Devletler, güvenlik stratejilerini, kalkınma planlarını, sanayi ve tarımsal üretim, istihdam, eğitim öğretim, ekonomik, sosyal, kültürel projelerini, ulusal çıkarlar doğrultusunda belirler. Uzun vadeli kültür politikaları, kuruluş kodları, tarihten çıkarılan dersler, gelecek tasarımı dikkate alınarak oluşturulur. Temel konularda toplumsal duyarlılığın ortak paydalarının inşasına özen gösterilir.
Türkiye’nin ulusal kültür politikaları yukarıda anlatılan doğrultuda mı belirleniyor dersiniz? Bu soruya keşke olumlu yanıt verebilseydik. Devlet televizyonu TRT’de yayınlanmakta olan Taşacak Bu Deniz dizisi üzerinden soruyu yanıtlayalım. Ama önce biraz tarih diyelim.
Sevr’in önsözü olarak dayatılan 30 Ekim 1918 Mondros ateşkesiyle, 1.Paylaşım Savaşı mağlubu Türkler için yolun sonu görünüyor gibidir. İngiltere’nin başını çektiği bağlaşıklar, Türklere Sevr’i kabul ettirecek tetikçi olarak Yunanistan’ı görevlendirmiştir. 15 Mayıs 1919’da İzmir’den başlayan işgalin hedefi, Ege ve Marmara bölgesinde İyonya, Karadeniz’de Pontus devletinin yeniden ihyasıdır!
Ege bölgesinde Osmanlının Ortodoks uyruklarının bir kesimi, işgali onaylayacak, Küçük Asya Savunma Örgütü yapılanmasıyla Yunan Ordusunun yanında saf tutacaktır! Karadeniz bölgesindeki Osmanlı yurttaşı Ortodoks Rumlar da Yunanistan himayesinde Pontus Rum Devleti kurmak için silahlanmış, bölgedeki Türkleri yönelik etnik temizliğe başlamışlardır.
Kurtuluş Savaşı zaferi, Küçük Asya’nın Fethi rüyasını, Küçük Asya Felaketine dönüştürecek, işgalciler, 9 Eylül 1922’de, Anadolu’ya ayak bastıkları yerden denize dökülecek, Pontus kalkışması bastırılacaktır! Türk ve Yunan heyetleri arasında varılan Lozan mutabakatı ile Yunanistan’daki Müslümanlar (Türkler ) Batı Trakya ahalisi hariç Türkiye’ye, İstanbul hariç Ortodokslar ( Rumlar ) Yunanistan’a göçürülerek, Karşılıklı Mübadele gerçekleştirilecektir.
Kurtuluş Savaşı Zaferi, Pontus kalkışmasının bastırılması, uygulanan mübadele, Anadolu’nun işgalini sonlandırsa da Yunanistan’ın İyonya, Pontus ve Konstantinopol hayallerini söndürmeye yetmeyecektir! Suyun öte yakasının Anadolu’ya yönelik siyasi emelleri, günümüzde daha çok televizyon dizileri, sinema filmleri, edebiyat ürünleri, konferanslar vs, masumiyet makyajlı kültürel etkinliklerle sürdürülmektedir. Nasıl mı diyorsanız örneklere geçelim.
TBMM, 8 Haziran 1995 tarihinde aldığı genel kurul kararıyla, Yunanistan’ın Ege’de karasularını 6 milden 12 mile çıkarmasının savaş nedeni ( casus beli ) sayılacağını ilan etti. Daha sonraları değişik tarihlerde yapılan açıklamalarla Türkiye’nin bu konudaki kararlığının sürdüğü ifade edildi.
Yunanistan’ın Ege’de Lozan dengesini bozacak olası girişimini savaş nedeni sayan Türkiye, komşunun Türk milletinin tarihi belleğini milli duyarlılığını buharlaştırmaya yönelik sinsi çabalarına, kültürel karasularını yüzlerce mile çıkartma amaçlı toplum mühendisliği faaliyetlerine karşı önlem mi almakta, yoksa derin bir aymazlık içinde çanak mı tutmaktadır?
Sorunun yanıtı acıdır. Milli duyarlılığı, tarihsel belleği, yön duygusunu körelten “Devlet Alzheimeri” ile bilinci bulanıklaşan Türkiye, suyun öte yakasının kültürel karasularını genişletme, ülkemizde Helen sever bir iklim oluşturma stratejisini okuyamadığı için önleyici kültür politikaları da geliştirememektedir.
Yakın geçmişin televizyon dizilerinde Yunan/ Rum karakterlerin, Olimpos’tan yeni inmiş günümüzün Apollon’ları olarak tasvir edilmesi, ortak bilincimizde tarihsel yaşanmışlıkların oluşturduğu milli duyarlılığın, Helen severlikle yer değiştirmesine yönelik olduğunun altını çizelim. Yabancı Damat (Niko) -Kırık Kanatlar ( Hristo ) - Tatlı Hayat ( Yorgo ) Vatanım Sensin (Leon ) – Hatırla Sevgili ( Teo ) gibi televizyon dizilerine, Yüreğine Sor-Aşk Tesadüfleri Sever 1-2- Suyun Öte Yanı gibi sinema filmlerine yerleştirilen kusursuz Yunan/Rum karakterleri üzerinden şırınga edilen bilinç köreltici algı uyuşturucuları söylediklerimizi fazlasıyla kanıtlamaktadır.
Sözü, savımızın son kanıtı TRT 1 yapımı Taşacak Bu Deniz dizisine getirelim.
Dizinin ilk bölümünde Yunan doktor karı-kocanın kızı Eleni’yi Atina Üniversitesi Tıp Fakültesi dönem birincisi olarak görürüz. Anne baba, ameliyat edilecek hastaları nedeniyle kızlarının mezuniyet törenine katılamazlar. Ameliyata girmeye hazırlanan baba geçindiği kalp kriziyle yaşamını yitirir. Karısı Melina Miryano, “kocam nasıl olsa öldü, içeride yaşatacağım hastalarım var” diyerek cesede sırtını dönüp ameliyathaneye girecek kadar idealist bir doktordur!
Eleni, doktor babanın ölümü halinde kendisine verilmek üzere vaftiz babası Papaz’a bıraktığı mektubu okuyunca. Yunan ailenin çocuğu olmadığını, annesinin Trabzon’un Sürmene ilçesi Furtuna köyünde yaşadığını, doğum sonrası, annenin yakını bir kişi tarafından Yunan doktorlara satıldığını öğrenecektir. Eleni vakit kaybetmeksizin Türkiye’ye gelip, çifte vatandaş olup, diploma denklik belgesi alacak, annesinin izini bulmak için Furtuna Köyü Sağlık Ocağına atanacaktır!
Sağlık Ocağının diğer doktoru Oruç Furtuna, köyün güçlü ailesi Furutunaların oğludur. Furtuna köyü ile komşu Koçari köyü arasındaki kanlı rekabetin uzun bir geçmişi vardır. Koçari Köyünün lideri, bölgenin hayvancılık kralı Adil Koçari ile yörenin çay kralı Furtuna ailesi arasındaki kan davası nedeniyle iki köy halkı sürekli çatışma halindedir. Adil Koçari’nin babasını öldüren Şerif Furtuna, kan davasına kaldığı yerden sürdürmek için cezaevinden çıkacağı günü iple çekmektedir.
Eleni’nin Furtuna köyünün Muhtarı Esma Furtuna ile Adil Koçari’nin gençlik aşkının ürünü olduğu seyirciye hafiften sezdirilse de gerçekler dizinin ilerleyen bölümlerinde ortaya çıkacaktır. Dizide, Yunan eğitimi ve kültürüyle yetişmiş, saf, temiz, hekimlik bilgi ve becerisi yüksek Eleni’nin annesini aramak için geldiği anlaşılınca Furtuna köyü doktora cephe alır. Aç susuz, barınaksız bırakılan, saldırıya uğrayan Eleni’nin, hayatına kast edilecektir. Özeti burada kesip işin özüne gelelim.
Dizide anlatılan Furtuna ve Koçari köyleri, uygarlığın, demokrasi kültürünün çok uzağında, sanki Cumhuriyet öncesi feodal dönemde yaşamaktadır. Çağdaş değerlerin, hukukun, kamu otoritesinin uğramadığı Furtuna ve Koçari köylerinde, gösterişli konaklarda yaşayan, lüks araçlara binen ağalar ataerkil yapının, aşiret düzeninin racon kesen tipleridir. Haklar hukuk önünde değil, ikide bir karşılıklı çekilip ateşlenen silahlarla sağlanmakta, hasım tarafa uygulanan her türlü baskı ve şiddet doğal karşılanmaktadır. Kısacası dizideki olaylar günümüzde geçse de seyirciye, para ve güç sahiplerinin güçsüzleri ezdiği bir ortaçağ tablosu sunulmaktadır. Trabzon, günümüz gerçeğiyle uyuşmayan, örtüşmeyen bir kabile / klan sosyolojisiyle yansıtılmaktadır.
Her iki köyün hırçın, saldırgan, hak hukuk bilmeyen insanlarının yanında, uygarlığın, hoşgörünün, hukuka saygının, üstün ahlaki değerlerin model kişisi olarak sunulan Eleni, Yunan/Helen kültürünün, eğitim sisteminin, görgüsünün, inceliğinin, insanlığının, onurunun canlı örneği olarak yansıtılmaktadır.
Uzun dizinin tek cümlelik kısa mesajının, ırken Türk olsa bile Yunan / Helen kültürüyle yoğrulan, inançlı Hristiyan Eleni ile Trabzonlu Türk karakterler arasındaki kontrast olduğunun altını çizelim. Devlet televizyonu TRT üzerinden her Cuma ekrana gelen diziyle, bilinçaltımıza pompalanan Yunan/Helen kültün şırıngasının yapımcısına, senaristine verilen ödüllerin ne anlama geldiğinin yanıtının verilmesini de sorumsuz sorumlulardan bekleyelim..
Çok Okunanlar
Önce burnunu sildi sonra mendili dosyanın içine attı
Arkadaşına kanser olduğunu söyleyen polis silahıyla kendini vurdu
Erdoğan o bakanın da üstünü çizdi!
Adana-Tekirdağ arasında Türkiye'nin eşitsizlik haritası
Özel kalem müdürünün kızı yasak aşkı ifşa etti
O bez ve 1900 terörist!..
Altın fiyatlarında son durum....
Postmodern Pontus şırıngası
Akın Gürlek ile ilgili çarpıcı kulis... Cezaevi sistemi baştan aşağı değişiyor
İktidar cephesinde tedirginlik yaratmış