldi. Bu yüzden, özellikle Tahran’ın Büyük Kapalı Çarşı’sı gibi geleneksel ticaret merkezlerinde esnaf işyerlerini kapatarak protestolara katıldı.

Bu, dini elitlerin söylemlerine rağmen rejimin artık ekonomik talepler karşısında giderek sıkışmakta olduğu gösteriyordu.

Ticarî kesimin protestoya katılması sembolik olarak son derece önemli.

Çünkü bu kitle rejimin toplumsal tabanıydı. Kuruluşundan bu yana rejimle kurduğu sadakat ilişkisiyle biliniyordu. İslam Cumhuriyeti bu tabana yaslanıyordu ve meşruiyetini bu tabandan alıyordu. Esnaf, 1979’dan sonra birçok protesto dalgasında dini elitlerin yanında durmuştu.

Yani bir şekilde rejimi korumuştu.

Ama bugün aynı kesim ekonomi-politik taleplerle sokağa çıktı.

Vaziyet böyle olunca, devlet kurumları, yalnızca sokakların sakinleşmesiyle değil rejimin meşruiyeti sağlamak için de uğraşmaya başladı.

Esnaf protestolarının merkezinde birkaç ana talep var:

Dolar kurunun kontrol altına alınması ve ticari belirsizliğin giderilmesi, hızla artan enflasyonun iflas tehlikesiyle karşı karşıya bıraktığı küçük işletmelerin korunması, ekonomi politikalarının ve halkın yaşam şartlarının iyileştirmesi gibi...

Çarşı esnafının sıradan ekonomik rahatsızlıklarla başlayan protestoları, rejim karşıtı söylemlere evirilmiş olmasının altını bir kez daha kalın kalemle çizelim. Bazı sloganlarda doğrudan rejimin üst kademelerini hedef alınması, protestoların sadece “ekonomik taleplerle” değil, rejim meşruiyetine doğrudan bir soru hâline geldiğini gösterir nitelikte.

Bugünkü İran rejimi üç ayakta duruyor:

Güvenlik aygıtı yani; Besic, Devrim Muhafızları gibi paramiliter unsurlar; devlet ideolojisi, dini meşruiyet, esnaf, çalışan kesimler...

Ekonomik çöküş ve yaygın memnuniyetsizlik bu üç ayaktan en zayıf olanını yani toplumsal tabanı ciddi şekilde aşındırdı.

Ancak rejimin güvenlik aygıtı hâlâ güçlü ve sert baskı uygulama kapasitesine sahip. Zaten, protestoların bastırılması için yüzlerce kişi gözaltına alındı ve göstericilere karşı sert müdahaleler yapıldı.

Bugün İran’da rejimin yıkılmasından bahsetmek için erken olsa da ekonomik çöküşün yaratacağı toplumsal tepkiler, mevcut hükûmetin şartları tek başına idare edemeyeceğini gösteriyor. Ama rejim, ufak reformlar ve hükümet değişiklikleriyle zaman kazanabilir.

Şimdiye kadar bu strateji hep sonuç vermişti.

Peki, İran'ın giderek derinleşen ekonomik sıkıntılarına ve toplumun artık kangren olma aşamasına gelmiş yaralarına merhem olur mu?

Ne yazık ki pek mümkün görünmüyor.

Derin ekonomik kırılmalar ve toplumsal meşruiyet kaybı uzun vadeli bir istikrarsızlık riski taşıyor ki, bu sadece İran'ı değil, bütün bölgeyi ilgilendiriyor.

İran'daki fay hattının kırılmasıyla ortaya çıkacak toplumsal ve politik depremin etkisi çok büyük olacaktır, kimsenin şüphesi olmasın.

Yanı başımızdaki gelişmelerin Türkiye'ye muhtemel yansımalarını, Kürt ayrılıkçılığının alevlenmesine neden olup olmayacağını daha da önemlisi bir Suriye modeli gibi parçalanmaya giden süreci tetikleyip tetiklemeyeceğini bir sonraki yazının konusu yapacağımızı söyleyelim ve şimdilik noktayı koyalım.