CHP’nin tepesine “mutlak butlan” bombasının atılmasından sonra bir “devlet aklı” tartışmaları başladı, gidiyor.
O “devlet aklı” nedir, kimdir, kimlerden oluşur, gerekli midir ve iktidar aynı zamanda “devlet” mi demektir - bu ayrı bir konu; ama özellikle dış politikada kaim ve daim bir “devlet aklı” gereklidir. Aksi takdirde ülkenin hak ve menfaatleri gitti mi gider.
Çok sıcak bir örnek üzerinden şu “devlet aklına” bakalım.
Erdoğan 13 Mayıs’ta Yüksek Düzeyli Stratejik İşbirliği Konsey Toplantısı ve Türk Devletleri Teşkilatı Gayriresmi Zirvesi’ne katılmak üzere Kazakistan’a gittiğinde, Cumhurbaşkanlığı sosyal medya hesabından, “Ata yurda hoş geldiniz” diye selamlandı.
Bu ziyarette neler oldu, hatırlatalım.
Erdoğan, Kazakistan’la “Geliştirilmiş Stratejik Ortaklık” ilişkimiz olduğunu vurgulayıp, “İnşallah önümüzdeki dönemi birlikte Türk Dünyası Yüzyılı yapacağız... Doğu Akdeniz’den Orta Asya’nın derinliklerine uzanan coğrafyada ‘dilde, fikirde, işte birlik’ şiarıyla yeni köprüler inşa etmekte kararlıyız.” dedi.
İki ülke “Ebedî Dostluk ve Ortaklık Bildirisi” yayımlayıp çeşitli alanlarda 13 anlaşma imzaladı.
Hoca Ahmet Yesevi adına ihdas edilen nişan ilk kez Erdoğan’a takdim edildi.
Erdoğan, KKTC’nin Türk Devletleri Teşkilâtı Zirvesi’ne gözlemci sıfatıyla katılacak olmasıyla övündü. İsrail’in katliamlarının adı ise hiç anılmadı.
Neden?
Birincisi; geçen yıl, aralarında Kazakistan’ın da bulunduğu Türk Devletleri Teşkilâtı üye ve gözlemci üyesi 5 ülke, Kıbrıs Rum kesiminde büyükelçilik açıp, Türkiye’nin burada “işgâlci” olduğuna yönelik kararları imzaladığında Dışişleri Bakanı Hakan Fidan ancak “prensip olarak ailevi konuları kamuoyu önünde tartışmamayı tercih ettiklerini” söyleyebilmiş, ardından, “Türk dünyasının bir bütün olarak Kıbrıs Türk’ünün yanında olmaya devam edeceğini”, “bu konudaki politikalarını sabırla sürdüreceklerini” kaydetmişti.
İkincisi; Erdoğan’ın “kıymetli kardeşim” dediği Kazakistan Cumhurbaşkanı Kasım Cömert Tokayev geçtiğimiz Kasım’da, Trump’ın şimdi bize dayattığı İbrahim anlaşmalarını imzalamıştı.
Kazakistan’ın “İlkeli” Tutumu
Erdoğan’dan 21 gün sonra, önceki gün Tokayev’in bir başka konuğu vardı. O konuk, Kıbrıs Rum kesimi lideri Nikos Hristodulidis’di.
İktidar medyası, Hristodulidis’in ziyaretini, KKTC Cumhurbaşkanı Tufan Erhürman’ın Türk Devletleri Teşkilâtı zirvesindeki görüntülerinden duyulan rahatsızlığa karşı bir “hamle” olarak nitelendirirken, şu acı gerçekleri ifşa etti:
“Hristodulidis, AB’nin Orta Asya ülkelerine 12 milyar Euro’luk yatırım kararını şantaj malzemesi yaparak, Kazakistan seferi başlattı... Rum-Yunan ikilisinin KKTC’nin Türk dünyasındaki varlığına yönelik şantaj oyunu, geçen yıl nisan ayında AB’nin 4’ü Türk, 5 Orta Asya devletiyle yaptığı zirvede sahnelendi. Özbekistan’ın Semerkant kentindeki zirvede AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, AB’nin Özbekistan, Kazakistan, Türkmenistan, Kırgızistan ve Tacikistan’ın ulaşım altyapısına 12 milyar Euro’luk yatırım yapacaklarını ilan etti. Anlaşmaya, Rum-Yunan ikilisinin talebiyle, ‘KKTC’yi tanımayacaksınız’ anlamına gelen, BM’nin KKTC’nin ilân edilmesini kınayan geçmişteki karar maddeleri eklendi.”
Rum liderin bu ziyaretinde neler oldu? Larnaka’dan Astana’ya ilk direkt uçuşla gitti ve Kazakistan ile güney Kıbrıs arasında tarifeli uçak seferleri başlatılması kararlaştırıldı... Çok sayıda anlaşma imzaladı... Astana’da Rum büyükelçiliğini açtı... Ve Erdoğan’ın “kıymetli kardeşi” Tokayev’den “dostluk nişanı” aldı.
Peki neler konuştular?
İkili görüşme ve heyetlerarası görüşmelerin ardından Hristodulidis, 1992’de diplomatik ilişkilerin kurulmasından bu yana önemli bir dönüm noktası olan bu ziyaretin, karşılıklı saygı ve siyasi güvene dayanan, istikrarlı bir şekilde güçlenen ortaklığı daha da ileriye taşıdığını anlatıp Türk dünyasını 12 milyar Euro ile kafesleyen AB konusunda ve KKTC’nin yok sayılması anlamında şu mesajları verdi:
- “AB ve Kazakistan arasındaki daha geniş ilişkiye dair görüş alışverişinde bulunduk. Orta Asya'nın artan jeopolitik önemini ve Kazakistan'ın hem bölgede hem de AB'nin stratejik ortağı olarak oynadığı çok önemli rolü kabul ediyoruz. Bu bağlamda Kıbrıs’ın AB Konseyi Başkanlığı döneminde bu stratejik ortaklığın daha da güçlendirilmesini güçlü bir şekilde desteklediğini vurguladım.”
- “Cumhurbaşkanı Tokayev ile BM ve diğer uluslararası kuruluşlar içinde yakın işbirliğine olan bağlılığımızı yeniden teyit ettik. Kıbrıs ve Kazakistan, uluslararası ilişkilerin uluslararası hukukun temel ilkelerine, devletlerin egemenliğine, toprak bütünlüğüne ve bağımsızlığına tam saygı ile yönlendirilmesi gerektiğine dair güçlü inancı paylaşıyor... Kazakistan’ın, Kıbrıs meselesindeki ilkeli tutumu ile Kıbrıs cumhuriyetinin egemenliği ve toprak bütünlüğüne yönelik tutarlı desteği için içten teşekkürlerimi sunuyorum.”
Rum lider konuşmasının sonunda, “Sizi yakın zamanda Kıbrıs’ta ağırlamayı dört gözle bekliyorum.” demeyi de unutmadı.
Kazakistan’dan Rum Kesimine Orta Koridor
Tabi bizim için aslolan Türk dünyasının bu önemli ülkesinin Cumhurbaşkanının söyledikleri.
Tokayev de Rum liderin bu ilk resmi ziyaretin “tarihi önemine” dikkat çekip şunları kaydetti:
“2019 yılında Dışişleri Bakanı olduğunuz dönemde ülkemize gelmiş ve Kazakistan'ın Avrupa Birliği'ndeki güvenilir dostu ve destekçisi olarak hareket edeceğinizi belirtmiştiniz. Bugün, önemli sonuçlar elde ettiğimizi güvenle söyleyebiliriz. Başkentlerimizde büyükelçilikler açtık. İki ülke arasında direkt uçuş başlatıldı ve bir dizi diğer önemli proje hayata geçirildi. Yine de, ikili işbirliğini genişletmek için yeterli potansiyele sahip olduğumuza inanıyorum.”
Başka? Rum kesimini İsrail, ABD, Fransa üssüne çevirdiği için olsa gerek, Hristodulidis’in çabaları sayesinde “Kıbrıs’ın uluslararası arenadaki prestijinin önemli ölçüde arttığını” bildirdi.
“Kazakistan ve Kıbrıs arasındaki iş birliğinin geliştirilmesine önemli katkıları” nedeniyle Hristodulidis’e “1. derece dostluk nişanı” takdim ederken, Kazakistan halkının Rum lideri “uluslararası düzeyde sadık bir dost ve saygın devlet adamı olarak tanıdığını” belirterek, “Dost Kıbrıs halkının yararına ve refahına yönelik başarılar elde etmenizi dilerim.” dedi.
İki ülkenin entegrasyonu daha da güçlendirmeyi amaçladığını vurguladıktan sonra “Kıbrıslı ortakları” Trans-Hazar Koridoru projesine katılmaya davet etti ve şöyle konuştu:
“Kıbrıs dünya standartlarında bir denizcilik merkezidir. Orta Koridor çerçevesinde Kazakistan’ın kara altyapısı ile Kıbrıs’ın denizcilik altyapısını etkin bir şekilde birleştirme konusunda büyük bir fırsat bulunmaktadır. Bu adım, Orta Asya bölgesi, Hazar bölgesi ve Akdeniz arasında yeni birçok sektörlü lojistik sisteminin kurulmasının önünü açacak, ayrıca karşılıklı işbirliğimizi artırmamıza da olanak sağlayacaktır.”
Son olarak ise -vazgeçtik tanımasından- KKTC’yi şu ifadelerle resmen defterden sildi:
“Her iki ülke de her türlü gerginliğin barışçıl ve diplomatik yollarla çözülmesi gerektiği ilkesine sıkı sıkıya bağlıdır. BM, AGİT ve diğer uluslararası kuruluşlar çerçevesinde etkin bir şekilde çalışmayı kabul ettik... Kazakistan'ın görüşüne göre, tüm ülkeler BM Şartı’na ve uluslararası hukukun temel ilkelerine sıkı sıkıya uymakla yükümlüdür. Kazakistan, diğer ülkelerin toprak bütünlüğüne saygı duyar ve tüm dünya devletlerini bu ilkeye öncelik vermeye çağırır.”
Diyeceğimiz; şu içeriye gücü yeten “devlet aklı”nı keşke evvel emirde Türk dünyasında bulabilsek ve görebilseydik!..
“Üst Aklın” Projesi
Ama “derin” bir sessizlik, buna karşılık “üst aklın” projeleri var!..
5-6 ay önce Trump’ın sömürge valisi Tom Barrack şunları söylememiş miydi?
“Türkiye ile İsrail arasında Hazar Denizi'nden Akdeniz'e kadar iş birliği göreceksiniz... Hazar Denizi’nde, Akdeniz’e ulaşması siyasi nedenlerle engellenen büyük fosil yakıt kaynakları var. Akdeniz’in kapısı konumundaki Yunanistan ve Türkiye varken bu kaynaklar nasıl kapalı kalabilir?.. Sağlıklı bir vücudun ortasında apse olamaz. Vücudun her parçasının iyileşmesi gerekir. Kıbrıs bu konuda kilit bir rol oynuyor. Bu yüzden umudumuz, Kıbrıs’ın da bu sürece dahil olması.”
Gidişat, sıranın “İki devletli çözümden başka çözüm yok” politikasından vazgeçilip Rum kesimi ile yeniden müzakere masasına oturmaya geldiğini gösteriyor.
Baksanıza; haftalardır övündükleri Ege ve Doğu Akdeniz’de deniz yetki alanlarına ilişkin “Mavi Vatan” yasa tasarısının güya teknik sebeplerden, gerçekte ise 7-8 Temmuz’da yapılacak olan NATO Zirvesi öncesinde yeni bir gerginlik yaşanmasının istenmemesi nedeniyle Ekim’e ertelendiği ve Yunanistan’ın “rahat bir nefes” aldığı da konuşulmaya başlandı.
Ez cümle; millet aklının devreye girmesinin zamanı çoktan geldi de geçiyor!..
Müyesser YILDIZ
5 Haziran 2026
Çok Okunanlar
CHP Genel Merkezi'nde tartışma yaratan kare
Eski milletvekili cumhurbaşkanına hakaret suçlamasıyla cezaevine konuldu
AYM’nin nafaka kararına İstanbul Barosu’ndan tepki
Sırrı Sakık Cumhurbaşkanı Erdoğan'ı ziyaret etti
Kılıçdaroğlu'nun disipline sevk edeceği 5 milletvekili
Üniversite öğrencisi yurdun 6'ncı katından düşerek hayatını kaybetti
En büyük tehlike!
AKP'li meclis üyesi Rümeysa Eker, tepki çeken hakaretleri ardından istifa etti
İsrail ve Hizbullah arasında kritik ateşkes
Mehmet Akif Ersoy soruşturmasında kritik karar