Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış haberleri bul
Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış haberleri bul
ve ve
ve ve
ve ve
Temizle
Euro
Arrow
51,4850
Dolar
Arrow
44,4973
İngiliz Sterlini
Arrow
58,7512
Altın
Arrow
6806,2388
BIST
Arrow
10.729

Büyük Güç Mücadelesinde İran Perdesi: Çin ve Rusya’nın Tutumu

28 Şubat’ta patlak veren ABD–İsrail–İran Savaşı’nın yeni merhalesi yalnızca bölgesel bir çatışma değil, aynı zamanda büyük güç rekabetinin sahaya yansıdığı bir stres testi. Bu bağlamda temel soru “kim kazanır?” değil, “küresel aktörler bu savaşta nasıl pozisyon alıyor?” sorusudur.

Özellikle Çin ve Rusya’nın tutumu, çatışmanın yönünü belirleyen en kritik dış faktörlerden biri. Haziran 2025’in aksine kademeli şekilde daha da aktif rol oynayan ikili İran’ın direnişindeki temel dış etken desek, yanılmış olmayız. Her iki aktör de ABD ile doğrudan askeri çatışmadan kaçınırken İran üzerinden dolaylı etki üretmeye çalışıyor. Bu durum da çağdal uluslararası sistemde büyük güçlerin “sınırlı angajman – maksimum etki” stratejisini nasıl uyguladıklarını açık biçimde ortaya koymaktadır.

Çin açısından bakıldığında, bu savaşın merkezinde enerji güvenliği yer alıyor. Çin ekonomisi büyük ölçüde dış enerjiye bağımlı ve ithal ettiği petrolün yaklaşık yarıya yakını Körfez bölgesinden gelmektedir. Bu nedenle Pekin için temel öncelik herhangi bir tarafın zaferinden ziyade enerji akışının kesintisiz devamı.

İran ile Çin arasındaki ekonomik bağlar bu noktada kritik önem taşımakta. Çin, İran petrolünün açık ara en büyük alıcısı ve İran’ın petrol ihracatının yaklaşık %90’ı Çin’e yöneliyor. Ayrıca iki ülke arasında imzalanan 25 yıllık kapsamlı stratejik iş birliği anlaşması enerji, altyapı ve güvenlik alanlarında uzun vadeli bir entegrasyon öngörmüştü. Bu tablo, İran’ın ekonomik olarak ciddi ölçüde Çin’e bağımlı hale geldiğini gösteriyor.

Fakat bu bağımlılık Çin’in İran’ı açık şekilde desteklemesini gerektirmediği gibi sahada da böyle bir durum göze çarpmıyor. Aksine Çin son derece dengeli bir davranış modeli sergiliyor: İran’a açık askeri destek vermemekle ancak sahada İran’ın direnme kapasitesini dolaylı yollarla güçlendiriyor.

Bu bağlamda hem sivil hem askeri amaçlarla kullanılabilecek teknoloji ve malzeme akışı önemlidir. ABD istihbarat değerlendirmelerine göre Çinli aktörler, İran’a füze üretiminde kullanılabilecek kimyasal bileşen, yakıt ve çeşitli ekipman sağlamakta. Ayrıca bazı raporlar, düşük irtifa uçaklarını vurabilecek omuzdan atılan hava savunma sistemlerinin İran’a ulaşabileceğini öne sürmekte. Bu tür katkılar, Çin’in “örtülü destek + açık tarafsızlık” modelini gözler önüne sürüyor. Aynı zamanda Çin kendisini potansiyel bir diplomatik arabulucu olarak konumlandırmaya çalışarak küresel sistem içinde “sorumlu güç” imajını korumayı hedefliyor.

Rusya ise Çin’den daha açık biçimde işin güvenlik boyutuna odaklanıyor ama Moskova da doğrudan savaşa girmekten kaçınmak durumunda. Moskova için bu savaş, ABD’nin dikkatini ve kaynaklarını başka bir cepheye yönlendiren stratejik bir fırsat sağlıyor. İran ile Rusya arasındaki ilişki özellikle son yıllarda askeri ve güvenlik alanında önemli ölçüde derinleşmişti. Rusya’nın İran’a savaş uçağı ve bu uçaklara entegre füzeler sağladığı bilinmektedir. Bu kapsamda teslimatların 2027’ye kadar devam etmesi planlanmakta ve bu sistemlerin doğrudan ABD ve İsrail hava unsurlarına karşı kullanılabilecek kapasiteye sahip olduğu belirtilmektedir.

Bunun yanında Rusya’nın da Çin gibi İran’a uydu verileri ve istihbarat desteği sağladığı; özellikle ABD donanmasına ait unsurların konumuna dair bilgilerin paylaştığı ifade ediliyor. Ateşkese kadar geçen süreç bu desteğin sahadaki güç dengesini doğrudan etkilediğini gösteriyor.

Bu noktada iki ülke arasındaki iş birliğinin ideolojik değil, büyük ölçüde pragmatik ve çıkar temelli olduğunun altını çizmek gerek. Rusya, İran’ı desteklerken kendi risklerini dikkatle hesaplamakta ve doğrudan müdahaleden kaçınmaktadır. Bunun en önemli nedenlerinden biri Ukrayna Savaşı nedeniyle zaten zorlanan askeri kapasitesidir.

Ayrıca Moskova, İran’ın tamamen çökmesini istemese de zayıflamasının kendisi için bazı stratejik avantajlar yaratabileceğini de göz ardı etmiyor denebilir. Nitekim enerji fiyatlarının yükselmesi, Rusya ekonomisi açısından doğrudan kazanç anlamına gelirken; Batı’nın dikkatinin dağılması ile yaptırımların etkisini dolaylı olarak azaltabilir. Bu nedenle kimi uzmanlar Rusya’nın İran’ı kurtarmak için acele etmediğini, hatta belirli bir düzeyde kontrollü krizden fayda sağladığını iddia etmekte.

Genel çerçevede bakıldığında Çin ve Rusya’nın İran’a yaklaşımı birbirini tamamlayan ancak farklı araçlara dayanan iki stratejiyi yansıtır. Çin, ekonomik destek ve sistem içi araçlarla İran’ın ayakta kalmasını sağlarken; Rusya, askeri teknoloji, istihbarat ve güvenlik iş birliği üzerinden sahadaki direnci artırır.

Bunu şöyle formüle edebiliriz diye düşünüyorum: Çin’in finansmanı ve teknolojisiyle desteklenen ve Rusların uyguladığı, daha büyük bir sahnede cereyan eden bir tür “eğit donat” programı.. Her iki aktörün ortak özelliği ise doğrudan savaşa girmemeleri ve risklerini sınırlı tutmalarıdır. Kısa vadede durum böyle sürüp gideceğe benziyor; ama yaz aylarında savaşın kızışması ihtimali neler doğurur, söylemek, hatta hayal etmek güç.