Kayboluşundan 19 gün sonra sekiz yaşında ki minik Narin’in cansız bedenine ulaşıldı. Narin’in kayboluşu sosyal medyada yer aldığı andan itibaren geceli gündüzlü olaylar örgüsünü adım adım takip eden herkesin vicdanını sızlatan, uykularını kaçıran ve “belki yaşıyordur” umuduyla süren bekleyiş maalesef kötü haberle son buldu. Geriye konuyla ilgili birçok soru işareti, şüpheler, öfke ve yarım kalmışlık hissi kaldı.
Can acıtıcı birçok sorulardan ilki; Narin’in kaybolması kamuoyuna yansımasa, hiçbirimizin haberi olmasa, gündem oluşturulmasa ve takip edilmeseydi ne olacağıydı. Aile tarafından “bir kaza” olarak kayda geçirilip üstü mü örtülecekti? Bu şüphe içinizi kemirirken, acaba bu şekilde başına kötü olaylar gelmiş başka kızçocukları da var mı sorusu peşi sıra insanın aklına geliyor. Köy halkının ve ailenin sessizliği, feodal düzenin körelttiği insanlığı, yok ettiği vicdanı gözler önüne seriyor. Büyüklerin günahları yüzünden katledilen çocukların ahı, insanın bedenini buz gibi sarıyor. Ürperiyoruz. Bu kör kötülükten, karanlıktan, suç ortaklığından ürperiyoruz. Hissettiğimiz duyguların bir çocuğun yaşamı yanında hiçbir değeri olmasa da bu kötülüğü boğmadıkça, bu karanlığı yırtmadıkça başka çocukların katledilmesinin önüne geçmek de imkansız görünüyor.
Sorular ve şüphe insanın peşini bırakmıyor dedik ya… Böylesine küçük bir köyde bir çocuğu katledip, ortadan kaldırmaya nasıl karar verir insan? Duyulmayıp, anlaşılmaması işten değil! Acaba daha evvel başkaca olayların üstü örtüldü de “bu komün suç ortaklığına yenisi eklense ne olur” diye mi düşünüldü? 19 Gün Narin’in cansız bedeni nasıl saklandı? Onca polis, jandarma, özeltimler, arama kurtarma köpeklerinden nasıl kaçırıldı? Bu kadar profesyonel katil nasıl olundu? Elbette bu soruların bütünü ve çok daha fazlasının yanıtı soruşturma kapsamında araştırılıyor. Suçluların bulunup, en yüksek cezaların verilmesini hepimiz yürekten diliyoruz. Gelin görün ki bu karanlıkla ve bu kötülükle birlikte yaşıyor olmak insanı gerçekten ürpertiyor. Çocuklarımız adına, gelecek adına ürpertiyor.
Bu sessizliğin içinde dikkati çeken bir diğer konu ise kabinenin tek kadın üyesi Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş’ın görünmezliği… Evet görünmezlik diyorum çünkü Sayın Bakanı bu süreçte hiç göremedik. Elbette adli bir vaka olduğu için İçişleri Bakanının, Adalet Bakanının ve Diyarbakır Valisi’nin açıklamalar yapması çok doğal ve doğru olan. Fakat özellikle bir çocuğu ve aile merkezli bir trajediyi kapsadığı için aileden sorumlu bakanın da bu konuda inisiyatif alıp topluma mesaj vermesi önemliydi. Bakanlığın X hesabında Narin’le ilgili tek, Bakanın hesabında ise iki tweet gözüküyor. Geriye kalan paylaşımlar ise genellikle kutlamalar, özel gün mesajları, taziyeler ve retweetler… Konuyla ilgili bir çalışma yapıyorlar ya da yapmıyorlar ama bildiğimiz tek şey çalışmalarıyla görünür olmak, bu konunun bir kadın gözüyle ve sözüyle iletişimini kurmak istemedikleri…
Feodal düzende yaşayan köydeki kadınların sessizliğinin arkasında ne çeşit bir çaresizlik olduğunu az çok tahmin edebiliyoruz. Fakat Bakan Özdemir’in sessizliğini anlamak çok güç. Halbuki bu kadar kudretli makamlara gelen kadınların topluma cesaretleri ile örnek olması beklenir. Ne yazık ki kadın gözü ve vicdanıyla, kadının sözünü duyamıyor, göremiyoruz.
Narin eğitimsizliğin, feodalitenin ve çarpık düzenin kurbanı oldu. Nazım Hikmet’in dediği gibi “sofradaki yeri öküzden sonra gelen” kadınların, kız çocuklarının yaşadığı değersizlikle bir çuvalın içinde yaşamı sona erdi.Kadın hakları mücadelesi işte bunun için çok önemli ve hayati. Başka Narin’lerin gülü solmasın diye…
Çok Okunanlar
Cumhuriyetçiler de Trump'ın görevden alınması için kazan kaldırdı
'İlaçlar bekliyor, hastalar ölüyor'
Yazılı açıklamada terörsüz Türkiye ve İsrail vurgusu
Cumhuriyetin son kabadayısı Yalçın Küçük Hoca
CHP'li Salıcı'dan Vakıflar Genel Müdürlüğü tepkisi
Kurşun sınırda, kriz içeride
Emperyalizm ve NATO
Mükemmelden ‘yeterince iyi’ye
Yılmaz Özdil'in Sözcü'den istifasının perde arkasında 'Akın Gürlek' iddiası
Isparta-Antalya karayolunda feci kaza: 7 ölü