Ahmet Hamdi Tanpınar, Saatleri Ayarlama Enstitüsü adlı romanında Hayri İrdal'a söyletir: ''Evet, bir kere bile kimse bana gittiğini söylemediği halde, yedi sekiz defa geldi; ve o geldi diye biz sevincimizden, davul zurna, sokaklara fırladık.''
Şimdilerde de ''barış'' geliyor. Barışın gidip de savaşın hüküm sürdüğü dönemler söylenmediği halde ''barış'' geliyormuş. Hadi inşallah!
Fakat barışın sınırını iyi çizmek gerek. Seneye bir başka terör örgütünün en büyük çılgınlığının 10. yılı olacak. Bakarsınız, onunla da barışılır.
''Barış'', ''özgürlük'', ''huzur''... bunlar güçlü kavramlar. ''Analar ağlamasın'' da güçlü bir çağrı. Artık hepsi tükendi bunların.
''Huzur'' diye diye 12 Eylül rejimine; ''özgürlük'' diye diye Amerikan işgaline ikna oldu milyonlar. Şimdi de güçlü söz ''barış''.
Kısa günün karı da yok değil. ''Barış Akademisyenleri'' adı verilen KHK ile ihraç edilen akademisyenlere Danıştay'dan güzel haber geldi. Danıştay'ın karar metninde, ''terörle iltisaklılık'' ifadesini mercek altına aldığını görüyoruz. Ne idüğü belirsiz ''iltisaklılık'' belki de artık tarih olur. Böylece, geçmiş mağduriyetler tazmin edilir ve yenileri yaşanmaz.
PKK'nın doğrudan ve dolaylı çağrılarına ve ''saf'' solcuların ''insancıl'' zaaflarına aldanıp bir metne imza atan akademisyenlerin yaşadıkları mağduriyetten kurtulmalarının yolu açıldı.
Demek birileri ''barışmak'', ''normalleşmek'', ''yumuşamak'', ''helalleşmek'' istiyor.
Bu kavramlar kulağa hoş gelse de dikkat etmek gerek.
Fethullahçı Terör Örgütüyle de anlaşılacak mı?
Bunca yıl işsiz kalan, işinden atılan, tutuklanan, mahkum olan kalabalıklar ve FETÖ militanları da affedilecek mi? Pandoranın kutusu açıldı bir kere. Kimlerin serbest bırakılacağı, kimlerin içeri gireceği belli olmaz.
Ülkemizde, kurumlara, yargıya, siyasete, birbirimize güvenimiz yerlerde. Hal böyle olunca silahların sustuğuna, PKK'nın kendini feshettiğine mi sevinsek yoksa bu işin ardında bir kumpas mı beklesek... Bilemiyor insan.
Çeşitli etnik grupların, çeşitli tarikatların ve örgütlerin temsilcileri üzerinden siyaset yapmak yerine hukuku, adaleti merkeze alıp tüm yurttaşlarla barışsak, geleceğe yönelsek daha hayırlı sanki. Ama olmaz! Hukukun tam olarak tesis edilmeyip hukukun zamana ve ihtiyaca göre çiğnendiği bir düzen gerek yönetenlere.
Yönetilenler mi dediniz? Onlara neyin gerektiğini konuşmaya ne gerek var. Onlar usul usul bekliyor.
Napolyon'un söylediği rivayet edilen bir söz var: ''Bırakın Çin uyusun, Çin uyanınca yer yerinden oynar''. Biz de bırakalım yönetilenler uyusun. Yönetilenler uyanırsa... Bilmem... Uyanır mı sizce?
Çok Okunanlar
DSÖ’den Türkiye dahil 12 ülkeyle hantavirüs teması: Yakından izlemeye başlandı
Bulgaristan'da seçimlerin galibi Radev'e hükümeti kurma görevi verildi
CHP'li Burcu Köksal'la ilgili katılım iddiası
Vatikan: Papa ile Rubio arasındaki görüşme samimi geçti
Hulusi Akar’ı 'ürküten' albay kimler için 'FETÖ’cü ve sahtekâr' dedi?
Kübra'nın katilleri, sosyal medya hesabına girip yaşıyor süsü vermiş
Telefonlara yanıt vermeyen CHP'li Burcu Köksal'dan ilk açıklama
İran Fars Haber Ajansı: Bender Abbas kenti yakınlarında patlama
İktidar kulislerinde 'çözüm' süreci kulisi
CHP İl Başkanı Karadeniz: Başkan Köksal aramalara cevap vermiyor