Karl Marx, ünlü eseri Kapital’inin üçüncü cildini kendisi yazmamıştır, fakat ölümü sonrasında, bıraktığı notlarından yararlanarak Engels oluşturmuştur. Bununla beraber, temel kavram ve kapsam itibariyle tüm 3 cildi de Marx’ın eseri olarak kabul edersek, burada sizlere yansıtmak istediğim görüşlerimi daha iyi anlatabilmem için 3. ciltte dikkatimiz çeken şu cümleyi yazının ilk paragrafına almayı düşündüm: “…şeylerin görünüş biçimleri ile özleri dolaysız olarak çakışsaydı bilim tümüyle gereksizleşirdi.” [Kapital, III, Yordam, s. 804]
Üçüncü Paylaşım savaşına gider gibi olayları tüm hızıyla yaşarken herkes Trump’ın akıl dengesinin yerinde olmadığından tutun da davranışsal bozukluğuna dek tüm suçu zavallı Trump’a yüklemektedir. Sanki ABD’nın başında Trump yerine başka bir lider olsaydı durum daha farklı olurdu. Kim bilir, belki! Evet, Trump’ın davranışlarında bir bozukluk olduğu kesin gibi gözüküyor. Ama Ortadoğu’da başlatılan ve büyük savaşlara sürükleneceğe benzeyen olay salt Trump faktörü ile anlatılırsa, ya olay anlaşılmamış, ya da ciddi bir ideolojik körlük yaşanıyor demektir. Böylesi körlük kasıtlı mıdır, yoksa akıl yürütme zorlanmasından mı kaynaklanmaktadır, bilemem! Ancak, hemen her olayda beni tedirgin eden davranış tarzımızın daima olayın ön saftaki somut görüntüsü ile yetinip, hadisenin arka plandaki soyut sebepleri gereği kadar sorgulamaktan çekinilmesidir. Böyle davranışın ana sebebini, farkında olarak ya da olmadan, öğrenilmiş davranış olarak, kapitalizmin geri plana çekilip, asıl suçlu olarak bazı siyasileri ve ya kurumları ya da sistem dışı başka süjelerin öne sürülmesi olabilir, diye düşünmekteyim.
Günümüzde yaşananlara baktığımızda, gerçekten sahnede Trump, ve onu tetikleyen İsrail gözükmekte, bunların mağduru olarak da bombalanan İran ve hallaç pamuğu gibi atılan Ortadoğu görülmektedir. Bu verilerle yaşananları düşündüğümüzde karşımıza bir ekonomik sistem çıkmaktadır. Sistem kapitalizmdir; kapitalizm, insanları egoist varlıklara dönüştüren, toplumları ise saldırganlaştıran bir yapıdır. Sistem o kadar insanı içinde eritir ki; Albert Einstein üzülerek, çalışmalarının ve ortaya koyulan sonuçların amacının insanlığa hizmet olduğunu haykırırken nükleer bomba ile Japonya yerle bir edilmedi mi! Buna benzer bir olay da Frankfurt okulu çevresinde ortaya çıktı. Şöyle ki, bu okuldan bazıları, akılcılığın insanlığın mahvedilmesinde kullanıldığı için çok fazla yükseltilmemesi gerektiği tezini ileri sürebildi. Oysa, bu savda sebep-sonuç ilişkisi akıl ile bomba arasında değil, sistem ile savaş arasında kurmak gerekir. Zira yıkıcı bomba imalatını akıl ile değil, savaşla ilişkilendirip, savaşı da akıl ile değil de sistemle ilişkilendirmeliyiz. Mantıksal önermeyi yanlış kurguladığımızda, birinci paylaşım savaşını da ikinci paylaşım savaşını da (sahte bilim bunlara birinci dünya savaşı ve ikinci dünya savaşı olarak ad landırmaktadır!) sebep ve sonuçları ile algılayıp, anlayamayız.
Günümüz savaşları gibi, tarihte de yaşanmış hemen hemen tüm savaşlar doğanın hepimizin emrine sunduğu doğal kaynaklar, su kaynakları ve/veya insan kaynakları üzerinde toplumsallığı reddeden ve bencilce sahiplenmeye heveslenen egosantrik insanların mücadelelerinden başka bir şey değildir. Bu mantıkla günümüz çatışmalarına baktığımızda şunu müşahede ederiz: Trump fazla bir değeri haiz olmayan, sistemin belirli rol için ileri sürdüğü bir aparattan başka bir şey değildir. Bu aparat, çok rahatlıkla üçüncü paylaşım savaşını dahi tetikleyebilir, zira Trump’a göre yeryüzünü ve yeryüzünün nimetleri paylaşılmak için değil, sahiplenilmek için vardır. Bu konuda Erich Fromm’a bakılabilir. Sistemin bir aparatı olarak Trump da böylesi düşünceye, sistemin ideoloji havuzunda, sistemin yarattığı diğer aparatların tetiklemesi ile ulaşmıştır. Bu sistemi çok hızlı özümseyen Trump, o da kendinin zımnen atanmışlığı sürecinden edindiği öğrenim sonucunda gözüne kestirdiği bazı ülke liderlerini o ülke yönetimine ya da çevre temizliğine aparat-memur olarak atama yetkisini kendisinde görebiliyor. Bu süreç Trump’la da başlamadı. ABD ilgili ülkelerde üsler kurarak, o ülkeleri ve liderlerini koşulsuz kendisine bağlamıyor mu! ABD’nin kendisine bir saldırı olmadan İran’a saldırısını kınayan Rusya, Çin ve Somali dışında başka ülke neden yok, çok açık değil mi! Buna karşın İran savunma amaçlı mukabil eylem olarak füze saldırılarını gerçekleştirirken İran’ı kınayanlar Fransa, Bahreyn, Danimarka, İngiltere ve Yunanistan insanî değerleri temsilen mi sahnedeler! Acaba sebep ABD üsleri ve konuşamama zavallılığı olabilir mi! İsrail cephesine bakarsak, ne hazindir ki, Nobel ödüllerinin çoğunu almış atalarına sahip bu insanlar; bugün insanlığını kaybetmiş bir halde, kendilerini “seçilmişler”, “tek mağdur halk yığını ve “Filistin halkını insan olarak dahi görmeyen” zavallılar olarak tarihe geçeceklerinin farkını dahi algılayamayacak kadar derin gaflet içindedirler. Bu hali ile İsrail halkı kapitalizmin bencil, sadist, nobran ve ezici kabilesi olarak tarihe geçecektir.
Açıktır ki, ABD’nin savaşı, İsrail tetiklemesi ile başlamış olmakla beraber, aslında kapitalizmin kışkırtıcı davranışıyla Çin ile paylaşmak istemediği kaynaklara zorla girme amacını taşımaktadır. Diğer bir deyişle, günümüzün Ortadoğu savaşı ne salt İsrail-İran ne de salt ABD-İran savaşıdır. Bu savaş, dünya nimetleri üzerinde örtülü hakimiyet iddiası sürdüren ABD ile Çin arasındaki savaştır. ABD petrol kaynaklarının Çin’den ABD’ye yönlendirilmesi ve Dolar Alanı’nın ihlal edilmemesi savaşını vermektedir. Bu sebeplerle ABD Irak’a girdi, aynı sebeple Kaddafi’yi sokaklarda kendi halkına linç ettirdi, yine benzer sebeple İran’da petrolü millileştirdiği için Muhammed Musaddık devrildi, vs. Öyle anlaşılıyor ki, kapitalizm insanlığı taş ve sopalarla savaşmaya zorunlu bırakacağı aşamaya kadar da insanlık dışı güç ve otoriteye dayandırılan bu düzen şu veya bu şekilde sürdürülecektir.
Biraz da bizi ilgilendiren şu ünlü Büyük Ortadoğu Projesine bir göz atalım. Bu projedeki görev her ne ise, etkisi halkımızın hem çıkarını, hem de haysiyetini ilgilendirecektir. Kanaatim odur ki, bu proje İsrail başatlığında ABD eliyle devreye koyulmuş bir projedir. Projede İsrail güvenli alan kurmayı, ABD ise Çin’i Ortadoğu’dan uzaklaştırmayı ve olabildiğince ufalamayı ve küresel yayılmayı hedeflemektedir. Peki, bölgede dağıtılan Suriye, Irak ve seyyar Kürt gruplar nasıl derdest edilecektir, bu sürecin Türkiye ile ilgisi nedir gibi konuların açıkça tartışılması gerekir ki, bölgede söz hakkımız olsun. Aksi durum ABD ve İsrail’i bölgenin hakimi kılar.
Çok Okunanlar
Tutuklanan Aleyna Kalaycıoğlu'nun ifadesi ortaya çıktı
Kundakçı cinayetinde tutuklanan İzzet Yıldızhan'ın ifadesi ortaya çıktı
Ayakyolu...
İsmail Arı ve polisiye roman gibi iddianame
Erol Köse'nin acı kaybı sonrası kızı Dijan hastaneye kaldırıldı
Akın Gürlek'in tapu kayıtlarını sorgulayan müdür gözaltında
Merkez Bankası TL'yi desteklemek için 135 milyar dolar altın rezervi kullanacak
Ebru Eroğlu'nun avukatından 'Teğmenleri Erhan Afyoncu hedef gösterdi' iddiası
Emine Ülker Tarhan yeniden CHP'de
Akın Gürlek'in tapu kayıtlarını sorgulayan teknikerin ifadesi ortaya çıktı