Resmî Gazete’de yayımlanan bir atama kararının, 33 yaşındaki bir kaymakamın atamasının, bir süre sonra memleketin gündeminde önemli bir yer işgal edeceğini tahmin etmek pek mümkün değildi.
Anadolu’nun bir ücra köşesinde doğup büyümüş, ardından Siyasal Bilgiler Fakültesi’nden mezun olmuş bu kaymakam kendisini öyle bir noktada buldu ki atamalar atamaları takip etti. Bundan sonrası ise fazlasıyla dikkat çekecekti. Neredeyse sıfırdan, memleketin en yüksek noktalarından birine uzanan bir hikâye.
Yaşar Kemal olmasa bu atamalar belki geniş kesimlerce aynı ölçüde bilinmeyecek, aynı ölçüde tartışma yaratmayacak hatta memlekette gittikçe keskinleşen siyasal saflaşmaların önemli bir unsuru olmayacaktı.
Mehmet Can, o zamanlar Gaziantep İslahiye’ye bağlı Dünek köyünde doğdu. Adını, yöredeki sakarca ve sığırcık kuşlarının buradaki çınar ağaçlarını gecelerini geçirmek, tünemek için seçmesinden aldığı rivayet edilen köyde. Gâvur Dağları’nın eteklerinde, Cebbar Oğlu Mehemmed’in köyünün hemen aşağısındaki köyde.
Mülkiye’de okudu. Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde. 27 Mayıs’tan tam iki ay sonra, 33 yaşında bir kaymakam olarak Adana Kadirli’ye atandı. Güneşin sıcaklığını hissettirdiği her bir tohumu, az biraz da su değdiyse, Tuba ağacına çeviren bereketli topraklara.
Ne oldu nasıl olduysa, birkaç ay sonra, 1961’in Şubat soğuğunda, memleketin rakımı yüksek ilçelerinden birisine, daha şelalesinin buzları çözülmemiş Muradiye’ye atandı. Üç ay sonra tekrar Kadirli’ye.
Türkiye, bu hiç de olağan olmayan atamaların gerisinde olup bitenleri “Karanlıkta Yol Açanlar” üst başlığıyla Cumhuriyet gazetesinde bir röportaj dizisi başlatmış olan Yaşar Kemal’den öğrendi. Ailesi, tesadüf o ya, daha kendisi doğmadan Muradiye’den Kadirli yakınlarındaki bir köye göç etmiş, edebiyatını gözlerini açtığı bu dünyada, Çukurova’da yeşertmiş Yaşar Kemal’den.
Dizinin ilk röportajının alt başlığı, söz konusu atamaların Türkiye için değilse de yöre halkı için gayet olağan olduğunu gösteriyordu: “15 Yılda 37 Kaymakam Alaşağı Etmişlerdi, Şimdi Sıra 38.’deydi” Yaşar Kemal, 1955’te yayımlanan Teneke romanını kaçıncı kaymakam alaşağı edildiğinde yazmaya karar verdi bilinmez ama şimdi alaşağı edilmek istenen bu 38. kaymakamın başına gelecekleri de sanki yıllar öncesinden anlatmıştı.
Teneke, ilçeye yeni atanan genç kaymakamın tecrübesizliğinden faydalanmak isteyen ağaların, kamu yararını ve halk sağlığını hiçe sayarak çeltik izni almasını; durumun vahametini sonradan fark eden kaymakamın mücadelesine rağmen ağaların Ankara’daki nüfuzlu dostları sayesinde kaymakamı ilçeden göndermeyi başardığını anlatıyordu. Bir alay ifadesi olarak, kaymakamın arkasından teneke çaldırarak. Kars’ın Kağızman ilçesine.
Yaşar Kemal, Mehmet Can’ın, birkaç yıl önce yolları çamurdan geçilmeyen ilçeyi cennete çevirdiğini söylüyordu. Ağaların aracılığı olmadan halk ile doğrudan görüşmeye çalıştığını; ilçeye gelir sağlamak üzere iki su arkını kiraya verdiğini belirtiyordu. Üstelik üzerine çöktükleri devlet arazilerini ağaların elinden almıştı. Muradiye yolu da bunun üzerine görünmüştü.
Ne var ki kaymakamlarından memnun olan Kadirli halkı sesini Millî Birlik Komitesi’ne kadar duyurmuş; Komite üyelerinden Sami Küçük ile Suphi Gürsoytrak ilçeye kadar gelmiş ve halka kulak verdikten sonra Can’ın tekrar Kadirli’ye tayinini sağlamışlardı. Ta ki 1961 sonbaharında seçimler yapılıp yeni hükümet kurulana kadar.
Yaşar Kemal’in röportaj dizisi bittikten birkaç hafta sonra Can, Teneke’deki kaymakamın Kars Kağızman’a tayin edilmesine çok benzer biçimde, Kağızman’ın biraz daha ilerisine, Ermenistan sınırındaki Tuzluca’ya tayin edildi.
Dönemin Milliyet gazetesi Hükümete “devleti siz mi idare ediyorsunuz, yoksa Kadirli’nin Çeltikçi ağalar mı?” diye çok sert çıkarken; Cumhuriyet gazetesi ağaların Can’ın ardından teneke çaldıramadığını, halkın onun yoluna çiçekler serpip ardından su döktüğünü bildiriyordu.
Can, 30 Mart 1962’de Tuzluca’ya uğurlandı ama ortalık yatışmadı. Tam bu sırada Yılanların Öcü filmi, komünizm propagandası yaptığı ve müstehcen olduğu gerekçesiyle hedefteydi. Aynı dil kısa süre sonra Can’a da yöneltildi. Millî Yol dergisi, komünistler ve onların destekçilerinin hem filmi hem de Can’ı savunarak, çoğu isteyerek azı elde etme taktiği güttüklerini öne sürüyordu. Böylece köy gerçeğini anlatan bir romandan uyarlanan film ile sürgündeki bir kaymakam, aynı komünistlik potasında eritilmeye çalışıldı.
Derken mesele Meclis’e taşındı. İçişleri Bakanı, Can’ın Tuzluca’ya tayininin zorunlu görev nedeniyle gerçekleştiğini belirtse de oturum kavgaya dönüştü. Kimi vekiller ve basın, Sovyet destekli kızıl yayınlara alet olunduğunu söylüyordu. Millî Yol haftalarca “Kadirli Olayı mı, Moskof Taktiği mi?” sorusunu sayfalarından düşürmedi.
Buna karşın üniversite gençliğinin bir kesimi Can’a desteğini çeşitli biçimlerde ortaya koydu. Bir keresinde içlerinde Onur Öymen’in de bulunduğu Mülkiye’den bir grup öğrenci, desteğini Tuzluca’da onu ziyaret ederek de gösterdi. Bu ziyareti, Can’ı kapağına taşıyan Yön dergisinde uzun bir yazıyla anlattılar.
Can, bir süre sonra yalnızca bir kaymakam olarak değil, Türkiye’nin siyasal ve kültür-sanat hayatında başka kimliklerle de görünmeye devam edecekti. Ama belki asıl önemli olan, arkasından teneke çaldırılamayan o kaymakam hikâyesinin memlekette iz bırakmış olmasıydı.
Ne diyordu Teneke’nin sürgüne gönderilen kaymakamı: “Mücadele…”
Çok Okunanlar
Rasim Ozan Kütahyalı gözaltına alındı
Özel, İmamoğlu ve Yavaş'tan birlik mesajı
Benzine gece yarısı zammı
Kürtlerin taleplerini kim daha iyi temsil ediyor sorusunu yanıtladılar
Abdülhamit'in torunu Nilhan Osmanoğlu, kira artışlarına yenik düştü
Kovalamaca ardından yakalanan sürücüye rekor ceza
Akıbeti benzemesin!
Burcu Köksal karikatürü sonrası gözaltına alındı
CHP heyetine Gaziantep'te asansör şoku
Kulisleri hareketlendiren Muhittin Böcek iddiası