Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış haberleri bul
ve ve
ve ve
ve ve
Temizle
Euro
Arrow
55,7431
Dolar
Arrow
48,9163
İngiliz Sterlini
Arrow
64,8058
Altın
Arrow
6795,9321
BIST
Arrow
12.899

Fon dolandırıcılığı skandalı ve MSCI 'Statü Endişesi'

Haberlerini algoritmaya bırakma, hangi kaynağı okuyacağına sen karar ver. 12punto'yu tercih ettiğin kaynaklar arasına ekle!

Küredeki neoliberal rüzgârın yerelde anlaşıldığı mantık “devleti şirket gibi” yöneterek, dışardan taze döviz girişini sağlama almak. Zira pek çok geç kapitalist ülke gibi ara mallarında dışa bağımlılık nedeniyle (yüzde 70’lerde) dış ticaret açığı veriliyor. Dış ticaret hadleri düşüyor. Dolayısıyla döviz (currency) işin kalbinde ne yazık ki. Kalbe giden damarlara sürekli kan (para) pompalamaya devam ederseniz, bir süre sonra tansiyonunuz yükselir, damarlar aşınarak kardiyolojik sorunlar dolaşım sistemine sorun yaratır. Bu da tüm vücudu etkileyerek, önce sinir sistemi sonra, sindirim ve solunum sistemi olmak üzere felce kadar gidebilir.

Ekonomide de bu tür eğilimler mevcut.

Son yaşadığımız 6 fon şirketine ait 131 fonun SPK yasasına aykırı olarak şişirilmesi de tansiyonu artıran bir olguya dönüştü.

İşlem bazlı piyasa dolandırıcılığı 6362 sayılı SPK'nın 107 nci maddesinin birinci fıkrasında (107/1) düzenlenmiş (SPK internet sitesi). Bu düzenlemeye göre, “sermaye piyasası araçları-nın fiyatlarına, fiyat değişimlerine, arz ve taleplerine ilişkin olarak yanlış veya yanıltıcı izlenim uyandırmak amacıyla alım veya satım yapanlar, emir verenler, emir iptal edenler, emir değiştirenler veya hesap hareketleri gerçekleştirenler” hakkında 3 yıldan 5 yıla kadar hapis ve beş bin günden on bin güne kadar adli para cezası verileceği, ancak bu suçtan dolayı verilecek olan adli para cezasının miktarının suçun işlenmesi ile elde edilen menfaatten az olamayacağı hükme bağlanmış”.

Kural yerinde, uygulama zamanında yapılırsa tabii... Geciktikçe toplumsal maliyeti ağırlaşıyor. The Economist’e göre, tasfiye kararı alınan fonların toplam değeri 18 milyar dolar, skandalın patlak verdiği 1 haftada borsadaki değer kaybı 30 milyar doları geçti (yan etki). Bu düzeyde bir para kaybı ülke tarihinde daha önce olmadı diyerek konuyu deşelim biraz...

“GERÇEK OLAMAYACAK KADAR İYİ”

BİST’e kayıtlı ve SPK’nın onayından geçen varlık yönetim şirketi Tera'nın ana fonunun yalnızca üç yılda yüzde 60 binin üzerinde yükseldiğine dikkat çeken The Economist, Destek Finans Faktoring'in ise halka arzından yaklaşık 17 ay sonra hisse fiyatındaki yüzde 7 binlik artışla Türkiye'nin borsada işlem gören ikinci büyük şirketi haline geldiğini vurguluyor. Dergi bu adı geçen 6 fondaki yükselişi dalga geçer gibi değerlendirerek, “gerçek olmayacak kadar iyi” (too good to be true) demiş. Bu deyim bizim lisanda “olmayacak duaya amin” demek aynı zamanda. Yani kapitalizmin de bir adabı var ve Londra sözünü sakınmıyor, çünkü kendisi de para yatırıyor. Her ne kadar son skandaldaki yatırımcı içerisinde kaç tanesi yabancı yatırımcı bilinmese de.

Önemsiz düzeyde olsa bile bulaşıcılığından endişe edilir, zira bu, dünya finans sisteminin parçası. Üstelik dünya sistemi yaklaşık 300 yıldan fazla bir sürede hayali sermayenin çeşitli biçimlerini kendi evinde deneyimlemiş ve iyi tanır. Lale borsa krizi (Hollanda), 1987 Kara Pazartesi, 2000 dot.com borsa krizi, Büyük Buhran (ABD ’29 krizi) sadece bilinen örnekler. Ayrıca 20’nci yüzyılın başında yine ABD’deki Ponzi skandalına yerimiz dar. Yakın tarihten 2008 krizi öncesi ABD’deki B. Madoff olayındaki Ponzi şeması (64,8 milyar dolarlık vurgun) ders alınmayan örnekler olarak tarihe geçelim. Bu dersler Batı için yeterince acı verici olduğundan literatürde istenmeyen örnekler olarak yer alıyor..

Geçen sene kasım ayından bu yana MSCI denilen Morgan Stanley Capital International, gelişen piyasalar endeksi yetkilileri Türkiye’deki borsa yönetimini uyardılar. Hisse ve fon bazında manipülatif, hayali sermaye yaratmaya yönelik alım satımların denetlenmesi gerektiği, aksi halde BİST100 endeksinin MSCI endeksinde sınırlı statüde ve Tunus ve Romanya düzeyine düşürülebileceği bildirilmişti.  

Öte yandan sanayi son 30 aydır düşen “pmi” endeksi ve son 3 aydır gerileyen üretim endek-siyle hayali sermayeyle buluşamamış. Bir ülkedeki borsa hisse senetleri ve yatırım fonları o ülke sanayisinin üretim yapısından koptuysa, hayali sermaye devreye girmiş demektir.

SPK’yı görevlendiren yasada belirtilen “menfaat” hayali para sermaye spekülasyonuyla ilişkilendirilebilir. Bu durumun SPK yasasında belirtilmesine rağmen, gerek SPK yöneticileri, gerekse fon yöneticileri tarafından kanuna uyulmaması politik ortamdan soyutlanamayacağını gösteriyor. Üstelik Borsa İstanbul yönetimi açısından da sorumluluk var.

İktisatçı Doç. Dr. Deniz Şişman’a göre Borsa İstanbul yönetim kuruluna şu sorular var:

“Olağandışı fiyat ve hacim hareketleri borsanın sistemlerinde ne zaman görüldü. Borsanın gözetim birimi bunları ne zaman incelemeye aldı? SPK’ya bildirim yapıldı mı, yapıldıysa hangi tarihte? Borsa yönetimi incelemelerden haberdarsa ne yaptı?”

CEVAPSIZ SORULAR

Bu sorulara, “Sermaye birikimi düşük bir ülkedeyiz, dünya milli gelirinden ve ihracattan aldı-ğımız pay yüzde 1,5 iken, sermaye piyasaları fonundan yüzde 0,25. Biz bu yüzden gelene geç, dedik” diye cevap veremezsiniz. İki nedenle: Birincisi, kapitalizmin de bir adabı var, dışardan MSCI endeksinde olduğu gibi, sizi endeks dışı veya sınırda konuma getirip, çok daha az yabancı sermayeyle başbaşa bırakabilirler. MSCI endeksi yöneticilerin (dış güçler) uyarısıyla fon dolandırıcılığının patlamasına neden olan SPK, Ağustos 2026 yönetmeliğinin sıkı kurallarını neden daha önce bunu akıl etmediği muamması var.. İkincisi, kapitalist üretim ilişkilerinde öncelikle sanayi ve tarımdan gelen artı değerlerin üzerinden gerçekleşecek bir finans girişine (kan) ihtiyaç duyulur, tersi yani önce finansal giriş demek için hukukun tam olarak üstün olduğu şartları yaratabilmeniz gerekir. O da “hak getire” olduğuna göre, üretimden gelen artık değer de sanayinin gerilemesiyle, tarımdaki hasatın yüksekliğine rağmen etkili olamıyorsa, finansal köpük kriz, dolandırıcılık ve enflasyonla sonuçlanır.

Öyle de oldu.

Bütün bunlara rağmen, ne olursa olsun, kanı pompalayalım, denirse ekonominin yoğun bakıma girmesine neden olur.

Yoğun bakımda 3’üncü kademeye girer mi ekonomi, bilinmez, ancak yoğun bakımında 3 kademesi olduğunu biliyoruz. Örneğin yoğun bakımın, birinci aşamasında yapılacak olanlar hayati önemde. 1’inci kademede: Ekonomide ciddi bir sorun var ama sistem temel işlevlerini sürdürüyor; müdahale ve izleme gerekiyor. Bu izleme faaliyeti tam yapılamayınca ya da gecikmeli gerçekleşince (özellikle SPK tarafından eksik bilgilenme) 2. kademeye geçildiği gözleniyor.  2. kademede: sorunlar “finansal sisteme ve yatırımcı güvenine belirgin biçimde yayılmış”; likidite, fonlama veya piyasa güveni açısından aktif destek gerekiyor.

Bu destek verilirken enflasyonist ortamdaysanız, dezenflasyonu rafa kaldırıyorsunuz demektir. Zira 1. kademede yetersizlik 2. kademe yoğun bakıma yol açar, 3. kademe yoğun bakımda ise sorun finansal sistemin birden fazla kritik organını etkiler; sermaye piyasası, bankacılık, kamu maliyesi ve yatırımcı güveninde eşzamanlı ciddi bozulma oluşur. Yoğun ve sürekli müdahale gerekir.

Fon dolandırıcılığı olayında henüz 3. kademeye geçilmediyse de, eğer etkili önlemler alınarak, hayali sermaye spekülasyonu boğulmazsa, geçilme ihtimali vardır. Fon yöneticilerinin mal varlıklarına el konulması, tasfiye süreci için önemli fakat yurtdışına kaçırılan sermayeyle ve fon yöneticileri yakınlarının malvarlığıyla ilgili girişimlerde bulunulması gerekiyor. Ayrıca sıcağı sıcağına yapılması gereken ilgili bürokratların derhal görevden alınmasıdır.

Devlet kanun düzenleyiciler, kanunu uygulayanların eksik bilgilenme ve ters seçim olgusunu sorgulayarak, ahlaki riski giderebilir.

Bu kavramlar finansal alanda iktisatçılar tarafından son 50 yılda literatüre kazandırılmıştır. Eğer yatırımcılar kendi aralarında, ilgili fon yasasına aykırı olarak, alım satım yaparak fiyat yükseltmişlerse, ki köpük buradan kaynaklıdır, bu suçun cezası elde edilen menfaate uygun olarak bir an önce belirlenmeli ve ilan edilmelidir. Bu konu dijital ortamda gerçekleşen işlemlerin 6 aya yayılan bir incelemesiyle çözülemez. Daha önceki 3 ay kararı yerindeydi. Geciktikçe iç ve dış yatırımcının fonlara ilgisi kaybolur ve rezervlere keskin bir biçimde yansır.

YOĞUN BAKIM TELAŞI

Zira geçtiğimiz 1 haftada yabancı yatırımcı da skandaldan etkilenerek, hisse senedi ve tahvilde 226,7 milyon dolarlık çıkış gerçekleştirmişlerdir. Finans söz konusu olunca, zaman da altın değerinde. Tasarruflarını nereye yönelteceğini bilmeyen küçük ama müreffeh azınlığın, küçük tasarrufçuları ezeceği bir ortama mahal vermemek için daha dikkatli, seri ve düzenlemeleri dikkatle uygulayan bir kamu otoritesi gerekiyor. Aksi halde 3. kademe yoğun bakım, ekonominin topyekûn tehlikeye girmesi demek olur ve zaten ramak kalmış. Enflasyon ve döviz girişinde problem yaşayan ülke böylesi bir “erimeyi” kaldıramayabilir.

10 Ekim’de düşmesi beklenen faiz, hem dış piyasalarla, hem de enflasyonist ortamla çelişecektir. “Ya fon krizi döviz krizine dönüşürse?” diyenlerin eli güçlenebilir. Bunu yaşamamak için finans ve vergi hukukunda azami dikkatle regülasyonları harfiyen uygulamak ve piyasanın “gerisine” düşmemek gerekiyor.

Demek ki, devlet “şirket gibi” yönetilemiyormuş. Demek ki devlet, başta finans sözleşmeleri olmak üzere, her türlü sözleşmenin kanunlara uygunluğunu denetlemesi gereken bir organmış aynı zamanda..

Yoksa hayat, hayali sermayeye karşı, MSCI Endeksi statü sorunu, borsa fon dolandırıcılığı gibi olgularla gereğini hatırlatıyor!

Not: Üniversiteler açılıyor haftaya. Tüm öğrenci ve akademisyenlere iyi bir dönem dileğiyle...