Adı zaman içinde değişse de 1963’ten bu yana Münih’te her yıl toplanan güvenlik konferansı, bu yıl da 13-15 Şubat arasında gerçekleştirildi. Geçen senenin “artan belirsizlik” teması, bu sene “yıkım altında” oldu.
Bu tema, transatlantik açısından bakıldığında, küresel düzendeki belirsizliğin içinde yön bulmaya çalışan ilişkilerin bu yıl iyiden iyiye kriz haline girdiğini gayet net bir biçimde açıklıyor.
Tabii ki Münih Güvenlik Konferansı sadece transatlantik ilişkilere ilişkin tartışmalara sahne olmadı. Fakat birçok küresel meselenin konuşulduğu bu platformun özellikle de ABD-Avrupa ilişkileri kısmı bizim için önemli görünüyor.
Konuşulanlara baktığımızda öne çıkan temel meselelerden bir tanesi, ABD’nin 20. yüzyılın ilk yarısında tesis ettiği – uygulamada pek de matah olmayan – uluslararası sisteme meydan okumasıydı. Avrupalılar, bu düzenin artık sona erdiğinin altını çizdi. Bu minvalde, son dönem çok meşhur olan “Avrupa güvenlik mimarisi” kavramı, yine çok meşhur olan “stratejik otonomi” kazanma isteğini yansıtan bir politika hedefine işaret ediyor. Bu noktada, Avrupalı politikacılar Türkiye’nin bu yeni mimaride kritik rol oynayabileceğini ve AB’ye stratejik partner olabileceğini Münih’te de tekrar etti.
Avrupa güvenlik mimarisinin Türkiye’ye biçtiği rol aslında 2010’lu yıllardan beri Türkiye-AB bağlamında tartıştığımız “işlemsel” ya da “işlevsel” ilişki tarzının bir başka veçhesini oluşturuyor. Yani, Almanya Başbakanı Merz’in de dediği gibi, “ortaklık burada mutlak bir kavram değil; tüm değerler ve çıkarların tamamen örtüşmesini” gerektirmiyor. Daha da açık konuşursak, AB’nin Avrupa güvenliğine katkı sağlayacak ve doğuya lojistik bir kapı olacak Türkiye’ye artık “pazarlayacak” bir değerler düzeni yok. Varsa da bunu ön plana koymaya gerek görmüyor.
O vakit iki noktaya dikkat çekmek gerekir. Birincisi, AB’nin Türkiye’ye kilit bir rol biçmesi Türkiye’nin “arazi değeri”ni yine yeniden yükseltiyor. Yani Türkiye bu işlevsel ilişkide elini yükseltiyor. Fakat, sorulması gereken önemli sorulardan bir tanesi de şu: AB, Trump ABD’sinin dış ve güvenlik politikasına reaksiyon olarak konumlandırdığı “stratejik otonomi” hedefini, şu an çoğunlukla ABD yanlısı politika takip eden bir ülkeye kilit rol biçerek nasıl gerçekleştirir? Daha Avrupalı bir NATO için, daha ABD’li bir Türkiye’yle stratejik ortaklık isteği bakalım Türk-AB ilişkilerinde nasıl bir al-ver dinamiğine işaret edecek… Göreceğiz.
İkinci önemli vurgum da Türkiye’de birçok farklı grubun AB’ye bakışı üzerine. Zira, Türkiye’de büyük bir çoğunluk AB’ye hâlâ eski paradigmalar üzerinden bakmaya devam ediyor. Ancak şu gerçeklerin artık hızlıca anlaşılması gerekiyor: AB, stratejik ortaklarla aynı hedeflere/değerlere sahip olmak zorunda değiliz diyor, yani normatif denebilecek bir ısrarı yok ve Türkiye-AB ilişkilerinin temel dinamiğini neredeyse son 20 senedir üyelik oluşturmuyor. Bu bağlamda, Türkiye demokratikleşirse ya da Kıbrıs meselesini “çözerse” üyelik müzakerelerinin canlanabileceğine dair düşünceler bir sanrıdan ibaret.
Tersten okursak, AB’nin bu konuları öne sürerek üyeliğe atıfta bulunması da ihtimal dahilinde değil. Bunu muhalefete de belirtmek gerekiyor. Ana muhalefet özelinde konuşursak, dış politikaya dair neredeyse tüm metinlerde üyelik hedefinin yeniden canlandırılmasına yapılan atıfların, Türkiye’deki demokratik sorunlara dair AB’ye yönelik şekilde yazılan İngilizce sosyal medya paylaşımlarının ya da uluslararası toplantılarda Kopenhag Kriterleri üzerinden üyelik hedefinin beyan edilmesinin AB nezdinde bir değeri olduğunu düşünmüyorum. Ezcümle, “Yıkım altındaki” ulusal ve uluslararası sistemlerde, artık yeni şeyler söyleme ve üretme vakti gelmemiş midir? Sanırım geldi ve geçiyor…
Çok Okunanlar
Trafik kazalarında eksper ataması sil baştan değişiyor
DEM Parti Öcalan'la görüşmek için İmralı'ya gitti
Çeşme Belediye Başkanı Denizli ifadeye çağrıldı
Akın Gürlek ataması hakkında ‘yürütmenin durdurulması istemiyle’ dava
Kuzenine IBAN veren genç kız cezaevine girdi
Münih'te 1001 ABD-PKK rezaleti... Ankara’nın derin sessizliği...
‘Sürekli kriz üreten bir rekabet düzeni olacak’
Erdoğan'ın Akın Gürlek'e verdiği ilk talimat ortaya çıktı
Küba
Diyanet, ocak ayında 5 bakanlığı solladı