Uluslararası Savaş Suçları Mahkemesi’nin hakkında tutuklama kararı çıkardığı soykırımcı Netanyahu ile birlikte dünyada terör estiren Trump, Venezuela Devlet Başkanı Maduro’yu karısıyla birlikte yatağında basıp ABD’ye götürmeden yaklaşık bir hafta önce şöyle konuştu:
“Venezuela’nın etrafında devasa bir Amerikan filosu var... Maduro ne isterse yapabilir. Eğer sert oynarsa, bu onun sert oynayabileceği son sefer olur.”
Maduro operasyonundan hemen sonra da gözünü diktiği Grönland’ı almak için şu tehdidi savurdu:
“Grönland, Amerikan ulusal çıkarları için hayati öneme sahip. Grönland’ı güzellikle vermezse, Danimarka’nın ekonomisini çökertirim. Grönland'a kesinlikle ihtiyacımız var.”
MHP Lideri Devlet Bahçeli’nin ifadesiyle, “sağduyusu, akli ve ahlâki melekeleri buharlaşmış” olan Trump, “sert adamı oynama... ekonominizi mahvederim” tehditlerini daha önce kime yöneltmişti?
Tabii ki, Erdoğan’a.
İlkinde “ekonominizi mahvederim” açıklamasıyla, Rahip Brunson’u cezaevinden çıkarttırıp ABD’ye götürdü. Şimdi de Erdoğan’la ilgili her konuşmasında, övünerek bu örneği anlatıyor.
Ardından Türkiye’nin 2019’da Suriye’de PKK’ya yönelik Barış Pınarı Harekâtı’nı başlattığı gün Erdoğan’a yazdığı mektupta; “Sert adamı oynama. Aptallık etme! Seni sonra arayacağım... Sayın Cumhurbaşkanı, gelin iyi bir anlaşma yapalım. Binlerce kişinin öldürülmesinden sorumlu tutulmak istemezsiniz ve biz de Türk ekonomisini mahvetmekten sorumlu olmak istemeyiz ve bunu yaparız.” deyip, “Size bunun bir örneğini Pastör Brunson olayında yaşatmıştım.” hatırlatmasında bulundu.
Trump’ın son olarak geçtiğimiz Ekim’de Hamas’a barış planını kabul ettirmesi için Erdoğan’ı telefonla aradığında, “Ben senin için çok şey yaptım. Şimdi de senin bunu yapmana ihtiyacım var” dediğini, ardından, “Erdoğan çok yardım etti. Sert bir adam, ama benim dostum ve harikaydı.” diye konuştuğunu biliyoruz.
KÖPRÜYÜ GEÇENE KADAR ''DAYI'' POLİTİKASI
Bunların aklımıza gelmesinin sebebi mi?
Trump’ın Maduro’ya dağa kaldırır gibi götürmesi üzerine herkesin tavrını merakla beklediği Erdoğan 48 saat suskun kaldı. Ama medyası, Erdoğan’a tepki gösteren CHP Genel Başkanı Özgür Özel’e yüklenip bolca “devlet duruşundan ve ciddiyetinden” dem vurdu.
Altın vuruşu da yine Abdülkadir Selvi yaptı ve aynen şunları yazdı:
“Erdoğan ile Trump ilişkisinin iyi olması Türkiye’nin menfaatine. PKK demek, ABD demek. SDG demek, ABD demek. ‘Terörsüz Türkiye’ bizim için beka meselesi. Bu süreci başarıyla yönetmemiz lâzım. Özgür Özel ısrarla Erdoğan ile Trump’ın arasını bozmaya çalışıyor. Biz buna ‘fitne siyaseti’ diyoruz. Sanıyorum Özel, Erdoğan’ı kıskanıyor... ‘Karayip korsanları’nın yapabileceği bir eşkıyalık. Erdoğan, o konuda ne söylenmesi gerekirse zemininde ve zamanında söyler. Ancak yukarıda saydığım gibi Trump’la Türkiye için hayati konuları ele alacağı bir görüşme öncesinde bunu yapmasının Türkiye’ye bir faydası yok. Tam aksine zarar verir. Erdoğan, Özgür Özel’in kafasına uysa Trump’la ilişkilerini bozsa, Türkiye bundan ne kazanacak? CAATSA yaptırımları mı kalkacak, F-16 ve F-35 uçakları mı alınacak, Halkbank davası mı çözüme kavuşacak, SDG-PKK konusu mu çözülecek?”
Hasılı, nasıl bir “dünya lideri” isek, köprüyü geçene kadar Trump’a “dayı” denilmesini önerdi.
SDG'NİN HALİ
Abdülkadir Selvi’nin mantığından yürüyelim.
Trump gibi bir tüccarın Türkiye’den istediği her şeyi almadan, her istediğini yaptırmadan elindeki o kozlardan Erdoğan’ın hatırına vazgeçmesinin imkân ve ihtimali var mı?
Trump hukuk, sınır, Kongre tanımasa da; CAATSA yaptırımlarının, F-16 ve F-35’lerin uzun soluklu ve Kongre’deki meseleler olduğunu, Halkbank davasının da yargı konusu olduğunu varsayalım.
Ama istese en acil meselemiz olan SDG, yani Suriye PKK’sını halledebilir, değil mi?
Peki durum ne?
31 Aralık itibarıyla 10 Mart mutabakatının süresi doldu ve SDG, Şam yönetimine entegre olmayı kabul etmedi. Maduro’nun kaçırıldığı saatlerde de yine ABD’li komutanın yönetiminde Şam-SDG masası kuruldu, ama teröristler daha Şama gitmeden, “SDG ve adem-i merkeziyetçilik kırmızı çizgilerimizdir” resti çekti.
Sonuç? Anlaşma sağlanamadığı, 3 aylık uzatma kararının masaya yatırıldığı, bunun için Suriye, Türkiye, ABD ve SDG’den oluşan ortak bir komitenin kurulmasının gündeme geldiği bildirildi. Bizatihi AKP’li Şamil Tayyar, terör örgütünün “akıl almaz taleplerde bulunduğunu” duyurup, “sürecin Türkiye’nin aleyhine işlediğini” vurguladı.
Demek ki, Selvi’nin yolu yol değil!..
Nitekim eski AKP milletvekili, Karar Yazarı Mehmet Ocaktan da Maduro’ya yapılanı anlatırken, “Açıkçası Trump’ın bundan sonra özellikle bölgemizle ilgili yapabileceklerini düşündükçe, endişelenmemek mümkün değil. Mesela yarın çıkıp, ‘Suriye’de yeni bir yapı oluşturuyoruz, SDG, IŞİD’in yok edilmesinde bize büyük bir destek verdi, Türkiye SDG’den uzak dursun’ derse, nasıl bir politika izleyeceğimizi bilen var mı?” diye sordu.
HALKBANK İÇİN ''HUKUK'' BEKLEMEK
Erdoğan’ın tavrına gelirsek; Maduro’nun kaçırılmasına saatler varken Cuma namazı çıkışı yaptığı açıklamada; Pazartesi günü Trump’la, “Rusya-Ukrayna arasındaki konuları ve Filistin’i görüşme fırsatı bulacağını” açıkladı.
Görüşmeden önce ABD merkezli Bloomberg’e verdiği röportajda da; F-35 programına dönüş, Rusya-Ukrayna meselesi, Gazze’de kurulması planlanan Uluslararası İstikrar Gücü ve enerji alanında Amerikan LNG'sine odaklanmaktan söz edip, Halkbank davası için, “Umut ediyoruz ki, tamamen hukuka uygun, adil bir sonuca ulaşalım.” dedi.
Dikkat buyurun, her iki açıklamada da Suriye ve PKK/YPG/SDG yer almadı.
Nihayet, önceki günkü Kabine toplantısından sonra “terörsüz Türkiye sürecini kararlılıkla devam ettireceklerini” söylemekle yetindi.
Venezuela’daki “müessif hadiseye” değinirken de “dünyanın neresinde olursa olsun siyasi meşruiyeti ve uluslararası hukuku ihlal eden hiçbir eylemi tasvip etmediklerini”, “Venezuela halkı için en iyisi, en doğrusu neyse onu yapmanın gayretinde olduklarını” söyledi. Beraberinde CHP’ye yüklenip, “her yerde dik durduklarını, ama diklenmediklerini”, “çirkin tahriklere gelmeyeceklerini, çünkü sırtlarında yumurta küfesi olduğunu”, “iç politikayı da dış politikayı da ilkelerle, akıl ve vicdanla yaptıklarını” anlattı.
Trump’la görüşmesi hakkında ise, “Ülkemizin hassasiyetlerini kendisine ilettik. Venezuela’nın istikrarsızlığa sürüklenmemesi gerektiğini altını çizdik.” dedi.
Adam, uluslararası hukuku, ülkenin egemenlik haklarını ayaklar altına almış, Venezuela’yı kendilerinin yöneteceğini açıklamışken hangi hassasiyet ve istikrarsızlığa sürüklenmemek? Bunlar bir yana vazgeçtik Maduro’dan, eşinin bırakılmasını dahi isteyememek nasıl bir hâldir?!
Savaşta bile kadınlara dokunulmadığını hatırlatacaktık; ama iktidarın gazetesi Sabah’tan Salih Tuna daha ağırını yazıp, “Mafya bile kadınlara dokunmaz” dedi!..
GÖREV BÖLÜŞÜ MÜ GÖRÜŞ AYRILIĞI MI?
İktidar, Trump’a karşı idare-i maslahat politikası izlerken, MHP Lideri Devlet Bahçeli, Venezuela’da yaşananları sıcağı sıcağına 15 Temmuz darbe teşebbüsüne benzetti.
Ki, yıllarca adeta kanlı bıçaklıyken, Bahçeli’nin Erdoğan’ın yılmaz savunucusu ve ortağı olmasının ana nedeni 15 Temmuz’du. Ancak, ilginçtir; Erdoğan ve AKP’liler, 15 Temmuz’un kıyısından bile geçmedi!..
Bahçeli ise dünkü grup toplantısında 15 Temmuz benzetmesini tekrarlayıp söylemini daha da ağırlaştırarak Maduro’ya yapılanları, “haydutluk, korsanlık, insan kaldırma” olarak nitelendirdi, kınadı ve lanetledi... Dahası ABD Kongresi’nin acilen devreye girip Trump’ın bu tasarruflarını sona erdirecek kararları almasını, Maduro’nun ülkesine iade edilmesini ve hür dünyanın ABD dayatmasına karşı ayağa kalkmasını isteyip, “Aksi halde bugünün suskunluğu ve ürkekliği gelecekte korkunç hadiselerin mayasını çalacak ve kaldıracı olacaktır... İnsan bir kez ölür, o da şerefiyle olmalıdır. Korkaklar her gün ölür, fakat adam gibi adam olanlar yalnızca bir kez ölür.” dedi... Ayrıca SDG/YPG’nin İsrail’in dümen suyuna girdiğine, Mazlum Abdi’nin “PKK’nın kurucu önderliğinin yerine hazırlandığı” görüntüsü verdiğine dikkat çekip, “Ya mutabakatla veya zorla Suriye’nin üniter yapısı, siyasi ve toprak bütünlüğünün tesis edilmesi” gerektiğini vurguladı.
Ez cümle; normalde Erdoğan’ın söylemesi gereken ne varsa söyledi.
Eğer Trump’a karşı “iyi polis, kötü polis” şeklinde bir görev dağılımı yoksa, ortaklar arasında ciddi bir görüş ayrılığı var demektir.
Bakalım Erdoğan, Özgür Özel gibi Bahçeli’ye de, “Bizim sırtımızda yumurta küfesi var.” sözleriyle dış politika dersi verecek mi?!
Çok Okunanlar
Bilal Erdoğan'a hazırlık mı?
Kendi maçına bahis oynayan futbolcuyu açıkladı!
Güllü'nün kızının yeni görüntüleri ortaya çıktı
7 vali merkeze çekilmişti: Dikkat çeken Süleyman Soylu detayı!
AKP’ye bugün sürpriz bir milletvekili daha katılacak!
Adliyedeki soygun skandalında tutuklu sayısı 16'ya yükseldi
Öğrencilerini ders saatinde evine götürüp temizlik yaptırmış
Özgür Özel'den normalleşme çıkışı
'Veyis Ateş kokoreç getirecek' sözleri iddianameye girdi
ABD Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza Dairesi ajanları bir kadını vurarak öldürdü