Sermayenin yeni manevra alanı: Yapay zekâ
Avcı toplayıcı dönemden bu yana “aklını kullanarak” ilerleme fikri insanlığın temel “amacıydı”... Bunu ne kadar gerçekleştirebildi, derseniz; olduğu kadar... Çünkü geliştirilmesi gereken, sorgulanması gereken o kadar çok şey var ki doğada...
Avcı toplayıcı dönemde iki ayağı üzerine sağlam basabilen insan canlısı yabani meyve ağaçlarına ilk defa rastladığında, bir daha bulamayacağı kaygısıyla olsa gerek, midesini bozana kadar yedi. Sorguladı; önce ego ve sonra süper ego sayesinde anladı ki, o ağaç yalnız değil doğada. Freud’un id (içgüdü) kavramı olarak tanımladığı insan doğası aklın sorgulamasına ve bilginin geliştirilmesine (bilinç) daha geç kavuştu.
19’uncu yüzyılın başındaki buhar gücüne dayalı makinaların yaygınlaşmasıyla (çıkrık makinası da eklenebilir) üretimdeki verimliliğin yaklaşık yedi kat artışı ve işçi sınıfının hem ücret düşüşü hem de işsizlik belasıyla baş etmesine benzer durumlar yaşıyoruz.
O zamanlar işçi sınıfı Avrupa’da “makine kırıcılığı” (Ned Ludd) eylemleriyle cevap vermeye çalışmıştı.
Günümüz yapay zekâ yatırımları yine ücret ve istihdam üzerindeki baskıların devam ettiğini gösteriyor. Bu sefer işçilerin elinde insan bilincinden daha fazla bir araç yok. Makina kırıcılığı da çare olmamıştı zaten, fakat bu sefer durum daha ciddi.
Zira üretken olmayan emeğin büsbütün devre dışı kalması söz konusu. Üretken olmayan emeğe kim karar veriyor; tabii ki sistem..
Zira ortam dijital, programlar makinadan ve havuz mevcut bilimsel ortamın gölgesi..
Oysa insanın yapay zekâya göre fark yaratması için yapılabilecekler belli.
Önce malumat ile bilgiyi doğru data veya veri ile eksik ve yanlış veriyi ayırması gerekiyor..
Gerçekliğin bilgisine ulaşmak kolay değil..
Sürekli sorgulamak, ulaşılan somut bilgiyi geliştirmek ve vicdani sorumluluk, işçilerin ve emekçilerin yapay zekâdan bariz üstünlüğü için gerekli ve yeterli koşullar yaratır..
Sonuçta yapay zekâ bir havuza benzetilebilir.
O havuzdaki insanlığın bilgisi, sezgi, sorumluluk ve dayanışmayla geliştirilirse insanın daha eşit koşullarda yaşaması için çaba sarf edilebilir.
İŞÇİ SINIFININ GÜCÜ: ÜRETİM VE TÜKETİM
Boş zamanı kullanmak için çok fazla alan olduğu hayatın bir gerçeği. Günümüz tüketim ilişkisini yeniden kurguladığımızda, aslında üretimden daha fazla tüketimde işçi sınıfının gücü ortaya çıkar. Zira bilinçli tüketme ya da tüketirken seçicilik, üretken emeği yükseltebilir ve aynı zamanda doğayla barıştırabilir. Dolayısıyla artık makine kırıcılığı dönemine göre artan “boş zaman” kerhen de olsa tüketimi daha bir öne çıkaracaktır. Burada da iş yapay zekâya bırakılmayacak kadar ayrıntıya girmeyi gerektiriyor. İnsanların birbirine zaman ayırması sadece parasal koşullarıyla değil, bunu gerçekten istemeleri ve uygun koşullarda güç odağı yaratmayı getirebilir. Bu birliktelik gerçekleştiğinde yapay zekâ sermayenin elinde oyuncak değil, emekçinin üretkenlik anahtarı olabilir.
Özetle insanın doğayla ilişkisinde sermaye “üretme” ve “tüketme” mantığından uzaklaştıkça doğaya uyum artar. Mesele üretimin ve tüketimin koşullarını insanın doğayla uyumunu sağlayacak düzeye getirmek. O zaman yapay zekânın gerçek yararını ve işçi sınıfı açısından tarihi önemini kavrayabiliriz. Bu da bilimsel düşüncede yeni yöntemler oluşturmayla ilgili. Nasıl avcı toplayıcı neandertal bilinciyle karın ağrısını alt ettiği koşulları yaratarak; buğday, bezelye, mısır aracılığıyla üretim devrimini gerçekleştirdiyse, günümüz insanı da “takma akıl yedi adım sonra düşer” bilinciyle yapay zekânın gerçekten üretime kattığı verimlilik artışındaki eşit ve özgür koşulları yaratabilir.
Sermayenin günümüzdeki robotlaşma ve problem çözerken yapay zekâya emanet ettiği emek gücüne odaklanırsak, hiç de iyi niyetli olmadığını ve yabancılaşmanın yeni koşullarının şimdiden oluşmaya başladığına tanık oluruz.
Artık çok hızlı bir biçimde çağrı merkezleri, çeviri büroları, pazarlama ofisleri, insan kaynakları (ne demekse) birimleri ve yazılım mühendisleri (en azından bir kısmı) rafa kalkıyor.
Buralardaki insanlar ya bambaşka işler için yeni işkollarının açılmasını bekleyecek ya da işsiz kalıp kaderlerine küsecekler.
Bu hızın getirdiği sorunların farkında olan Türkiye’deki beyaz eşya üreticisi Arge birimi önce bütün araştırmacıları işten atıp, sonra yeniden almak zorunda kalmış. Neden mi? İnsan olmadan havuzun bir önemi yok ve havuzu kirletenden çok, temizleyene ve suyu artırana ihtiyaç duyuluyor hâlâ. Yoksa sermaye için artık değer üretimi yapay zekâyla çantada keklik değil..
Sermayenin programlar ve yapay zekâ araçlarıyla geliştirilmesi değil sorun çünkü; insanın bilgi havuzundan daha eşit koşullarda yararlanması, üretim ve tüketim ilişkisinde daha eşit koşullar yaratarak mutlu olması. Bu da yapay zekâyla artması beklenen verimlilik artışının artık değer bölüşümüyle daha eşit koşullarda buluşturulmasıyla mümkün. (Detaylar başka yazıya.)
_______________________________
NOT: Bu yazıda AI’dan hiç yararlanılmamıştır. İhtiyaç duyulduğunda bakılmalı zira...