Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış haberleri bul
Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış haberleri bul
ve ve
ve ve
ve ve
Temizle
Euro
Arrow
52,3789
Dolar
Arrow
43,5801
İngiliz Sterlini
Arrow
59,9702
Altın
Arrow
7340,6859
BIST
Arrow
10.729

Kapitalizmin çürüttüğü beyinler

Kapitalizm, bir yandan sermaye birikimi ve ona paralel güç birikimi yapmakta, diğer yandan da maddi gücünü beyinlerimizi ele geçirip çürütme alanına sevk ederek oluşturduğu muazzam ideoloji ortamında ilerlemektedir. Bu süreçte bizler de kapitalizmin doğayı metalaştırdığını ve sömürdüğünü ileri sürmekteyiz. Bu sav doğrudur, ancak sebebi değil, sonucu ortaya koymaktadır. Oysa alenen gerçekleştirilen doğa katliamının olumsuz etkilerini ortaya koymada fazla bir akılcılık gerekmemektedir. Zira, akılcılık, doğa tahribatı suçunun işlendiğinin açıklanmasında değil de, tüm sürecin tam olarak anlaşılması ve yorumlanmasında elzemdir. Başka bir deyişle, akılcılık, “kapitalizm” ifadesini geri plana çekip, uygulanan sistemin ekonomik yaşamın doğal işleyişi olarak yansıtılmasının yanlışlığının anlaşılabilmesi için gereklidir. Anlaşılan işin aslı şudur ki, kapitalizm doğayı tahribe yönelirken, belki de onu önlercesine aklımızı soğurarak düşünce sistemimizi köreltmektedir. 

TÜİK 2025 yılı ikinci çeyreği için büyüme oranını geçen yılın aynı dönemine göre  % 4,6 olarak arttığını açıkladı. Salt bu oran hiç de fena gözükmüyor. Nitekim son değerleme sonucunda siyasilerimiz hemen ayağa kalkarak, tüm kıskanç düşmanlarımızı çatlattığımızı ifade ettiler. Bu büyüme oranı güzel de, acaba rakamlar ve oran kalite bakımından da o denli yüksek mi? Diğer bir deyişle, bu büyüme ciddi yatırım ve kapasite genişletilmesi ile mi, yoksa inşaat ya da servis hizmetlerinde olduğu gibi bir seferlik sabun köpüğü misali değerlerle mi gerçekleştirilmiştir? Eğer başta İstanbul olmak üzere, anlı-şanlı inşaat şirketlerinin büyük şehirlerde inşa ettikleri gökdelenler, maliyetlerinin üzerinde rant sağlıyorlar ve bu rantların Anadolu’nun ya da başka yörelerin erimesi pahasına oluşuyor ise, gelirler yanında kayıplar hesaplara geçirilmemiş demektir. Örneğin, batan bir firma bankadan aldığı krediyi, zorla topladığı paralarla faizi ile geri ödeyip, banka kârı da “finansal işlem kazançları” olarak gelir hesabına yazılırsa, bu kalem ulusal ekonomi açısından gerçekten gelir midir? Enflasyona rağmen dövizi baskılı tutarak ulusal geliri dövizle hesaplama yöntemi bize reel olarak tükettiğimiz maddi kaynakların büyüme oranı hakkında doğru bilgi verir mi?

Ekonomik faaliyetler ihtiyaçlarımızın karşılanması ve refah düzeyimizin yükseltilmesi için yapılır ise, böylesi yetersiz hesaplamalarla ortaya koyulan değer ya da oranlardan nasıl hoşnut olabiliriz! Toplumsal refah düzeyinin bir anda yükseltilmesi olanaklı değildir, ancak birinci koşul refahın olabildiğince adil dağılması, ikinci koşul ise orta ve uzun dönemde refah yükselişi sağlayacak şekilde ekonominin planlı ve programlı bir raya oturtulmasıdır. Bu amaca yönelik olarak ciddi v uzun ya da orta vadeli bir planlama rayına girilmesi gerekir. Ne var ki, yirmi küsur yıldır uygulanan 2000 IMF-Derviş programına baktığımızda, dünya ile eklemlenen ve denetimsiz dış dünyaya açılan Türkiye’nin artık ulusal program yapma lüksünün dahi söz konusu olamadığını görmekteyiz. 

Asıl konumuz olan kapitalizmin aklımızı erittiği meselesine gelince, mutlak ve göreli değişkenler arasında ayırım yapılmasının gerektiğini düşünmekteyim. Eritilmiş ya da dondurulmuş akıl mutlak değişiklikleri algılar, fakat mutlak durumla göreli-farazi durum arasında karşılaştırma yapmaz, oysa asıl olan ikincisidir. Örneğin, siyasilerin eğitime önem verdiği ve eğitime ayrılan kaynakların arttırıldığı savı doğru olabilir, uygulanan politikaların amacının ve gerçekleştirilme deresinin anlaşılması için, verilen son rakamın bir önceki dönem rakamları ile mukayese edilmesi yerine, olması gereken farazi rakamla karşılaştırılması önemlidir. Ancak bu durumda siyasilerin eğitime ne kadar değer verdiği görüşü netlik kazanabilir. Aklın çürütülmesine olanak sağlamaya yönelik olarak da eğitim sisteminde salt toplumda yaşanan sorunlar üzerinde pratik bilgiler verilmesi, buna karşın matematik ve felsefenin sistem dışında ya da uzağında tutulması yeğlenirse, bu işi eğitim değil, doldur-boşalt bidon kafalı seçmen tabanı oluşturmaktan öte gidemez.  Felsefe ve matematikten yoksun nesiller cahil kalırken, sonraki nesiller cehalet düzeylerini dahi algılayamaz hale gelir. Peki, bu durumdan kim kazanır? Bu durumdan ilk kademede tabii ki, yerlerini sağlamlaştırmaya çalışan siyasiler kazanır. Ancak bu görüş günümüzün küreselleşme koşullarında oldukça sığdır. Şöyle ki, günümüzün küresellşeme politika ve uygulaması geçmişin emperyalist yöntemlerini geride bırakmıştır. Diğer bir deyişle, merkez ve çevre ekonomiler arasındaki ekonomik işlemler sonucunda çevre ekonomilerde mutlak iyileşme yaşarken, bu süreçten merkez daha yüksek düzeyde çıkar sağlayacağından, çevre ekonomilerde mutlak iyileşme ile birlikte göreli gerilemiş yaşanmış olur. İşte bu durum, çevre ülkelerce algılanamaz ve küresel siyasete uygun politika izleyen yerli siyasal erke karşı olumsuz tepkinin yükselmesi önlenmiş olur. Buradan iki taraf da kazanıyor gibi gözükür; ancak merkez daha yüksek oranda kazanacağından, çevrenin mutlak iyileşmesi gözleri boyarken, merkez ile çevre arasındaki mesafe açılır. Bu durum sadece çevre ve merkez ülkeler arasında değil, tüm ülkelerde olduğu kadar tüm yerküre ekonomilerinde yaşanır. Yazılı ve sözlü medyada her gün kulağımızı tırmalayan, dünya nüfusunun yüzde birinden bile küçük bölümünün dünya serveti ya da gelirinin yarısından da büyüğünü aldığını, fakat hiçbir tepkinin oluşmadığını görmekte ve yaşamaktayız. İşte, kapitalizmin aklımızı eriterek teslim alması ve bilincimizi esir almasının sonuçları böyle tecelli eder. Dünya emperyalizminin sömürüsüne açık hale getirilen ülkelerde emperyalizmin ve içte burjuvazinin sömürüsü altındaki halkların tepkisiz kaldığına tanık olmaktayız. Bu halkların tepkisiz kalmaları acaba beyinlerinin eritilmiş ve teslim alınmış olmasının doğal sonucu olabilir mi! 

İnsan ve doğal kaynakların sömürüsüne dayalı kapitalizm, en değerli biyolojik-doğal varlık olan insan beynini ideolojik yapısı ile eritmesi sonucudur ki, fiziksel saldırıları algılamaya programlanmış insan beyninde salt doğa sömürüsü görüntüsü oluşur.