Tabii ki ironi değil.
Gayet ciddi.
Özgür Özel “geçim yoksa seçim var” diye kürsülerde kendini paralıyor, parçalıyor ama maalesef cümlelerinin sahada pek fazla bir karşılığı yok.
Biz, memlekette geçim yokken de seçim kazanılabildiğini defalarca gördük.
Kitabın ortasından konuşalım.
Lafı dolandırmaya gerek yok ama evvel emir aklımızı bir güzel çalkalayalım. Zira olanı biteni hâlâ “ekonomik hata”, “yanlış siyaset”, “beceriksizlik” diye açıklamaya çalışanlar var.
Zinhar değil.
Bu bir tercih!
Hatırlayalım.
Çıktı, “Faiz sebep, enflasyon sonuç” dedi.
“Bir Müslüman olarak naslar neyi gerektiriyorsa onu yapacağım” dedi. Bilimi, aklı, ekonomiyi, Merkez Bankası’nı, kuralları çöpe attı.
Sonuç ne oldu?
Döviz fırladı.
Enflasyon patladı.
Ekonomi çöktü.
Tayyip Erdoğan, bu memleketin insanını bilerek ve isteyerek fakirleştirdi. Birkaç yıl içinde milleti fukaralıkta eşitledi.
Sadaka ekonomisinin, bu iktidarın ana yakıtı olduğunun altını kalın kalemle çizelim.
Bir yandan fakirliği derinleştirirken, diğer yandan itinayla bu fakirlikten kurtulmanın tek adresi olduğu algısını inşa etti. Böylece hem tabanını genişletti hem de bu tabanı daha ucuza, daha kolay, daha hoyratça yönetebilir oldu.
Asgari artık ücret ortalama ücret haline gelmiş durumda. Üstelik, belirlenen rakam açlık sınırının da altında.
Bugün zengin daha zenginse, fakir daha fakirse, bunun piyasanın şartı değil iktidarın siyasi tercihi olduğunu bir kez daha vurgulamamız lazım.
Yaşadığımız şey, tarihin en pervasız sermaye transferlerinden biridir.
Kimin cebinden alınıyor?
Yurdum insanının.
Kimin cebine konuyor?
Yandaşın, müteahhidin, sonradan görme azgın azınlığın.
Vergi, harç desen boğazımıza kadar. Kazandığımızın neredeyse yarısına devlet el koyuyor. Ama o para ne okula gidiyor, ne hastaneye, ne de çocuğun geleceğine...
Saraya gidiyor, betona gidiyor, yandaşa gidiyor.
Ya biz?
Geçen ay asgari ücrete yüzde 27 zam yaptı.
Memur emeklisine yüzde 18,6.
İşçi emeklisine yüzde 12,19.
Bir de utanmadan “zam yaptık” diyorlar.
Bu zam filan değil. TÜİK’in makyajladığı enflasyona göre verilmiş küçük bir kırıntıdan ibaret.
ENAG'a göre yıllık enflasyon yüzde 56,14. Sokaktaki enflasyon ise yüzde 100’e dayanmış durumda. TÜİK sanki başka bir alemde yaşıyor. Orada enflasyonu hesaplayanlar ya pazara çıkmıyor, ya markete girmiyor ya da fatura ödemiyor.
Piyasa cayır cayır... Görmemek için kör olmak lazım.
Millet fiyat algısını külliyen kaybetti. İnsanlar artık pahalı mı ucuz mu bilmiyor!
Emekliler neredeyse günde bir öğüne düştü. Tavuk bile lüks. Pazarda çürük sebze-meyve toplamak için akşam saatlerini bekleyen emekli o kadar çok ki...
Çocuklar yetersiz beslenmeden dolayı bodur kalma riskiyle karşı karşıya.
Kombi yakmak zenginlik göstergesi oldu.
Ama bütün bunlara rağmen ne oluyor?
İktidarın oyu hâlâ kemik gibi! Bir türlü yüzde 30'un altına düşmüyor.
Çünkü Tayyip Erdoğan bu işi yıllar içinde ince ince çalıştı. Önce insanları fakirleştirdi ardından bunu yönetilebilir hale getirdi. Sonra da seçime birkaç ay kala, “Bak size ben veriyorum” dedi.
Yani, pek sevdiğimiz tabiriyle seçim ekonomisi.
Eğri oturup doğru konuşalım, memlekette iktidarın keyfine göre uygulanan seçim ekonomisi artık geçici bir sapma olmaktan çıkmış, AKP iktidarı ile kalıcı bir siyaset pratiği haline gelmiş durumda.
Bunlar afaki cümleler değil. Gelin rakamlarla, tarihlerle meseleyi ete kemiğe büründürelim.
Mesela, 2007–2015 arasında örtük bir seçim ekonomisi yürütülmüştü. Enflasyon yüzde 6–9, asgari ücret artışı bunun biraz üstündeydi.
Tayyip Erdoğan, “istikrar” pazarlıyordu. 2007 ve 2011 seçimlerini zorlanmadan kazanabildi.
2015’te ilk kırılma yaşandı. Asgari ücret ilk kez doğrudan oy vaadine dönüştü.
2018’de kriz bilerek seçim sonrasına ötelendi.
2019’da yerel seçim öncesi telafi zammı geldi.
2023’te ise maske tamamen düştü. 2022'ye göre yüzde 100'luk asgari ücret artışıyla saf, çıplak, utanmaz bir seçim ekonomisi uygulandı.
Buna bir refah siyaseti filan demeyelim; açık açık sandığı kurtarma operasyonuydu. Öyle de oldu.
2024’te frene basıldı. Çünkü artık genel seçim yoktu. Zamlar bilerek düşük tutuldu. Yani halka ne verildiyse geri alındı.
Şöyle formüle edelim:
Seçim yaklaşır, maaş şişirilir. Seçim biter, bu şişkinlik enflasyonla geri alınır. Sonra “sabır”, “fedakârlık”, “sıkılaşma” nutukları başlar.
Sonuç?
Asgari ücret artık sosyal politika aracı olmaktan çıkmış durumda. Emekli maaşı geçim güvencesi hiç değil. Hepsi iktidar için oy mühimmatı.
Şunu kabul edelim:
Bu iktidar seçimi ekonomiyi düzelterek kazanmıyor. Önce ekonomiyi bozuyor, sonra iyileştirir gibi yaptığı maaşlar üzerinden yurdum insanını bir güzel ikna ediyor. Seçim sathı mailine girdiğimizde yine aynı stratejiyi uygulayacak, kimsenin kuşkusu olmasın.
Aralık ayında yaptığı ve önümüzdeki seçim öncesinde yapacağı zam arasındaki makas ne kadar büyük olursa, bunun sandığına “daha çok oy” olarak yansıyacağını iyi biliyor.
Yani, asgari ücret ve emekli maaş zammını bilerek çok düşük tuttu. Enflasyonla mücadele lafları, işin bahanesi...
Seçime giderken, diyelim bu yılın ikinci yarısı ya da 2027'inin başında, maaşlarda mesela yüzde 40-50 bandında bir artış yaparsa iktidara küsme eğimine giren yurdum emeklisi de asgari ücretlisi de tekrar Tayyip Erdoğan'ın yörüngesine girecektir.
Eğer bugün, “insanımız açlık sınırında yaşamasın” diye hassasiyet gösterip bir tık daha fazla para verseydi, seçim arifesinde yapacağı iyileştirmenin etkisi sınırlı kalırdı. Bunu çok iyi bildiği için kendi uygun göreceği bir vakte kadar yurdum insanını fakirliğe ve hatta açlığa mahkum etmekte bir sakınca görmedi.
Gelelim muhalefete...
CHP maalesef Tayyip Erdoğan'ın stratejisini tam olarak kavrayabilmiş değil. Meseleyi “yanlış ekonomi politikaları”, “kötü yönetim”, “liyakat sorunu” gibi kendince açıklamaya çalışıyor.
Oysa karşılarında bir ekonomik program değil, iktidarın siyasi mühendisliği var. Tayyip Erdoğan fakirliği yönetirken, CHP ise sadece fakirliği anlatmakla yetiniyor.
Hâlâ “seçmen rasyonel davranır”, “cüzdanına bakar”, “ekonomi kötü olursa iktidar gider”, “boş tencere iktidarı devirir” saflığındalar. Oysa seçimler artık cüzdanla değil, korkuyla, alışkanlıkla ve umut tacirliği ile kazanılıyor.
İktidar “Ben gidersem daha kötüsü gelir” algısını satıyor. Muhalefet ise “Merak etmeyin, biz daha iyiyiz” demekten öteye geçemiyor.
Bir yanda fakirliği bilinçli olarak derinleştirip sonra birkaç ay nefes aldıran bir iktidar var. Diğer yanda “sabredin”, “biraz daha sıkın dişinizi”, “seçimden sonra düzelteceğiz” diyen bir muhalefet.
Tayyip Erdoğan’ın kurduğu oyunun kurallarıyla oynamaya çalışıyorlar. Oyun bozulmadan, kartlar yeniden dağıtılmadan ve hatta masa külliyen devrilmeden bu işin kazanılamayacağını görmek istemiyorlar.
O yüzden evet; Tayyip Erdoğan milleti şimdi açlığa mahkum ederek bir sonraki seçimi de garantiye aldı. Ama bu garantiyi ona veren sadece kendi kurnazlığı değil. Bu garantinin altında muhalefetin basiretsizliği, vizyonsuzluğu ve cesaretsizliğinin de imzası var, diyerek yazımıza noktayı koyalım.
Çok Okunanlar
Uyuşturucu soruşturmasında kritik isimden etkin pişmanlık başvurusu!
Ufuk Özkan yeniden hastaneye kaldırıldı
Tayyip Erdoğan, seçimi garantiye aldı!
Trump’ın Vahşi Batısı ve Grönland hamlesi
Güllü'nün oğlu Tuğberk'ten 'artık susmayacağım' tepkisi
İran hükümeti ulusal yas ilan etti
Kara Kuvvetleri'nde ihale operasyonu
Bebek Otel dosyasında yeni perde
CHP'li Başarır ile AKP'li Usta arasında 'sersem' tartışması
Libya Genelkurmay Başkanının öldüğü uçak kazası soruşturmasında gözaltı kararı