İran yanıyor!
Sokaklar cehennem ateşinden bile daha sıcak, dehşet bir öfke patlaması ortalığı kavuruyor!
Geçelim sosyal medyanın köpürtmesini ama bugün için buz gibi “gerçek” kelimenin tam anlamıyla bu; İran'da insanlar korku duvarlarını artık yıktı.
Kimse arkasına bakmıyor, köprüleri yaktıkları çok belli.
Meydanlardaki kadınların başı açık, gençler çekinmeden rejimin kutsallarını hedef alıyor. Ülkenin her yanı alev alev...
Sadece gençler, kadınlar değil; ekonomik kriz kimi vurduysa cümlesi “artık vakti geldi” diyerek dışarda.
Rejim, 1979'daki İslam devriminden sonra ilk kez bu kadar geniş bir toplumsal reddiyenin ortasında kaldı.
Ama ilginç olan, böylesine büyük ve ülkenin kaderini doğrudan ilgilendiren bu kalkışmanın sokaktaki herkesi kapsayan, şemsiyesi altına alan, hareketlendiren, yönlendiren bir lideri yok.
Sayfayı yavaşça çevirelim. İran’da bugün yaşanan bir devrim değil, 47 yıldır biriken büyük öfkenin patlamasıdır.
Sabır taşı nihayet çatladı, diyelim.
Bunun altını kalın kalemle çizmek gerekir.
Az buçuk tarihe meraklı olanlar çok iyi bilir, sokaktaki öfke rejimleri sarsar ama kuvvetli örgütlenme ve kuvvetli bir siyasi liderlik olmadan iktidar devrilmez.
Yakın tarihte bunun onlarca örneği var.
İran sokakları öfkeli, öfkeli olduğu kadar kararlı, cesur ama başsız!
Burada durup, bir miktar soluklanalım.
Vaziyet bu kadar namüsait bir mahiyette tezahür ederken bir de baktık ki birileri İran’ın devrik Şahı Muhammed Rıza Pehlevi’nin Amerika'da yaşayan oğlu Rıza Pehlevi'yi tedavüle sokmaya çalışıyor.
Buna aşinayız. Ülkesinde meydanlar, sokaklar ne zaman hareketlense dikkatler kendisine çevriliyordu.
Yani, bu gayrete hiç uzak değiliz ama hepsinde sükutu hayale uğradığını, sonrasında “artık başka bahara” diyerek köşesine çekildiğini de biliyoruz.
Bu kez farklı olabilir mi?
İran'dan gelen görüntülerin içinde dikkat çekici bazı ayrıntılar var. Mesela, insanlar sokaklarda Rıza Pehlevi'nin portelerini taşıyıp kendisi lehine sloganlar atıyor, dövizler, pankartlar yürüyorlar filan.
Üstelik bunlar öyle küçük grupların işi de değil. Yüzlerce, belki binlerce kişiden söz ediyoruz.
Sosyal medya zaten coşmuş durumda. Nereyi açarsanız açın, Rıza Pehlevi'yi göklere çıkaran, Şah dönemine nağmeler düzen profesyonel “post prodüksiyon” ürünü videolar görüyorsunuz.
Yani, İran halkı kendi içinden bir “lider” çıkaramayınca, “yokluğun gözü kör olsun” diyerek Rıza Pehlevi'nin peşine mi takılıyor?
Şimdilik bilmiyoruz.
Gelin yakın gözlüğümüzle bakalım, “Yok canım, o kadar da olmaz” diyerek baştan reddetmek yerine artılarını, eksilerini tek tek ortaya koyalım.
Rıza Pehlevi’nin en büyük avantajı, İran’daki mevcut rejimle organik hiçbir bağının olmaması. Ne mollalarla kirlenmiş bir geçmişi var ne de kanlı iç hesaplaşmaların tarafı.
Bu, kağıt üzerinde büyük bir artı.
Ama yetmiyor.
En önemlisi, İran’da fiilen yaşamıyor, yeraltı örgütlenmesinin içinde yok, güvenlik aygıtıyla teması bulunmuyor, bürokrasiyle bağı sınırlı.
Sokakla organik bir ilişkisi ne düzeyde, bilmiyoruz.
Yani, ortada bir liderden çok, sembolik bir figür var.
Açıkça söylemek gerekirse, İran gibi sert, paranoid, devlet geleneği güçlü bir ülkede sadece semboller rejimleri yıkmaya yetmez.
Devirir gibi yapsa da bu sonra başkasının işine yarar.
Peki, halk Rıza Pehlevi’yi şimdiye kadar neden sahiplenmedi?
Bunu, İslam Devrimi'nden sonra Türkiye'ye kaçmış, sonrasında İstanbul'a yerleşmiş olan İranlı arkadaşıma sordum.
“İran halkı Pehlevi’yi sevmiyor değil; tanımıyor...”
Aldığım bu cevap beni şaşırttı. Ama bugün sokakta olan gençlerin büyük bölümü, Şah rejimini yaşamadı. Onlar için Pehlevi ya tarih kitaplarında kalan bir figür ya da rejimin propaganda afişlerinde şeytanlaştırılmış bir hayalet.
Dahası, Pehlevi soyadı İran’da hâlâ iki farklı duyguyu tetikliyor; bir kesim için modernleşme ve Batı’ya açılma ama büyük bir kesim için baskı, Savak ve elitist hükümranlık...
Rıza Pehlevi bu tarihsel bagajdan kurtulabilmiş değil.
Üstelik kendisi bu bagajla hesaplaşmayı tam anlamıyla başaramadı. Ne babasını açıkça mahkûm edebildi ne de Şah dönemiyle net bir kopuş içinde oldu.
Bu muğlaklığın, İran halkını tedirgin ettiğini söylememiz mümkün.
Gelelim on puanlık uzman sualine!
İran'da olup bitenle yakından ilgilenen Trump, Rıza Pehlevi’ye neden yüz vermedi. Oysa, ülkede idareyi hemen devralabileceğini söyleyen bizzat kendisiydi.
Bu sorunun cevabı kritik önemi haiz.
Eğer Washington Rıza Pehlevi’yi gerçekten İran’da bir geçiş figürü olarak görseydi, çoktan onu parlatır, uluslararası meşruiyet kazandırır, “İran’ın geleceği” olarak pazarlardı.
Ama yapmadı.
Trump, Pehlevi’ye hep mesafeli kaldı.
Biden da öyleydi.
Rıza Pehlevi'nin İran’ı idare edebilecek bir siyasi aktör olmadığını çok iyi biliyorlar.
Washington'daki siyaset planlamacılar için Pehlevi, azami olarak, rejim karşıtı söylemleri taşıyan bir figür, diasporayı tahkim eden bir sembol, medyada kullanılabilir bir isim; ama bunların dışında sahada oyun kuracak bir lider değil.
Şimdiye kadar İran'da “kontrol edemediğin halk hareketlerini destekleme” stratejisini benimsemiş oldukları sır değil. Rıza Pehlevi’nin sahada karşılığı olmadığını düşünüyorlar.
Peki, İran'da halk neden lider çıkaramıyor?
İşte zurnanın zırt dediği yer burası.
Rejim, 40 yıldır muhalefeti sadece bastırmadı; lider çıkarma potansiyelini de yok etti. Ortaya çıkmaya niyetlenenleri ya öldürdü ya hapsetti ya sürgüne yolladı ya da itibarsızlaştırdı.
Bugün ülkede karizmatik bir figür yok, ortak bir siyasi program yok, geçiş sürecine dair net bir yol haritası yok...
Bu durum, sokaktaki öfkenin bir süre sonra yorulmasına neden olacaktır. Rejim bunu biliyor ve zamana oynuyor.
Rıza Pehlevi bu boşluğu doldurabilir mi?
Kısa cevap; pek mümkün değil. Ancak çok sınırlı ve geçici bir rol oynayabilir. Çünkü, ne doğal lider, ne de sahici bir temsilci. Olsa olsa bir geçiş dönemi sembolü şeklinde düşünülebilir.
Ama geçiş sembolleri bile günün sonunda sahada olmak zorundadır. Pehlevi’nin İran’a dönme iradesi var mı, bilmiyoruz, dönse bile hayatta kalıp kalamayacağı belirsiz. Eğri oturup doğru konuşalım, bir lider halkıyla aynı riski almıyorsa; o lider değildir.
Bu mesele ilanihaye böyle gitmeyeceğine göre...
Lidersiz devrimler ya, ordu tarafından bastırılır ya diğer güvenlik aygıtları tarafından evcilleştirilir ya da dış aktörlerin etkisi altına girer.
İran gibi etnik, mezhepsel ve sınıfsal fay hatları son derece kırılgan olan bir ülkede bu risk katlanarak büyür. Bugün lider yoksa, yarın birden bire pıtrak dikeni gibi çok fazla lider çıkacağından kimsenin kuşkusu olmasın.
Bu da doğal olarak ülkede iç çatışmanın kapısını aralayacaktır.
İran’ın ihtiyacı, kendi içinden çıkacak, bedel ödemeye hazır, sahici bir siyasi akıldır.
Ve o da henüz ortada yok.
Türkiye açısından ise İran’da yaşananların romantize edilmemesi gerektiğini vurgulayarak yazımızı bağlayalım. Rejimin zayıflaması otomatik olarak daha iyi bir İran anlamına gelmeceği gibi aksine, kontrolsüz bir çözülme, sınır güvenliğini, Kürt meselesini, mezhep meselesini, enerji hatlarını doğrudan etkileyecektir, diyerek yazımıza noktayı koyalım.
Çok Okunanlar
Oktay Kaynarca'nın savcılıktaki ifadesi ortaya çıktı
26 ilde yapılan ankette zirvenin sahibi belli oldu
100 bin TL'nin aylık getirisi ne kadar oldu?
Yokluğun gözü kör olsun!
Mecliste dengeleri değiştiren hamle
Sadettin Saran'dan rakibine övgü dolu sözler
Mehmet Metiner'den Bilal Erdoğan'ın adaylığı üzerine paylaşım
DEM Parti'den Erdoğan'a '5 Kürt Bakan' şartı
Hakimi odasında vuran savcı tutuklandı
Osman Gökçek 'Ayda 37 ton su tüketimine' yanıt veremedi