Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış haberleri bul
Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış haberleri bul
ve ve
ve ve
ve ve
Temizle
Euro
Arrow
51,1737
Dolar
Arrow
44,0995
İngiliz Sterlini
Arrow
58,9950
Altın
Arrow
7215,1785
BIST
Arrow
10.729

Hekimler ve neyi bilmediğini bilmek

Ünlü felsefeci, pozitif bilimlerin isim babası olarak da bilinen F. Bacon, 1605 yılında ülkesinin kralı I. James’e, zamanın Cambridge ve Oxford üniversitelerinden yakınarak, özetle şöyle seslenir: “Üniversitelerimizde kötü huylar (distempers) yaygındır. Bunların en önde geleni ise hocaların bir süredir şeyler yerine sözcükler üzerine kafa yormaya başlamalarıdır.”  Bacon’ın ana yakınması, hocaların düzgün gözlemlerle doğanın sırlarını çözmek yerine, kendi akıllarına geleni şatafatlı, kural olarak da Latince, dile getiren sözcükler arkasına saklanıp bilimselmiş gibi davranmalarıdır. Bacon’ın şeyler yerine sözcükler saptaması, yüzyıllardır, sözde bilimselliği kınamak amacıyla kullanılagelmiştir. 

Yine bilimsel çabanın niteliğini irdelemek yolunda kullanılan iki sözcük ayrıştıranlar (splitters) ve kümeleyenlerdir (lumpers). Kökenleri çoğu kez C. Darwin’e bağlanırsa da Bacon’ın da bu ayrımı yaptığı kesindir. Ayrıştıranlar yaptıkları her gözlemin benzer gözlemlerden ne kadar ayrı olduğunu göstermek peşindedirler. Kümeleyenlerin ana uğraşı ise yaptıkları gözlemin diğer benzer gözlemlerle ne denli benzeştiğini vurgulamak çabasıdır. Maydanoz da ebegümeci de toprakta yetişen, yeşil, birer bitkidir. Ancak kimi özellikleriyle birbirlerinden çok ayrılırlar.  Bitki sınıflamasının öncüsü Darwin bu nedenle de tam çevirisiyle “Kılı kırk yaranlar da kümeleyenler de iyidir.” demiştir. 

Bir de özellikle tıp bilimini ilgilendiren, kriter (kural) koyucular vardır. Laf aramızda, bunlara ahkam kesenler de diyebiliriz. Kriter koyuculuğun bilim tarihinde geçmişini gerçekten bilmiyorum. Ama isterseniz salt kişisel gözlem diye dudak bükün, bundan 60 yıl evvel tıp fakültelerinde okutulan ve akut eklem romatizması – hani genellikle çocukluk yaşında streptokok mikrobuyla oluşan boğaz iltihabı sonucu eklem tutulması yanında kalpte kalıcı hasar yapabilen hastalık var ya, işte o – tanısında kullanılan Jones Kriterleri vardı. Sınavlarda da sık sorulan bu kriterlerin işe yaramazlığı çok geçmeden anlaşıldı ve unutuldu gitti. Günümüz tıp öğretisinde de çok sayıda kriter dizisi var. Romatoid artrit, lupus, multipl skleroz, Behçet sendromu kriterleri bunlara örnek. Tüm bu kriterlerin hastalara tek tek tanı koymaktaki işe yararlılığı ise oldukça kısıtlı. Bunun iki ana nedeni var. Birincisi sıraladığım hastalıkların tanıyı koyacak hekimin çalıştığı ortamdaki sıklığı hakkında bilgimiz genelde oldukça yetersiz. Her olasılık kendinden bir önceki olasılığa bağlıdır kuralı orta öğretimde hala yer alıyor mu bilmiyorum. 

İkinci neden ise tıp bilimi, saydığım hastalıkların üstesinden gelmede, bundan diyelim 50 yıl öncesine kıyasla çok daha başarılı olmakla beraber kimi hastalığın tam nedeni veya nedenlerini, hastalık oluş mekanizmalarını, hangi tedavi yönteminin hastamızı sağlığına, hangi sürede kavuşturacağını henüz tam aydınlatmış değil. O nedenle de bu saydığım hastalıkların tanısı için kılavuzlar hazırlanabilir ama kriterler hazırlamak bizi aşar. Aramızda belki de en zor iş psikiyatrların. Onları ilgilendiren hastalıkların hemen hiçbirinin nedenleri ve tam seyirleri tam bilinmiyor. İşte tam bu gerekçeyle de Amerikan Psikiyatri Derneği ta 1952’den bu yana her 10-20 yılda bir, psikiyatrlar için tanı koyma kitapçıkları yayımlar.       

Özetle, oldukça deneyimli bir tıp öğrencisi olarak gözlemim her ne kadar son yarım yüzyılda tıp bilimi çok ilerlemişse de yine de bilinmeyeni çok fazla. Bu bilgi yoksunluğunun üstesinden gelmenin yolu ise yüzyıllar önce Bacon’ın vurguladığı gibi bilinmeyeni isimlendirmekten uzak durup, tam bilmediklerimizle kümeler yapmaktan kaçınıp, aksine olabildiğince ayrıştırıcı olmak, tanı yolunda ise işe yararlılıkları kuşkulu hastalık kriterleri yapmakta yine olabildiğince cimri davranmaktır.  

Bakın tıp fakültelerinde bize yüzyıllardan beri bir hekim, araştırıcı veya her ikisi olarak neler bilmemiz gereken öğretilir. Neleri bilmediğimize ise hemen hiç değinilmez. Halbuki en kıymetli bilgi neyi bilmediğini bilmektir. Bu deyiş kimine göre Konfüçyüs’e aittir kimine göre Sokrates’e. Ünlü mizah yazarı M. Twain ise “Başınızı esas belaya sokan, gerçekten bilmeyip de bildiğinizi sandığınız şeylerdir.” der. 

Önerim bundan böyle tıp fakülteleri ve uzmanlık eğitim programlarıyla tüm tıp kongrelerine, ilgili alanlarla ilgili neyi bilmiyoruz derslerinin, seminerlerinin veya konuşmalarının eklenmesidir. Böyle bir uygulamanın gerek hekim – hasta ilişkilerini gerekse de tıp hizmetlerini destekleyen özel veya kamu kuruşlarının işlevlerini çok daha dürüst ve verimli bir düzeye getireceği kanısındayım. Hekimin bazı ve kimi kez çok önemli şeyleri bilememesi mesleğinin doğasında vardır ve bunun başta kendisi olmak üzere tıp hizmetlerinin diğer paydaşları tarafından da iyi anlaşılması gerekir.