Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış haberleri bul
Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış haberleri bul
ve ve
ve ve
ve ve
Temizle
Euro
Arrow
50,2327
Dolar
Arrow
42,7761
İngiliz Sterlini
Arrow
57,9589
Altın
Arrow
6399,3101
BIST
Arrow
10.729

Ayhan Abi

“Dikkat dikkat! Sayın profosor, sayın hemşireye! Sayın profosor, sayın hemşireye! Elazığ’da Hasan; Malatya’da Ali…” Mahallemizin delisi Ayhan Abi’nin bu sözlerle başlayan performansına bilmem kaç kere şahitlik ettim. Keyfi yerindeyse ve adabınca sorulmuşsa hemen oturuşunu düzeltir, yıllar içerisinde ancak sınırlı ekleme ve çıkarmalarda bulunduğu performansını sergilemeye başlardı. Her seferinde bir yandan kulak kesilir ezberimi sınardım; diğer yandan performansı sırasında tam karşısına diktiği gözleriyle ortaya koyduğu disiplini bozup bozmayacağını takip etmeye çalışırdım.

Ayhan Abi uzunca boyluydu. Geniş siyah şalvarın üzerinde hiç sırıtmadığı iri bir cüsseye, başka hiçbir insanda görmediğim ölçüde kalın, kat kat olmuş bir enseye sahipti. Sağ bileğinin üstünde neredeyse bir çocuk yumruğundan daha büyük bir şişlik vardı. Bizim duyumsadığımız dünyadan uzaklaştığı anlarda birden sol ayağını diğerinin arkasından sürüklermiş gibi koşturmaya başlar, bu anda sağ bileğini de olabildiğince ısırırdı. Şişliğin sebebi buydu. Sonra bir hâl gelir, sakinleşir ya bir yere oturur ya da koşusunu rahat bir yürüyüşe dönüştürürdü. Bu esnada ağzından çıkanlar ya anlaşılmaz ya da bizler için anlamlı bir bütünlük taşımazdı. Ama bir süre sonra bizim dünyamıza bir yönelirdi.

***

Kuveyt’in işgali ve Körfez Savaşı zamanları. 6 yaşına girmediğim aşikâr. Siyah beyaz televizyonumuzda sadece TRT var. Bu yüzden benim için televizyonu açmak ile TRT’yi açmak aynı şey. Çocuklarla oyun oynarken içimizden birisinin, Susam Sokağı başlıyoooo, bağırışıyla hızla uzaklaşması üzerine, acaba bizim televizyonda da başlar mı, diye kendi kendime soruşumdan anlıyorum: İnsanların televizyonlarını açtıklarında aynı anda aynı yayını izlediklerini henüz kavramış değilim. Kendimi bir an için Benedict Anderson’a teslim edersem, henüz hayalî bir cemaatin radarına girecek soyutlama düzeyine erişememişim.

Her gün haberlerde savaş uçaklarını görüyorum. O zamana kadar hiçbir ismi Saddam Hüseyin ismi kadar sık işitmediğimden eminim. Komşumuz Mevlüt Abi’nin Saddam’ın okula nasıl atla gittiğini öykünür bir yüz ifadesiyle anlatışı gözümün önünde. Bundan mıdır yoksa ismini tamamladığından mı, bizden biraz küçük oğlu Hüseyin’e 'Saddam Hüseyin' diyoruz. Bir yandan Ramboculuk oynuyoruz ama Amerikalılar kötü, onu hissediyorum. O zamanlar, bu yaşıma geldim daha görmedim, sızlanmalarıma tümleç ettiğim evrenimin merkezi Adana. Televizyondan Amerikan uçaklarının İncirlik diye bir yerden kalkacağını, İncirlik’in ise Adana’da olduğunu öğreniyorum. Günler sonra o uçakların seslerini duyuyor, kimi zaman kendisini görüyorum. O kadar çok gürültüyle geçiyorlar ki endişeleniyorum.

Bir gün cebimdeki parayla Bakkal Nuri Abi’den bir poşet sebze aldım: Birkaç domates, patates, patlıcan, biber. Komşumuzun odunluğunu gözüme kestirdim. Bir köşesini temizledim; düzenleyip, iki minder attım. Bir tencereyi de kaptıktan sonra annemi, yeni öğrendiğim bir kelimeyle, sığınağımıza çağırdım. Annem geldi, baktı, güldü, başımı okşadı ve sebze poşetiyle tencereyi alıp gitti. Benimle aynı endişeleri paylaşmıyordu. Biraz oyalanıp mecbur eve döndüm. Annem akşam yemeğinde benim aldıklarımla yaptığı türlüyü yerken, “oğlumun parasıyla alındı ya, türlü de bir başka güzel olmuş” diyordu.

***

Uzun bir kayboluş sürecinden sonra ve bizim dünyamıza kısmen yöneldiği bir anda Ayhan Abi’ye hınzırca sordum: “Nereye gittin Ayhan Abi? İncirlik’ten uçağa mı bindin de gittin?” Savaş uçaklarının durumunu biliyordum da televizyonda gördüğüm yolcu uçaklarının da evrenimin merkezinde yer alan Adana’da İncirlik’i kullandığını sanıyordum. “Ne İncirliği lan! Eğleniyon mu oğlum sen bennen! Adana’da uçağa Şakirpaşa’dan biniyolar ya! Hüs hele!” Yakın zamanda kapatılan Adana’daki sivil havalimanını ilk Ayhan Abi’den öğreniyordum. İncirlik ise zihnimde savaş ve işgal ile daha fazla özdeşleşiyordu.

Bizim çay ocağında çalışmaya başladığım zaman Ayhan Abi’yi daha sık görmeye başladım. Önünden geçtiği her vakit çay ocağında bir soluklanır, oturur oturmaz ikram edilen çayını içerdi. Babamın ve Elektrikçi’nin bir meşguliyeti yoksa Ayhan Abi’nin de bollaşan ikramlar karşısında malum performansını sergilememek için pek mazereti olmazdı: “Dikkat dikkat! Sayın profosor, sayın hemşireye! Sayın profosor, sayın hemşireye! Elazığ’da Hasan, Malatya’da Ali… Antep merkezde Celil, Oğuzeli’nde Öksüz Kadir, Kilis’te Hakkı… Maraş’ta Hacı… Türkoğlu’nda Tosun Memmed…”

Ayhan Abi Elazığ ve Malatya’dan, Kahramanmaraş’ın ve Gaziantep’in merkezlerinin yanı sıra birçok ilçesinden birer isim sayıyordu. Zihnindeki haritada Osmaniye il sınırına girince, köyler düzeyinde ve bazı köylerde birden fazla isim sayıyor; saydığı isimlere daha fazla sıfat ekliyordu: “Kızlaç’ta Damat Şükrü; Savranlı’da Ahmet, ondan sonra Çolak Reşit;… Şekerdere’de Fısdık Emmi öldü, onun yerine Pontüllü Sadık, ondan sonra Fırıncı Mahmut.”

Mahallemiz şehrin doğu ucundaydı. İlçe, bir süre sonra merkez ilçe, buradan başlıyordu. Ayhan Abi performansına başlarken ki uyarıyı bir kez de sıra kendisine geldiğinde yapıyordu: “Dikkat dikkat! Sayın profosor, sayın hemşireye! Sayın profosor, sayın hemşireye! Osmaniye merkez, Mareşal Fevzi Çakmak Mahallesi, mahallenin gülü Ayhan… Osmaniye merkez, delilerin piri Deli Apo!” Ayhan Abi gerek nadir hastaneye yatırılış süreçlerinde gerekse zaman zaman birkaç aylık kaybolmalarında tanıdığı, adını duyduğu delilerin isimlerini bazen bir hiyerarşi içerisinde sayma performansını böyle tamamlıyordu. Yakın köylerden ve ilçelerden çay ocağına uğrayanlardan teyit ettiğimiz kadarıyla saydığı isimler doğruydu. Kendisinin mahallemizin gülü olduğu da muhakkaktı. Belli ki bir biçimde, dünyayı bizden farklı duyumsayanlardan, delilerden oluşan bir topluluğun mensubu olarak görüyordu kendisini. Ve topluluğun diğer mensuplarının adını her gün tekrar ediyordu.

***

Lisedeyim. Bir gün okuldan çıktım, çay ocağına geldim. Çevre dükkanların bir kısmı kapalı, bir kısmında kimse yok, bir kısmında ise her zamankinden çok fazla kalabalık var. Çay ocağının müşterisi fena değil de o saatlerde iş yükü azalmış ve çay ocağının kaldırımdaki sedirine kendi dükkânın bulunduğu ucundan oturmuş olması gereken Elektrikçi piyasada yok. Önce ona takılacağım için erken dikkatimi çekiyor. Kimseye bir şey sormama gerek kalmadan, hararetli ve haklılık duygularını kelimelerin tonlanışına yansıtan sesler merakımı gideriyor. Bizim partisiz, cemaatsiz, tarikatsız; neşesini, sofrasında fazladan bir lokmasını, Ata’sının kalpaklı fotoğrafını, Cuma’nın farzını eksik etmeyen Elektrikçi birkaç saat önce alıyor eline Türk bayrağını, şehrin ortasından geçen ana yoldaki ilk dükkândan, çay ocağının beş yüz metre kadar solundan başlayarak bütün esnafa kepenk kapattırıyor. Başbakan Ecevit’e yazar kasa fırlatılmasıyla başlayan protestoların şehirdeki örgütleyicisi olarak yüzlerce kişiyi Valilik binasına kadar taşıyor.

Elektrikçi, merkeze bağlı bir köyden. Ayhan Abi’nin listesinde o köyden de birkaç deli var. Bu protesto eylemi üzerine babam Elektrikçi’yi de deliden sayarak bir müdahalede bulundu. İlk günler unuttuğu olduysa da babamın ısrarlı hatırlatmalarıyla Ayhan Abi bizim Elektrikçi’yi köyündeki delilerin sonuncusu olarak listesine ekledi. Belki zamanla bu listeye doğal bir uyum sağladığını sezerek, her performansında andı onun adını.

Annem en son ziyaretime geldiğinde beraber pazara gittik: Domates, patates, patlıcan, biber… Döndüğümüzde bana küçük çocuk muamelesi yaparak, babama “Oğlum pazar alışverişimi yaptı” dedi, gururla. Akşam soframızdaki türlüyü yerken ki yüz ifadesiyse memnuniyetsizdi: “Eskiden yediğimiz sebzenin tadı tuzu vardı, patlıcana bak, kayış gibi. Bizim tarlanın salçası da bir hoş geliyor artık”

"İncirlik" diyesim geldi, diyemedim! "Uçaklar" diyesim geldi, diyemedim! "Sığınağımdaki tencere" diyesim…  Televizyondan gelen sesin dalgalı akışına teslim ettik kendimizi: çalışmaktadırlar… önderi… gerekirse… bölgemizde… deprem… İstanbul… uzmanlar… tören… Kuvvetleri… ihraç… fiyat düzenlemesi… görenleri hayrete düşürdü…

Bir müddet sonra babam, "Elektrikçi’den haberin var mı?" diye sordu. "Çoktandır haberim yok" dedim de "çoğun aklımda" diyemedim. Kulağım ondaymış gibi babama bakınırken, Ayhan Abi’nin listesini hatırlamaya çalıştım. Zamanında sınadığım ezberim, bugünün sınavını veremiyordu. Elektrikçi’nin listedeki yerini dahi hatırlamıyordum. Olsun, dedim. Ayhan Abi gibi bir yerden başlamayı ve kadın-erkek bazen birer birer, bazen onar onar saymayı bildikten sonra yeni koşullarda yeni listeler oluşur, sayısız yeni performans sergilenir. Bilir ve sayarsa Elektrikçi de bir yerden yine bağlanır listeye. Oturuşumu düzelttim ve gözlerimi diktim: “Dikkat dikkat! Sayın profosor, sayın hemşireye! Sayın profosor, sayın hemşireye! Osmaniye’den Paşa İzzet…”