Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış haberleri bul
Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış haberleri bul
ve ve
ve ve
ve ve
Temizle
Euro
Arrow
35,6507
Dolar
Arrow
32,8577
İngiliz Sterlini
Arrow
42,4601
Altın
Arrow
2544,0000
BIST
Arrow
11.094

Atatürk’ün felsefesini reddetmenin bedeli…

Dış politikada nesiller boyu devam edecek öğretiler bırakan kurucu önderimiz Mustafa Kemal Atatürk “Yurtta sulh, cihanda sulh” prensibi ile barışı Türk dış politikasının merkezine oturtmuştur. Komşularla ve bütün devletlerle iyi geçinmeyi Türkiye siyasetinin esası olarak belirleyen Atatürk “Türkiye’nin güvenliğini gaye tutan, hiçbir milletin aleyhinde olmayan bir barış istikameti bizim daimi prensibimiz olacaktır” demiştir. Bu bağlamda dış politikadaki dehası, temelinde maceraperestlik yerine akılcılığa, yayılmacılık yerine ise sınırların güvenliğine, hukuksuzluk yerine uluslararası meşruiyete, çatışmacılık yerine diyalog ve işbirliğine dayanmıştır. Atatürk’ün özenle ve yüksek birikimle inşa ettiği bu felsefe cumhuriyetin temel dış politika yaklaşımı olarak onyıllarca gelen hükümetlerinde yol haritası niteliğini taşımıştır. Ta ki AKP iktidarına kadar…

2002’de iktidara geldiklerinde komşularla sıfır sorun prensibi ile yola çıkan AKP iktidarı, yıllar içerisinde iktidarları güçlendikçe bu felsefeyi küçümsemiş hatta reddetmiştir.

2010’da başlayan ve 2011’de Suriye’ye sıçrayan Arap Baharında, Suriye Devlet Başkanı Esad karşıtı muhaliflerin kazanacağını öngörmüş ve Suriye ile olan ilişkilerimizi geri dönülmez bir yanlışa sürüklemişlerdir. 2011 Öncesinde Esad’la ailecek görüşen Cumhurbaşkanı Erdoğan zamanla Esad’ı katil, diktatör olarak tanımlamış ve komşumuz ile ilişkilerin kopuşunu hızlandırmıştı. O günleri hatırlamak için bir veri paylaşmak iyi olur. Dönemin Dışişleri Bakanı Davutoğlu 2013 yılında yaptığı bir açıklamada “psikolojik sınır” olarak adlandırdıkları 100 bin sığınmacının çoktan aşıldığı ve 600 bin kişinin Türkiye’ye geldiğini söyleyip, şöyle devam etmişti sözlerine: “100 bin kişiyi kamplarda ağırlayabilirsiniz ama bu sayı yüz binlerle ifade edilir hale geldiğinde artık kamplarla idare edilmenin ötesine geçer. 

…Şehirlerdekiler, neredeyse kamplardakilerin 2 mislini aşar hale geldi”. Bugün ülkemizde milyonlarca sığınmacı olduğu düşünüldüğünde Erdoğan’ın çok sevdiği şarkı gibi “nereden nereye” demekten insan kendini alıkoyamıyor.

Tek hata Suriye politikası değildi elbette. Aslında bu hatalar zinciri geçmişin mirasını reddetmekle başladı. AKP İktidarı, Cumhuriyet döneminin yetiştirdiği büyükelçileri, diplomatları “monşerlikle” yani halktan kopuk olmakla itham etti. Halbuki Cumhuriyetin yetiştirdiği dışişleri mensupları, Atatürk’ün “Yurtta barış, cihanda barış” prensibini rehber edinmiş, yüksek birikim ve derin entellektüel altyapılarıyla dış ilişkilere hakim uzman kadrolardı. Zorlu sınavlarla girdikleri dışişlerinde her aşamada eğitimler alıp, her kademeye yeniden sınavla gelmiş, çetin zamanlarda da barışın ve güvenliğin sağlanması için tarihe geçecek görüşmelere de imza atmışlardı.  Bu görüşmelere örnek olarak; Balkan ve Sadabad Paktlarından  başlayıp, Montreux Anlaşmasının imzalanmasında, Hatay sorununun çözümlenmesinde, ülkeyi kanlı geçen 2’nci Dünya Savaşının dışında bırakmalarıyla, Ortak Pazar /Avrupa Birliği üyeliği için 50 yıldır süregelen görüşmelerde, Kıbrıs sorununun ulusal çıkarlar doğrultusunda çözülmesinde göstermişlerdi. Üstelik Türk dışişleri mensupları kendilerine hiçbir zaman “monşer” dememişlerdi. Bu tabir aynı zamanda yabancı hayranlığını da çağrıştırabildiği için Osmanlı’nın çöküşünü anımsatan bir döneme de işaret ediyordu. Bunu kabul etmeleri mümkün değildi. Tepkilerini kimi zaman ekranlardan, kimi zaman ise yazılı olarak açıkladılar. Yine de fikir ve önerileriyle son yirmi yılın Türk dış politikasında yanlış giden hususları belirtmekten, doğru yolu göstermekten vazgeçmediler.

Sonuç olarak Cumhuriyetin kuruluşundan bu yana gelen bir birikimin reddedilmesi, itidalli dış politika ve dış ilişkilerin terk edilmesi, ülkemizin sosyolojisinin değişmesine ve halkın huzurunun kaçmasına neden oldu. Bugün gelinen noktada yıllardır muhalefetin vurguladığı Suriye’nin toprak bütünlüğünün korunması ve Esad’la görüşülmesi gündemde. Mezhepçi yaklaşımların ve yanlış dış politikanın verdiği zarar ise tartışmasız çok büyük. Atatürk’ün dediği gibi “Milletlerarası anlaşmazlıklar, ancak iyi niyetle ve umumî menfaat adına, karşılıklı fedakârlık yoluyla halledilir”. Türkiye’nin önündeki sığınmacı sorununun çözülmesi için iki ülkenin devlet başkanlarının iyi niyetle masaya oturması gerekecek. Şimdiden görünen o ki bu süreç hiç kolay olmayacak.