Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış haberleri bul
Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış haberleri bul
ve ve
ve ve
ve ve
Temizle
Euro
Arrow
41,9333
Dolar
Arrow
37,9403
İngiliz Sterlini
Arrow
49,2524
Altın
Arrow
3798,0000
BIST
Arrow
9.484

ABD’nin büyük stratejisi, Rusya ve Çin

Tarihte her zaman jeopolitik düzlemde, deniz güçleriyle kara güçleri arasında rekabet yaşanır. Kaçınılmazdır bu rekabet.

ABD, önemli, büyük bir deniz gücüdür. Bugün eski günlerinde olmasa bile İngiltere; imparatorluk aklı ve tecrübesiyle, diplomasi becerisiyle, istihbarat kabiliyetiyle öne çıkar. Ada ülkesidir, deniz gücüdür. Geçmişte Avrupa’da İspanya, Portekiz, Hollanda önemli deniz güçleri olarak dikkat çekmiş, zamanla takatten düşmüş, devamını getirememişlerdir. 

Deniz gücü olmak için, diğer unsurların yanında, nükleer denizaltıya sahip olmak, uçak gemilerine sahip olmak, etkili, caydırıcı bir donanmaya sahip olmak, güçlü bir deniz ticaret filosuna sahip olmak gerekir. Tüm bunlar, elbette ekonomik, teknolojik, bilimsel, endüstriyel güce sahip olmak demektir. Ama yine de yetmezler. Fazlası gerekir. 

Güçlü, etkili, caydırıcı bir deniz gücü, aynı zamanda, rakip – hasım kara gücünün, deniz gücü olmaya çalışmasını, deniz gücüne dönüşmesini engelleyecek akla, olanaklara da sahip olmalıdır.

Bu yüzden ABD; Rusya’nın açık denizlerde, sıcak denizlerde etkili olmasını, oralarda bayrak göstermesini, kalıcı biçimde donanma bulundurmasını önlemeye çalışmaktadır. Ukrayna’yı Rusya’ya karşı cepheye sürmesinin, Suriye’de Rusya’yla vekâlet savaşı vermesinin sebeplerinden biri de budur. Keza Baltık Denizi’nde, Ege Denizi’nde, Akdeniz’de, Karadeniz’de ABD’nin etkili olma çabası da yine bu amaca yöneliktir. 

ABD; aynı şekilde Çin’i de çevrelemek için elinden geleni yapmaktadır. Asya Pasifik’te attığı adımların, öncülük ettiği ittifakların sebebi budur. QUAD (ABD, Avustralya, Hindistan, Japonya), AUKUS (Avustralya, Birleşik Krallık, ABD) gibi ittifakların, NATO’ya kardeş örgütlerin amacı Çin’i kuşatmaktır. ABD; Filipinler, Güney Kore gibi müttefiklerini de kullanmaya çalışır o bölgede. 

Dahası, ABD; Japonya’yla mevcut askeri ilişkisini daha da geliştiriyor. İki ülke ortak komuta yapısı kuruyorlar. Japonya silahlanıyor. ABD, Japonya ve Avustralya ortak hava savunma sistemi kuruyorlar. Tatbikatlar yapıyorlar. Tüm bu adımların amacı, Çin’i güneyinden ve doğusundan kuşatmak, yakın çevresinde, özellikle de yakın denizlerde sıkıştırmak, denizle bağını mümkün olduğunca kesmek. 

ABD; Rusya – Çin yakınlaşmasını önleyemediği için,  en azından iki devleti Pasifik’te birlikte davranmaktan uzak tutmaya çalışıyor. Bunları yapmaya çalışırken de hem müttefiklerine Çin ve Rusya’yı gösterip korkutuyor hem de onları daha fazla silahlanmaya teşvik ediyor. Bu arada Çin – ASEAN ilişkilerini de germek istiyor. 

ABD’nin bu hamlelerini daha iyi anlamak için birkaç rakam verelim hemen… 

Çin’in nüfusu 1.5 milyar, GSYH’sı 18.8 trilyon dolar, borcu 16 trilyon dolar. ABD’nin nüfusu 342 milyon, GSYH’sı 29.9 trilyon dolar, borcu 36.6 trilyon dolar. ABD’de borcun GSYH’ye oranı, yüzde 100.24. Bu oran 1960 yılında yüzde 52, 1980 yılında yüzde 35, 2000 yılında yüzde 54 imiş. ABD; 2. Dünya Savaşı bittiğinde, dünyadaki toplam ürünlerin yarısını üretiyordu, bugün ise yaklaşık dörtte birini üretiyor. ABD bütçesindeki en büyük kalemler sağlık, sosyal güvenlik ve savunma şeklinde sıralanıyor. Savunma bütçesinin 1 trilyon dolara yakın olduğunu anımsatalım. Bu bütçe, dünya savunma harcamalarının yüzde 40’ına yakın ve dünyada toplam silah harcamasının kabaca 2.5 trilyon dolar olduğu biliniyor. 

ABD; Soğuk Savaş döneminde, SSCB’ye karşı Çin’le yakınlaşmıştı. Bugün Çin’e karşı, Rusya’yla ilişkilerini biraz olsun normalleştirmeye çalışıyor. Fakat Rusya ve Çin hiç oralı değiller. Çünkü hem aralarındaki ilişki güçlü hem ABD eski ABD değil hem de dünyanın nesnel gidişatı Soğuk Savaş yıllarından çok farklı, güç batıdan doğuya kayıyor. Küreselleşme bitti. Milliyetçi, korumacı eğilimler güçleniyor. Bölgesel ittifaklar gelişiyor. Avrupa’da aşırı sağ, popülist milliyetçiler yükseliyor. Jeopolitik gerilimler küresel ticareti olumsuz etkiliyor. Tedarik zincirlerinde sorunlar yaşanıyor. 

Bu tartışmalarda AB’nin pek etkisi yok. Bu yönde bir iddiasının, çabasının, gücünün olduğu da şüpheli. AB’nin geleceğine ilişkin senaryolarda da karamsar olanların sayısı artıyor. Mevcut hali sürer mi? Daha esnek bir yapıya mı dönüşür? Sıkı bir federasyon olmak yerine gevşek bir konfederasyon mu olmalıdır? Bu gibi sorular çok sık soruluyor Avrupa başkentlerinde. 

Öte yandan önemli bir güç olan, ABD ve Rusya arasında dengeleri gözeten, Çin ile keskin bir rekabete giren, dünyanın büyük beş ekonomisi arasında bulunan Hindistan ise stratejik özerklik, çok taraflılık ve bağlantısızlık politikasını sürdürüyor. 

Tekrar ABD’nin hesaplarına dönersek, yıllardır, Orta Asya’nın, Azerbaycan’ın enerji kaynaklarını Türkiye üzerinden Avrupa’ya aktarmak istediği biliniyor. Bu nedenle Gürcistan’da tam denetim sahibi olmak, Azerbaycan – Ermenistan ilişkilerinde normalleşmeyi sağlamak istiyor. Rusya'nın, üç Kafkas cumhuriyetindeki (Azerbaycan, Gürcistan, Ermenistan) etkisini en aza indirmeye çalışıyor. Hesabı, Türkiye ve Rusya arasına, üç Kafkas cumhuriyetini, yeni bir Kafkas Seddi olarak örmek. Bu üç devleti ABD ve güdümündeki Batı kurumlarına sıkıca bağlamak. 

ABD; Çin ve Rusya’nın yakın ilişkisinden memnun olmadığından, hem onların arasını açmak hem de Avrupa’nın Rus enerjisine olan bağımlılığını azaltmak için, bir yandan Akdeniz’deki bir yandan Körfez’deki bir yandan da Orta Asya’daki enerji kaynaklarını Avrupa’ya ulaştırmanın yollarını arıyor. Unutmayalım ki, enerji kaynak ve güzergâhları üzerinde denetim sahibi olmak, ABD’nin büyük stratejisinin önemli bir ayağıdır. Orta Asya’nın zengin kaynaklarını, ABD patentli projelerle Kafkasya ve Türkiye üzerinden Avrupa’ya akıtmak için plan üstüne plan yapan ABD; Çin’in Kuşak ve Yol projesini engellemek için de her türlü adımı atıyor. 

Bu kapsamda Hindistan – Ortadoğu – Avrupa koridorunu gündeme getirdi geçtiğimiz yıllarda. Fakat Ortadoğu’daki gelişmeler, İsrail’in Filistin ve Lübnan’daki barbarlığı, saldırganlığı, vahşeti nedeniyle gerekli adımlar atılamadı şimdiye dek. Bu proje, Körfez’de ABD’nin müttefiki olan Arap devletlerinin, Çin’le yakınlaşmaya yöneldikleri, ABD’yle aralarına biraz olsun mesafe koymaya başladıkları bir süreçte gündeme geldi. Hindistan – Ortadoğu – Avrupa projesi, Hindistan’dan denizden Birleşik Arap Emirlikleri’ne, oradan da karadan Suudi Arabistan ve Ürdün’e uzanıyor. Ürdün’den İsrail’e, İsrail’den denizden Yunanistan’a, Yunanistan’dan da Avrupa’ya ulaşıyor. 

Hindistan – Ortadoğu – Avrupa projesini tamamlayan bir projesi daha var ABD’nin: Orta Asya – Kafkasya – Avrupa koridoru. Bu nedenle iki projeyi, iki koridoru birlikte düşünmek gerekiyor. ABD’nin yıllarca Azerbaycan karşısında her türlü desteği verdiği Ermenistan’a, Azerbaycan’la ilişkilerini bir an önce normalleştirmesi yönünde baskı yapmasının, Orta Asya’ya artan ilgisinin, Gürcistan iç siyasetine sürekli müdahale etmesinin sebeplerinden biri de bu. Gürcistan’ın, ABD’nin Karadeniz’de kalıcı olarak bayrak göstermesine itiraz etmesi ve Çin’le gelişen ilişkileri ABD’yi rahatsız ediyor. 

Fakat ABD, ne Rusya ve Çin’in yakınlaşmasını önleyebiliyor, ne de pek çok ittifakta (ŞİÖ; BRICS gibi) birlikte hareket etmelerini engelleyebiliyor.