“Nasıl geçti habersiz, o güzelim yıllarım.” Geçmişe özlem duyguları içeren bu mısralar 1970’te bir şarkı sözü olarak öylesine popüler olmuştu ki şair, aynı yılın sonbaharında bir dergiye şiirinin öyküsünü anlatmıştı. Teoman Alpay, Zeki Müren, Mustafa Sağyaşar, Gönül Akkor ve başkalarının sesinden 1970’ler boyunca bütün Türkiye’ye yayıldı. Etkisi bir dönemle de sınırlı kalmadı. Daha genç kuşaklara bir de Tarkan’ın sesiyle ulaştı. Hatta bir keresinde Arif Işık olarak Cem Yılmaz’ın aynı ses eşliğinde gerçekleştirdiği performansla.
***
Arif V 216’da Arif, bu performansından kısa bir süre sonra ışık hızıyla 1969 yılına gitti. 1970 yılında “nasıl geçti habersiz” dizelerini hissederek mırıldanan birisinin olası son güzel yılına. Hayali Gora gezegeninden insan olmaya gelen robot 216’nın ısrarlı kararlılığı ve onu dünyada istemeyenlerin protestolarıyla tetiklenen olaylar silsilesinin sonunda: “Go Home!”
Filmde Arif ve 216, Apollo 11’in 20 Temmuz’da Ay’a iniş yapmasından kısa bir süre önce, İstanbul’da Yeniköy sahilinden giriş yaptılar 1969’a. Ardından Sirkeci’de göründüler. Ama “Go Home” bir daha görünmedi filmde. Üstelik başındaki “Yankee” ifadesiyle sokakları ve meydanları en çok kapladığı bir zamanda. Üstelik Yeniköy’den Sirkeci’ye giderken Dolmabahçe’den geçmiş olmaları kuvvetle muhtemelken. 30 gençlik kuruluşunun, Dolmabahçe’ye demirlemek üzere hareket halinde olan Amerikan emperyalizminin simgesi Altıncı Filo’ya karşı “Bu millî bağımsızlığımıza gösterilen açıkça bir saygısızlıktır, küfürdür. Türk Milleti ile alay etmektir. Bütün Türk Milliyetçilerinin bizimle aynı düşüncede olduklarına inanıyoruz… Türkiye’de yalnızca Türk Bayrağı dalgalanıncaya kadar bu savaş sürecektir” dediği bildirisinin üzerinden henüz birkaç ay geçmişken.
***
İtalyan yazar Dario Fo da 1970 yılında iken gitmişti 1969’a. Bir tiyatro oyunuyla. Bir Anarşistin Kaza Sonucu Ölümü’yle. 1969’da Milano’da gerçekleşen ve birçok kişinin ölümüne sebep olan patlamanın sorumlusu olarak gösterilen, demiryolu işçisi olan anarşist Giuseppe Pinelli’nin polis merkezinde tutulduğu dördüncü kattan “kazara” düşerek ölmesi üzerine. Oyun on yıllardır Türkiye dahil dünyanın pek çok ülkesinde sahnelenmeye devam ederken, zamanla ortaya çıkan deliller patlamanın sorumluluğu konusunda neo-faşistlere, Pinelli’nin ölümü konusunda onların devlet içerisindeki bağlantılarına işaret etti. Neo-faşistlerden Gladio’ya, oradan ABD ve NATO’ya…
***
Gençler, Altıncı Filo protestolarında arkadaşları Vedat Demircioğlu’nu da andılar. Hukuk Fakültesi’ni bitirmek için türlü işlerde çalışan ve önceki yaz gerçekleştirilen Altıncı Filo protestolarında İTÜ öğrenci yurduna yapılan polis baskınında ikinci kattan Pinelli gibi atılarak hayatını kaybeden Demircioğlu’nu.
Demircioğlu, Pinelli gibi bir tiyatro oyununa esin kaynağı olmadı. Ama türküsü yakıldı sıcağı sıcağına. Vanlı ve şanlı Ruhi Su’nun Pinelli’nin topraklarından da beslenen vokal tekniğiyle: “Kurtuluş savaşında/ Belki siz de gördünüz/ Demircioğlu bir değil/ Halkımız gibi çoğul”
***
1969’un sıcağı sonbahara da sarktı halklar için. Türk ve İran halkları için. Daha birkaç ay önce insanlık için büyük bir adım atılmışken, birkaç yıldır küçük adımını memleketine atamayan; Türkiye’de tıp okuyan İran Talebe Cemiyeti Başkanı Sadık Hüsrevşahi’nin kendisini ateşe vermesiyle. Şah’ın İran halkına karşı zulmüne direnirken, CIA’nın kolu gibi çalışan İran istihbarat örgütü SAVAK’ın baskı ve tehditleri karşısındaki isyan ateşiyle.
Evet İsyan. Şiiri önceden yazılmıştı Hüsrevşahi’nin. Binlercesininki gibi. Kendisini ateşe verdiğinde şiirinin kokusu henüz dağılmamıştı. Kitabın kapağına da taşan şiirinin sıcaklığı kitapçıların camekanlarında henüz buğulanıyordu İsmet Özel ismiyle birlikte: “Ben merd-i meydan/ yani toprağın ve kanın gürzü/ güllerin bin yıllık mezarı bendedir/ yukardan bakarım efendilerin pusatlarına”
***
Arif’in, başka bir Arif’in, Ahmed Arif’in eskittiği prangalar eksildikçe yerine yenileri konuluyordu kitapçı camekanlarına, İsmet Özel’in isyanı ona eşlik edene kadar tam bir yıldır: “Binlerce yıl sağılmışım/ Korkunç atlılarıyla parçalamışlar/ Nazlı, seher-sabah uykularımı/ Hükümdarlar, saldırganlar, haydutlar/ Haraç salmışlar üstüme/ Ne İskender takmışım/ Ne şah ne sultan”
Arif, mavzerine şiir doldurmuştu, Muzaffer Erdost’un deyişiyle. Onun “Anadolu”su sultan da – Hüsrevşahi gibi – şah da tanımıyordu. Ne o ne de şiirlerini hatmedenler Şeyh Sait’i anmayı aklından geçiriyordu.
Gel gör ki Arif’in coşkun bir sevgisi vardı feodal unsurlara, gururuyla, yiğitliğiyle, töresiyle. Sırf kapitalizm henüz onları tam olarak teslim alamadı diye. Bu yüzdendir ki bir tamirci çırağı değil, bir namus işçisiydi, yürek işçisi.
Oysa çığ tutmuş şarkıları bildiği gibi emperyalizmi de bilirdi. Feodal unsurların nasıl iş birlikçi olabildiğini de. Ki birçok kez tutuklanmıştı emperyalizme karşı duruşu nedeniyle, arkadaşlarıyla birlikte, 50’lilerde.
***
Bir Ocak kuruldu 1969’da. Devrimci Doğu Kültür Ocakları. Vatandaşlık bağı ile bir arada yaşama iradesi olan Türklüğü, halkın bir kesimiyle sınırladı. Türk halkına, Türkiye halkına bambaşka bir şekilde seslendi: Türkiye halkları. Kendini en devrimci bulanlar bunu hemen sahiplendiler. Terk ettiler halkı.
Bir siyasi parti kuruldu 1969’da. Milliyetçi Hareket Partisi. Çok bir şey yapmasına gerek kalmadı. Türk milliyetçileri olarak dünya halklarıyla dayanışanlar, devrimci teori olmadan devrimci eylem olmaz diye diye antiemperyalist içerikli kavramlarını şovenizmle özdeşleştirmeye başladılar. Teslim ettiler milliyetçiliği. Ardından ay-yıldızlı bayrağı.
***
Hiç de habersiz geçmedi 1969 yılı. Her şey ayan beyan ortadaydı.
Çok Okunanlar
Yeraltı dizisindeki o gönderme gündem oldu
Antalya'daki skandal yapı için harekete geçildi
Ocak ayında konut satış rakamları belli oldu
Gazeteci Alican Uludağ gözaltına alındı
Domuz eti sahnesinin faturası o isme kesildi
Gündem olmayan ziyaret ve fotoğraf
Giresun Belediye Başkanı Fuat Köse hastaneye kaldırıldı
Fatih Uçan'dan usta oyuncu Melek Baykal'a tepki
Jeffry Epstein'in dairesine 'İsrail' güvenliği
Meral Akşener en büyük isteğini açıkladı