Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış haberleri bul
Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış haberleri bul
ve ve
ve ve
ve ve
Temizle
Euro
Arrow
50,2320
Dolar
Arrow
42,7788
İngiliz Sterlini
Arrow
57,8340
Altın
Arrow
6373,0227
BIST
Arrow
10.729

Üniversitelerimiz

Toz duman içindeki gündemde bir türlü aklımıza gelmeyen bir sorunumuz var, üniversitelerimiz! Yıllardan beri dile getirmeye çalışıyorum. Osmanlı İmparatorluğu’nun tarihe göçmesinde bu koca imparatorluğun üniversite yoksunluğu unutulur. Öte yandan “Birinci Dünya Savaşı sonrası Almanya'nın büyük yenilgisi 1919 Versailles Antlaşması'yla noktalanır. Almanya toprakla¬rından önemli bölümler kaybeder, ordusu dağılır, yüklü bir savaş tazminat ödemek durumunda kalır. İşte bu sırada ün¬lü Alman asker ve devlet adamı Hindenburg şöyle der: ‘İyi ki üniversitelerimize dokunmadılar.’” (TBMM’ye açık mektup: Hakimiyet kayıtsız şartsız YÖK’ün değil. H. Yazıcı, Milliyet 15 Haziran 1992, Muteber Bir Nesne Yok Devlet Gibi’de –Milliyet Yayınları, 1998) 

Kanımca hukuk/yargı düzenimiz ile üniversitelerimiz, göz bebeğimiz Cumhuriyetimizin en sorunlu iki halkasıdır. Bu birlikte bir nedensellik bağı var mı derseniz, bence var. Gerek hukuk/yargı gerekse de üniversiteler bir toplumun uygarlığa erişiminde olmazsa olmazları, dürüstçe doğruyu ve gerçeği arayışa saygının adeta kaleleridir. Uygarlığın ise pek kestirmesi yoktur. Diğer bir deyişle bu kaleleri sağlam kurmadan uygarlık aramak akıntıya karşı kürek çekmekten farksızdır.

Hukukçular kusura kalmasınlar, kanımca söz konusu iki kaleden öncül olanı bence üniversitelerdir. Öyle ya gerçek, doğruya öncüldür. Hukuk ise doğrular üzerine kurulur. Ancak toplumun doğruları zaman içinde değişebilir ve tarih boyunca de değişmiştir. Üniversitenin öncül amacı gerçek peşinde koşmak, bunu yaparken güncel doğruyu sorgulamak, bulurken, öğrenirken öğretmektir. Hukukçular hem doğruyu hem de gerçeğe ve ona erişmeye saygıyı, öğrenerek yine üniversitelerde yetişirler. İşte bu nedenle de sağlıklı, uygar bir toplum açısından üniversiteler öncüldür. Bunun yanı sıra güncel hukuk/yargı sorunlarımıza üniversitelerimizin başta ilgili bölümlerinden bir ses nefes çıkmamasına gerçekten şaşıyorum. Umarım utanıyorlar diye de kendimi avutuyorum. 

Üniversite hocalığımdan emekli olmadan kısa bir süre evvel bir grup arkadaş yeni bir üniversite yasasının nasıl olması yönünde bir çalışma yapıp önerilerimizi yayımlamıştık (Yeni Yüksek Öğretim Yasası için İstanbul Üniversitesi Önerisi; https://doi.org/10.2399/YOD.11.006). Yazımızın girişinde güncel üniversite anlayışımızın çok yanlış olarak gördüğümüz üç sorununu vurgulayarak söyle diyorduk:   

“Üniversiteler:

-Yaşam biçimi örneği olmak,

-Bulundukları bölgenin ekonomik kalkınmasına yardımcı olmak,

-Ülkenin birlik ve beraberliğini korumak

amaçları ile kurulmazlar.

Esas amaçları seküler dünya görüşü çerçevesinde eleştirel akıl, yaratıcılık ve beceriyi, bulundukları toplumda ve uluslararası düzeyde evrensel boyutlara taşımak, ulusal ve uluslararası rekabete açmaktır.

Bu esas amaç başarıya ulaştığında, yukarıda saydığımız tüm “"diğer" amaçlar, üstelik katlanarak, gerçekleşirler. 

Üzerinde ağrılıklı durduğumuz diğer bir nokta yeni üniversite yasasının bir çerçeve yasa halinde olmasıydı. 

Şöyle demiştik:

“Tüm üniversitelerin merkezi ve tek tip bir düzenlemeyle

yönetilmesi anlayışına son verilmeli, çeşitliliği teşvik edilmeli, kurumların kimliklerini oluşurmalarıa destek olunmalıdır. Yöneticilerin göreve geliş yöntemi üniversiteler arasında değişkenlik gösterebilmelidir. Seçim yanında, en azından belli kategorilerdeki üniversiteler için, her düzeyde yönetici, atama yöntemiyle belirlenebilmelidir. Bu amaçla tüm ülkeyi ve yüksek öğrenim sistemini kapsayacak kısa bir çerçeve yasa hazırlanarak, üniversitelerin kendi yönetsel, akademik ve malî yapılarının kendileri tarafından oluşturmalarına, yönetmeliklerle veya ayrı yasalarla olanak tanınmalıdır.

Bu çerçeve yasada, üniversitelere kurumsal özerklik verilmeli; devlete ve kamuya/tüm paydaşlara hesap verici ve şeffaf, karşılıklı iletişim ve etkileşimi önceleyen yönetsel ve akademik yapılar kazandırılmalıdır.” 

Bu arada, doğal olarak, olabildiğince merkeziyetçi YÖK’ün kalkmasını ve yerine ana işlevi üniversitelere para kaynağı ve mali denetim sağlamak olan bir Yüksek Öğrenim Üst Kurulu oluşmasını öneriyorduk. Bu kurumda bürokratlar ve akademisyenler yanında sanayi ve ticaret çevreleri ile yerel yönetimlerin de bulunmalarını tasarlıyorduk. 

Ek olarak önerdiğimiz diğer bir yeni kurum ise Yüksek Öğrenim ve Akreditasyon Üst Kuruluydu. Görevi icabı bilimsel/teknolojik açılardan üniversitelerin verimliliğini izleyecek ve bir önce açıkladığım kurumdan bağımsız çalışacaktı.  Kurulun oluşmasında akademisyenler ve bürokratlar yanında yine sanayi ve ticaret çevreleri ve meslek odaları ve yabancı uzmanlar olacaktı. Böyle bir üst kurulun uluslararası akreditasyonunun olması yanında benzer uluslararası kuruluşlarla işbirliği içinde olmasını tasarlıyorduk. 

Önerilerimiz arasında uygulamaya ait bir dizi görüş daha bulunuyordu. Bunlar arasında:

-Meslek okullarının üniversitelerden bağımsız olarak yeniden yapılandırılması;

-Akademik unvanların üniversite dışındaki meslek uygulamalarında kullanılamaması; 

-Kurumlar arasında rekabet ve geçişlerin özendirilmesi; 

-Tıp fakültelerinde klinik doçentlik ve klinik profesörlük akademik unvanlarının oluşturulması; 

-Etkili bir kalite akreditasyon sistemi gerçekleştirildikten sonra üniversitelere her türlü eleman ve merkezi sınavları geçmek koşuluyla öğrenci seçmek olanağı tanınması da vardı. 

Başta muhalefet partileri olmak üzere ülkemizin düzlüğe çıkmasını isteyenlere anımsatırım. Önce adil, geçinebilir ve demokrat olalım sonra da iyi üniversitelerimiz olur demek, uygarlık tarihi boyunca gözlenene ters düşer.