Hukukun iktisadını analiz eden en eski yayınlardan bir tanesi J. J. Rousseau’ya ait. Rousseau “toplum sözleşmesi” (Du contrat social) kitabında, toplumu bir arada tutan yasalar anlamında aslında devletin harcını koyan anayasaya vurgu yapar. Bu yönüyle anayasa “halk adına hareket eden hükümeti” dizginlemek içindir. Buradan toplumun temel yasası anlamında anayasanın, iktidarı değil, halkı bir bütün olarak kollamak ve iktidar gücünden “korumak” olduğunu anlayabiliriz.
Kapitalist çerçeve içinde akıl yürütürsek Rousseau’nun, 1756’da yazmaya başlayıp 1762’de yayımlattığı kitapta iktidar gücünden daha çok iktidarın ve ona bağlı olanların iktisadi zenginliğini kastettiği ortada. Bütün kötülüklerin temelinde eşitsizliğin olduğunu vurgulayan siyaset felsefecisi J. J. Rousseau, “Hiçbir yurttaş başka birini satın alacak kadar zengin, hiçbir yurttaş da kendini satmak zorunda kalacak kadar fakir olmamalıdır,” söylemiyle hukukun iktisadını özetlemiştir.
TÜRKİYE’DE DURUM
Türkiye açısından baktığımızda eşitsizliğin artışı ve orta sınıfın ortadan kalkmasıyla hukukun iktisadının büyümeye feda edildiğini görüyoruz. Üstelik hizmet çekişli büyümenin genel analizinde enflasyon ölçüm sorunu nedeniyle açıklanan rakamın altında bir büyümeyle karşı karşıyayız. Eksi büyümeyle karşılaşsaydık da emekçi sınıfların konumu yine çok fazla değişmeyecekti. Zira asgari ücret ve ortalama ücretler, kişi başına ulusal gelirin altında seyrediyor. Ortalama dolar kurunu geçen yıl kabaca 40 lira alırsak 17 bin dolarlık kişi başı milli gelir aylık olarak ortalama ücretlerin yirmi bin lira üzerinde seyrediyor. Bu da eşitsizliğin çok yükseldiği anlamına gelmektedir. Sadece Gini katsayısına değil, yüzde 1 ve yüzde 10’luk nüfusun gelir içindeki payına bakılmalıdır.
Ya iktisadın hukuku... O tabii kapitalist sınıf ilişkilerinin hukuki sonuçlarıyla anlaşılabilir. Rousseau bu konuya girmemiş kitabında, ancak hukukun iktisadını siyaset felsefesine soktuğu için olmalı, günümüzde Fransız sokaklarında ismi kullanılmasına rağmen, kendi çağında yalnızlık içinde öldüğünü biliyoruz.
Öte yandan iktisadın hukuku henüz tamamlanmamış bir insanlık projesi. Uluslararası hukuk ve iç hukukun iktisatçı gözüyle değil, daha çok hukukçu gözüyle incelenmesi halinde ve adil tartışma ortamında anlaşılabilecek bir konu bu. Trump yönetimindeki ABD’nin uluslararası hukuku tanımamasıyla doruğa ulaşan sorunlar endekse ne kadar girer bilemem. Fakat, geçmiş ve günümüzdeki sosyalist uygulamalar da uluslararası hukuka uygun olarak çözüm üretemedi. Günümüzde “Dünya Hukuk Endeksi” olarak bilinen Hukukun Üstünlüğü Endeksi (Rule of Law Index) (Dünya Adalet projesi (World Justice Project - WJP) yoluyla hukuk devleti ilkeleri 0 ile 1 arasında bir puanla değerlendiriliyor. Endeksin temel ölçütleri aşağıda sıralanmıştır.
1. Hükümet Yetkilerinin Sınırlandırılması:(Türkiye bu alanda 136. sırada.)
2. Yolsuzlukla Mücadele.
3. Açık Yönetim (Şeffaflık).
4. Temel Haklar (Türkiye bu alanda 134’üncü sırada).
5. Düzen ve Güvenlik.
6. Düzenleyici Uygulamalar.
7. Medeni Adalet.
8. Ceza Adaleti.
Bu sekiz başlığın her birinde fikir yürütecek kadar hukuk bilgim olmadığından, genel olarak ve iktisadı ilgilendirdiği kadarıyla yorum yapabilirim.
Türkiye, 143 ülke arasında 118’inci sırada yer almaktadır. Türkiye’nin özellikle Hükümet Yetkilerinin Sınırlandırılması ve Temel Haklar gibi kritik kategorilerde dünya ortalamasının oldukça altında kaldığı görülmektedir. Bu durum, yargı bağımsızlığı ve ifade özgürlüğü gibi konulardaki yapısal sorunlara işaret etmektedir. Türkiye genel sıralamada 118’inci olsa da, alt başlık olan “Temel Haklar” kategorisinde (ifade özgürlüğü vb.) 143 ülke içinde 134’üncü sıraya kadar gerilemektedir. Bu, Türkiye’nin en düşük performans gösterdiği alandır.
ROUSSEAU VE MEMUR HÜKÜMET
1-Temel haklar, hükümetin yetki sınırı: Rousseau’nun “hükümet sadece bir memurdur” fikriyle, endeksteki “hükümet yetkilerinin sınırlandırılması” kriteri arasındaki ilişkiye dikkat çekmek isterim. Bu anlamda Türkiye varlık fonunun denetimi başta olmak üzere, hükümetin denetiminde aksaklıklar bulunması dikkat çekmektedir.
Rousseau’nun toplum sözleşmesinde vurguladığı temel yasaların temel hakları teminat altına alan ve onu kapsayan anayasal düzenin iktisadiyatıyla mümkün olabileceğini anlamıştık. Bir nevi hukukun üstünlüğü endeksinde zayıflayan konumu endeksin hesaplanmaya başladığı 2008’den bu yana değil, 2013’den günümüze doğru gözleniyor. Hatta Türkiye 2013’te 97 ülke arasındaki 39’unculuk konumuyla yüzde 40’lık dilime girerek görece iyi bir “performans” sergilemiş. Fakat istikrarsız bir biçimde ertesi sene, 2014’de 20 basamak birden hukuk performansı düşüşü gözleniyor. Ardından 2019’da 126 ülke arasında 109’uncu sıra ve 2025’deki 118’incilik...
İktisadi açıdan temel haklar, hükümetin yetki sınırı ve yolsuzluğun endeks içinde etkili olduğu gözleniyor. Merak edenler için benzer gelir grubundan Malezya 54’üncü sırada, Brezilya 52’nci ve Güney Afrika da 57’nci sırada.
Demek ki, iktisadın hukukunda ölçülebildiği kadarıyla büyük bir sorun var, ancak bu hukukun iktisadını temize çıkarmıyor, tersine orayı da zora sokuyor.
İKTİSADİ EŞİTSİZLİĞİN HUKUK ÜZERİNDEKİ ETKİSİ
2. Genel İrade: Halkın iradesinin hukuk üzerindeki etkisini yansıtması açısından önemlidir. Bu irade iktisadi eşitsizlik arttıkça zorlaşır.
İktisat olmadan hukukun inşası da zorlaşacağından manevra alanımız daralıyor. O açıdan “İktisadı öncelemeyen hukuk adaleti yeterince sağlayamaz,” diyebiliriz. “Hukuk olmadan iktisadi durum zora girer mi?” diye sorarsak, orta sınıfı ortadan kaldıracak ölçüde eşitsizlikle ve dış sermayenin portföy “yatırımlarıyla” olduğu kadar oluyor.
Geçmişte finansal krizlerle evrilen dünya ekonomisi, bu sıralarda IMF-Dünya Bankası’nın da teslim ettiği gibi (BWI-at-80), eşitsizlik, iklim krizi ve kamu finansı problemleriyle boğuşuyor. Daha doğrusu sermayenin pek umurunda olmasa da kurumsal yapı aracılığıyla gündeme gelecek bir yapılanmayla gerçekleşecek. O kadar kolay değil tabii bunu gerçekleştirmek...
Türkiye tarihinde başta 1876’daki Birinci Meşrutiyet ve 1908’deki İkinci Meşrutiyet, anayasanın tesisi çabası değil midir? Cumhuriyet temel haklar konusunda epey mesafe alsa da, son yıllarda durum pek iç açıcı değil.
Dolayısıyla hukuk sistemi krize giren ülke için bu da bir nevi kriz değil midir?
Hem de en zorlusundan...
Çok Okunanlar
Cumhurbaşkanı Erdoğan imzalı atamalar
Motokuryeler üç günlük iş bırakma eylemine hazırlanıyor
Atlas'ın 'Yan bakma' kavgasında öldüğü anlar kamerada
Jasmine dizisinin sezon finali tartışma yarattı
Silivri'de sert müdahale eden jandarma teğmen hakkında 'Menzil' iddiası
Adını değiştirip Kanada'ya taşınmış!
İstanbul’da ara tatilin başlamasıyla trafik yoğunluğu yüzde 85’e ulaştı
İmamoğlu ile anılan jetin sahibi AKP milletvekili aday adayı çıktı
Tutuklanan Ümit Karan'ın mahkemedeki ifadesi ortaya çıktı
Oktay Kaynarca ve Emel Müftüoğlu’nun uyuşturucu testi sonuçları belli oldu