Kapitalist sistem, aynen bir insan gibi, dıştan sakin görüntülü, fakat içte çelişkiler ve çatışmalar barındıran kompleks bir sistemlerdir. Bu benzerlikten dolayıdır ki, genellikle insan için Freud, sistem için ise Marks birbirini andıran düşünürler olarak ele alınırlar. Bugünkü tartışmamızda, günümüz savaşına değinerek, ekonomiyi ile savaş bağlamında ele alacağız.
Piyasa süreci içinde işlediği savlanan ve sanılan ekonomik sistemin denge görüntülü cephesinin arkasında toplumları sarsıcı ve büyük yıkımlara neden olucu binlerce, on binlerce cephane gizlidir. Genellikle sanıldığı ve bilimsel görüntülü burjuva ekonomi bilimi yoluyla genç dimağlara zerk edildiği gibi, ekonomik işleyiş hemen hemen hiçbir zaman sakin ve toplumu yatıştırıcı nitelikte olmayıp, tam tersi, gelir dağılımını bozucu ve toplumları bölerek yoksulluğa sürükleyici, rekabet ve çatışmalara yol açarak sermaye birikimlerini değersizleştirici, doğal kaynaklara ulaşabilmek için toplumları savaşlara sürükleyerek kadınların, çocukların ve tüm insanlığın gününü ve geleceğini karartıcı bir sistem yapısıdır. Ekonominin işleyişi doğanın işleyişine mümasildir; acımasızdır, merhametsizdir ve şiddet yoluyla kendi kuralını icra eder ve doğası gereği hedefine ulaşır. Ne var ki, bu hedef kendisine de yar olmayacaktır; zira, başta doğal kaynaklar olmak üzere, insanî değerler ve sermaye birikimi bitiş aşamasına geldiğinde Marx’ın ifadesiyle “kendi mezarını kazmış” olarak mahvolacaktır. Ancak, bu gidişle varılacak sonuç, günümüzde gözümüze girercesine yaşanırcasına, tüm insanlığı ve doğayı mahvettikten sonra gerçekleşecektir!. Sermayenin sihirli narkozu ile derin uykuya dalmış insanlık da adeta sevgilisini bekleyen aşık gibi malûm sona kilitlenmiş olarak beklemededir!
Kapitalizm, insancıl değil, sermaye-canlı bir ekonomik-sosyal sistemdir. Bunun anlamı şudur ki, toplumsal davranışlar ekonomiyi değil, ekonomi toplumsal davranışları, hatta inançları yönetmektedir. İşin püf noktası şudur ki, ekonomi toplumsal davranışları insanı kaygı ve dürtülerle değil de, sermayenin yararı ve hedefi doğrultusunda yönetmektedir. Çünkü kapitalist sistemde patronlar da bizzat sermayenin emrine girerek, sermaye gibi davranışla “sermayeleşmiş-insan” dokusuna bürünmüş olmaktadır. Ne gariptir ki, ölü emek birikimi olan sermaye yaşamdaki torununu sömürerek büyürken tüm insanlığı da felakete sürüklemektedir. İşte savaşlar ve Hitler’in yarattığı Cehennem ve bugün, adeta toplumsal bilinç-altını tüm insanlığa kusarcasına İsrail’in Gazze’de yaptığı jenosit ve tasarlanmış Büyük Ortadoğu alanını tam bir savaş cehennemine çevirme girişimleri!
İkinci Paylaşım Savaşı ertesinde, 1945’de yıkılmış ve yarısı komünistler tarafından işgal edilmiş Avrupa’nın kapitalistler tarafından önce ayağa kaldırılması, saniyen yeniden ele geçirilmesi için ünlü Bretton-Woods toplantıları düzenlenerek, İngiltere’nin hakimiyet bayrağı ABD’ye devredilerek yeni bir yapılanmaya, fakat uzun erimli bir mücadeleye girişildi. Evet Marshall Programı çerçevesinde Avrupa’ya akıtılan desteklerle Avrupa ayağa kalktı, fakat komünist işgali devam ediyordu. Bu işgalin kaldırılması ise uzun erimli “uzay savaşları” vs gibi oyalayıcı tiyatrolarla Sovyetlerin ekonomik hamlelerinin hem saptırılması, hem de zayıflatılması gerekiyordu. Tüm senaryoların sahneye verilmesi nihayetinde çok şükür ki, 9 Kasım 1989 tarihinde Berlin Duvarı’nın yıkılışı ile semeresini verdi. Vaktiyle bir Taksim Toplantıları vardı, hâlâ var mı, bilemiyorum! O tarihlerde bir konuşmacı bu olayı anlatırken burjuva kokonalarının isterikli hazlarını büyük bir iğrençlikle izlemiştim. Keşke o zavallılar bugünleri de görebilmiş olsalardı, aynen “yetmez, ama evet” aymaz aydınların bugünleri görmelerini, daha doğrusu görebiliyorlar da, biraz olsun nedamet göstererek, “aydın ahlakı ”nı, hiç değilse nedametle, gösterebilmelerini arzulamam gibi!
Evet, 1950’lerden itibaren Avrupa’da başlamış sosyal politika zaferi 1970’lere doğru krize sürüklenmeye yüz tuttu. Bu kriz bir finansal kriz değil, kâr daralması krizi idi. Kâr daralması krizinin tedavisi piyasaları genişletmek olarak algılandı ve reel kriz finansal sürükleme ile 2008’lere kadar taşındı. 2008 Krizi ise, 1929 krizini andırırcasına finansal kriz olarak yaşandı. Fakat, finansal krizlerin kökeninde reel birikim yetersizliği olduğundan, reel sıkışıklık da aşılamadığı için kriz toparlanamadı ve aynen 1870’ler krizinde yaşandığı gibi, insanlığı çatışmaya sürüklemektedir. Sovyetlerin çöküşüyle ABD-Çin ikilisine teslim dünyamızda, Venezüella, Suriye, Irak ve İran olayları birbiri ardına yaşandı, daha da yaşanacağa benzemektedir. Tabii ki, perde arkası saklı tutularak, gerekçe ya diktatörlerden dünyamızı temizleme harekâtı ya da ülkelere demokrasi taşıma harekâtı olarak anlatıldı. Oysa mesele doğal değerli metallere, petrol ya da benzeri platin vs gibi nadir elementlere ulaşmak amacıyla kapitalistler insanların üzerine basarak birbiri ile mücadele etmektedir. Bu durumu anlamamız da bir şeyi değiştiremeyecektir, vakta ki, kapitalizmin ne denli insanlık dışı bir sistem olduğu idrakiyle, demokrasi ve insan hakları ile hiçbir ilgisi bulunmadığı, insanı insana kul yapan şeytanî bir sistem olduğu anlaşılıncaya kadar!
Çok Okunanlar
Fatma öğretmeni bıçaklayarak öldüren F.S.B.'nin ifadesi ortaya çıktı
Kurtulmuş'un Meclis'te verdiği iftara katılım sınırlı kaldı
Trump: Hürmüz'deki gemileri koruyacağız
Kuveyt’te ABD pilotunun diz çöktüğü anlar sosyal medyada gündem oldu
ABD ordusu: İran'da bin 700'den fazla hedef vuruldu
Sessiz tehlike giderek büyüyor: Her sekiz kişiden birinde var
Devlet Bahçeli'nin grup toplantısındaki rozeti dikkat çekti!
MHP Genel Başkanı Bahçeli'den 3. Dünya Savaşı uyarısı
Süper Lig'den 8 kulüp PFDK'ya sevk edildi
Temmuz maaş artışlarıyla ilgili SGK uzmanından kritik uyarı