Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış haberleri bul
Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış haberleri bul
ve ve
ve ve
ve ve
Temizle
Euro
Arrow
37,3497
Dolar
Arrow
42,7708
İngiliz Sterlini
Arrow
57,9539
Altın
Arrow
6424,7575
BIST
Arrow
10.729

Yozlaşmayı ve yolsuzlukları reformlar aşar…

“Ne yaptıysak devletlerimizin yüce menfaatleri için yaptık” diyebilmek; ülke ve devlet menfaatlerini hırsızlıklara, yolsuzluklara, mafyalaşmalara, kişiye ve gruplara özel yeni tipte militarist şekillenmelere kalkan edenlerin ve sonuçta tüm bu kirli ilişkilerin vardığı boyutu “devletin yüce menfaati” gibi hepimizin saygı ile karşıladığı değerlerin arkasına saklamaya çalışanların çabaları, yirmi birinci yüzyılın bu çeyreğinde gülünç olmaya başladığı kadar, maalesef bir realite olarak da yaşanmaktadır.

Kimler ki yapılmış hırsızlıklara, hukuku tanımayan ve cinayetlere kadar uzanan katilliklere, rant kollamaya; devletin imkânlarından faydalanarak devletin olanaklarını şahsi menfaatler için kullanmaya, devletin yüce menfaatlerini kalkan ederek örtbas etmeye çalışırsa; devleti savunmak adına, tartışmasız Cumhuriyet düşmanlarının eline bütün cephelerde en büyük ve ele geçmez bir fırsat sunmuş oluruz.

Atatürk gibi tüm dünyanın önünde gıpta ile eğildiği bir dehanın kurduğu laik, demokratik hukuk devleti Türkiye Cumhuriyeti’ni savunmak; doğuda “Reşo Ağa”nın adamı olmanın ya da falan mafyanın, terör örgütlerinin uşağı olarak ayrıcalık beklemenin asaletsizliğini ve soysuzluğunu kimseye vermez.

Dikkat edelim; yozlaşmayı sadece kamu yönetiminde, bürokraside ve devlet örgütlenmesinin bazı alanlarında sınırlı görmek yanlıştır. Siyasal parti örgütlenmelerine bakalım, sivil toplum kuruluşlarına bakalım, yerel yönetimlere bakalım. En küçük kurum ve birimlere kadar uzanan bu yozlaşma; soysuzlaşma, rant kollama ve yolsuzlukla her sahada karşımıza çıkmaktadır. Ne yazık ki kamu yönetimindeki ahlaki çürümenin altyapısını, siyasal parti örgütlenmelerindeki “rant kollamacılık” anlayışı oluşturmaktadır.

Özellikle 1980 sonrası ekonomik politikalar, gelir dağılımını ve ekonomik adaleti altüst etmiş; alın terine dayalı yasal büyüme yolları adeta tıkanmıştır. Bu süreç, geniş yoksul kitleleri doğuda PKK’nın, Anadolu’nun birçok yerinde marjinal akımların ve özellikle cemaat ve tarikatların insan kaynağı haline getirmiştir.

1980 sonrasında siyasal partiler; erdemli, millî ekonomik ve sosyal politikalar yerine, “devletin neresinden tutarsam kâr” anlayışıyla yandaşlarını beslemeyi esas alan bir siyasal büyüme modeli benimsemiştir. Bu nedenle bugün Parlamento’da şaibe taşımayan, yolsuzluk ve usulsüzlük iddialarına bulaşmamış bir siyasal versiyon neredeyse kalmamıştır.

Toplum olarak, ulus olarak tepeden tırnağa bir reforma ihtiyacımız vardır. Reform adına birkaç kurban seçip işi bitirmek; sadece rantın, adam kayırmanın ve hırsızlığın el değiştirmesi anlamına gelir.

Küreselleşme adına yaşadığımız bu sıkıntılı sürecin çözüm adresi sözde “uluslararası hukuk” değildir. Sovyetler’in çöküşüyle birlikte bölgemizde ABD, Çin, İngiltere ve Almanya arasında süren gizli soğuk savaş, Türkiye üzerinden yürütülmektedir. “İnsan hakları” ve “uluslararası hukuk” söylemleriyle, Osmanlı’nın çöküş sürecindeki iç parçalanma çizgisine çekilmek isteniyoruz.

Bizim özlemimiz; Batı’ya rağmen insan haklarına saygılı, demokratik, laik bir hukuk devletidir. Çünkü Batı’nın, çıkarları söz konusu olduğunda en temel insani ve ulusal değerleri nasıl ezdiğini tarih de bugün de göstermektedir.

Anadolu; Metehan’dan Alparslan’a, Selahaddin Eyyubi’den Osman Bey’e, Fatih’ten Atatürk’e uzanan büyük bir medeniyet birikiminin mirasçısıdır. Bu tarihî ve kültürel sentez, Cumhuriyetimizin en güçlü rehberidir. Anadolu halkı yüzyıllardır hoşgörüyü, demokrasiyi ve bağımsızlığı birlikte yaşamıştır.

Bugün bozulmak istenen bu dokunun düşmanları, dün kimse bugün de odur. 13. yüzyılda Aşık Paşa’ların, Yunus Emre’lerin mücadelesi neyse, bugün Anadolu’nun yaşadığı sıkıntı da aynıdır.

Gelir dağılımı alarm vermektedir. Bu adaletsizlik, geniş kitleleri ne merkez sağda ne de merkez solda tutabilmektedir. İrticaya ve cemaatlere yönelen kesimlerin tercihi ideolojik değil, büyük ölçüde ekonomiktir.

Sistemin yeniden organizasyonunda ilk halka gelir dağılımının düzeltilmesidir. Bunun yanında, doğuda artık çıban başı haline gelen toprak ağalığının tasfiye edilmesi ve kamu kurumlarının ivedilikle şeffaflaştırılması şarttır.

Bugünkü siyasal kadrolaşmaların yarattığı olumsuzluklar, daha sinsi yapılanmalara zemin hazırlamaktadır.

Artık daha yürekli olmanın zamanıdır. Devlet örgütlenmesinde ve ekonomik politikalarda ciddi, radikal reformlara başlanmadığı sürece; yarın hep birlikte altında ezileceğimiz büyük bir çöküşle karşılaşmamız kaçınılmazdır.