Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış haberleri bul
Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış haberleri bul
ve ve
ve ve
ve ve
Temizle
Euro
Arrow
50,2397
Dolar
Arrow
42,7621
İngiliz Sterlini
Arrow
58,0688
Altın
Arrow
6578,5021
BIST
Arrow
10.729

Fırat’ın doğusu, Suriye’nin kuzeyi

18 Ocak 2026’da Şam’daki El-Şara hükümeti ile SDG arasında imzalanan 14 maddelik anlaşma, Suriye konusunda – pek de bitmek bilmeyen – bir başka dönemece işaret ediyor. Doğrusu, bu 14 maddeyi tek bir tema üzerinden aktarabiliriz: Suriye’de merkezi hükümetin egemenlik alanını genişletmesi. SDG’nin bir nevi zorunlu entegrasyonu ile doğuya çekilmesi, Rakka ve Deyrizor’un Şam’a devri ve petrol/gaz alanlarının yine merkezi hükümetin kontrolüne geçmesi gibi ayrı başlıkların hepsi buna işaret ediyor. 

Sonda söyleyeceğimi başta yazmış olayım. Suriye’de “bu pilav daha çok su kaldırır.” Aslında, Suriye hakkında yazdığım birçok yazıda en çok değindiğim şey, sınır komşumuzun daha uzunca bir süre istikrara kavuşamayacağı oldu. Hâlen de aynı şeyi düşünüyorum zira burada bahsettiğimiz şey aslında bir devlet inşası. Ve meseleye biraz bu açıdan bakan herkesin tahmin edeceği şey, mutabakatları yapmaktan daha zor olanı onları uygulamaktır. Bu noktada Suriye’nin kendi “toplum sözleşmesi”ni bulması daha zaman alacaktır diye düşünüyorum. 

Diğer yandan, 18 Ocak’taki metin uygulandığı takdirde bölge için farklı dengeler ortaya çıkabilir. Örneğin, Esad’ın düşüşünden beri en çok değindiğimiz konulardan bir tanesi İsrail’in Suriye’de güçlenmesiydi. İsrail’in Kürtlere verdiği destek ve kendisine sorun yaratmayacak ölçüde parçalanmış bir Suriye isteminin ABD’nin de desteklediği bu anlaşmada pek işareti görünmüyor. İsrail konusunda başat etmenin Washington olduğunu düşünüyorum. Zira belli ki ABD, Türkiye ile İsrail arasında bir kriz istemiyor. Dahası Tel Aviv ve Washington’ın Orta Doğu’daki bir diğer odak noktası olan İran konusunda da birbirlerine ihtiyaçları var. 

Türkiye açısından bakarsak, 2014’ten itibaren Ankara’nın Suriye İç Savaşı’ndaki odak noktası Esad’dan daha ziyade Suriye’nin kuzeyindeki PYD-YPG’nin devletleşme riskiydi. O sebeple, 18 Ocak’taki bu antlaşma Türkiye’nin sürekli bir biçimde üstünde durduğu toprak bütünlüğü mefhumuna yakın bir çerçeve çizmesi açısından önemlidir. Peki, Türkiye’nin Suriye’nin kuzeyi konusunda rahatlaması, içteki siyasi dinamiklere nasıl etki eder? Malum, ülke içindeki “barış” konusu her şeyden önce “jeopolitik” bağlamda temellendirilmişti. Kısaca, Suriye içinde büyük değişimler yaşanacağı ve bu sebeple de Türkiye’nin içte huzura ermesi gerekliliği hakkında sayfalarca analiz yazıldı. Bu anlaşma uygulandığı vakit, bu sürecin jeopolitik anlatısı da ortadan kalkmış olur. Sonrasındaysa içte siyasette ne yaşandığı, ya da yaşanacağı bize, sürecin jeopolitiğin dışında neye işaret ettiğini daha net bir biçimde gösterecektir. Sonucu ne olur bilinemez ama tahmin edilebilir ki, seçim ittifakları, anayasa matematiği vb. üzerinden bir masa öyle ya da böyle kendini var etmeye çalışacak...

Bu noktada, DEM’li bazı siyasetçilerin süreçle ilgili mutsuzluklarını iletmelerinin bir anlamı olduğunu da düşünmüyorum. Zira bu süreçte İmralı’nın sözcülüğünden başka bir rolleri oldu mu, oldukça tartışılır. Parti genel merkezi, Türkiye’nin içte süreç yürütürken Suriye’de SDG konusunda takındığı tavrı çelişkili bulduğunu ileten bir açıklama yapmış. Acaba bu açıklamayı yapanlar kendilerine dönüp bakıyor mu… Sanmıyorum. Mesela, DEM’in içte süreç yürütürken çok da üzerinde durmak istemediği bir demokrasi meselesi var. Amakonu Suriye’ye geldiğinde siyasileri “demokratik olmayan bir entegrasyon kabul edilemez” diyorlar.  Zaten, aslında kendi savundukları Suriye anlayışı ile İmralı’nın tahayyül ettiği Suriye’nin de pek aynı olmadığı aşikâr. Fakat, bu çelişkiler şu an için çok belirleyici görünmüyor…

Başa dönersek, Suriye’de “bu pilav daha çok su kaldırır”. Biz de bunu hem ulusal hem de bölgesel gözlüklerden daha çok okur, yazarız…