Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış haberleri bul
Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış haberleri bul
ve ve
ve ve
ve ve
Temizle
Euro
Arrow
51,4850
Dolar
Arrow
44,4973
İngiliz Sterlini
Arrow
58,7512
Altın
Arrow
6806,2388
BIST
Arrow
10.729

CHP’de siyasi ve ideolojik bir fark mı var?

Acı ama gerçek ve biz, sormak zorundayız: CHP’de yaşanan kargaşada, yönetimin iki eşitsiz parça halinde bölünüp AKP “Reis”inin müdahalesiyle asırlık partinin etkisizleştirilmesinde, acaba “atanmış” Kemal Kılıçdaroğlu ile “seçilmiş” Özgür Özel bakışları arasındaki farktan mı yararlanılmıştır?

Yanıtı kolay görünüyor, ama cüretli bir bakışla şöyle özetleyebiliriz: Kılıçdaroğlu ve yetiştirmesi Özgür Özel arasında, daha doğrusu bu iki ekip arasında bir ortaklık sağlamak, aralarında siyasi ve ideolojik hiçbir fark bulunmadığı için mümkün değildir.

Kılıçdaroğlu ile Özel, daha doğrusu ekipleri, aralarında herhangi bir siyasi ve ideolojik fark bulunmadığı için birlikte yürüyemiyorlar. Ülke yönetimine ve izlenecek siyasete dair bakış açıları aynıdır. Aynı değilse, ufak farklarla birbirine çok benzerdir.

Değil midir?

O zaman birisi çıksın, CHP üst yönetimindeki ekiplerin hangi ekonomik, siyasi, ahlaki, dış politik farklara, hem de “köklü farklara” sahip olduklarını tek tek sıralayıversin de öğrenmiş olalım. NATO’ya bakıştaki köklü farklardan başlayabilirler mesela.

Yoktur.

Dedik ya, bu nedenle anlaşamıyorlar. Reis Partisi’nin Kılıçdaroğlu hamlesi, elbette eşsiz bir hukuksuzluktur. Ama bu âlemde rastlanmayan bir şey midir?

Bu âlem? Kapitalist Türkiye ve yöneticilerinden söz ediyoruz.

Bir karşılaştırma yapabiliriz: Sosyalizmde dünya görüşleri birbirinden farklılaşır. Sosyalist iktidarın “fraksiyonları” bazen halkın refahı için ülke yönetimine dair farklı görüşler oluştururlar, bunları temellendirirler ve ortaya ekonomiye, eğitime, ahlaka, kültüre, dış politikaya dair teorik ayrımlar ortaya çıkar. Birbirlerine benzemez olurlar, hatta birbirlerini burjuvalaşmakla, burjuvazinin ajanı olmakla bile suçlayabilirler. Bunlar bazen çok sert çatışmaların nedeni olur. Tarihten biliyoruz.

Kapitalizm veya “hür teşebbüs” rejiminde ise yönetime oynayan gruplar kârlarını maksimize etmek ve suyun başını tutmak için birbirleriyle çarpışırlar. Ağızlarından halk, millet vs. sözcükleri eksik olmaz. Ama biz bir mafya hesaplaşması içinde olduklarını biliriz.

Bazı gerçekleri açıkça dile getirmek gerek. Gerçekler acıdır, ama o gerçekleri etkisizleştirmek istiyorsanız, acılıklarına rağmen onlarla yüzleşmeniz gerekir.

İSLAMCI İKTİDARIN TEMELLERİ

Nedense adına hâlâ cumhuriyet denilen, aslında “İslamcı ve (sandıklı) monarşi” olarak tanımlanması gereken bir ülkedeki iktidarın tarihini nasıl anlatabiliriz?

Herhalde üzerinde yükseldiği temelden hareketle anlatabiliriz.

AKP ve Reis’inin bu iktidarı, acaba İslamcılar camilerde, cemaatlerde, tarikatlarda ve yoksul halkın içinde müthiş bir siyaset dersi aldıkları, halkı soldan çok daha iyi tanıdıkları için mi bu kadar uzun sürdü?

Bazı yardımlar aldığını söyleyemez miyiz?

Sol sanılan çevrelerden mesela? Özellikle de liberal kanatlardan...

Çeyrek yüzyılı bulan İslamcı bir iktidarın, sandık oyunlarıyla sürdürülen ve cumhuriyetmiş gibi davranılan bir monarşinin (“tek adam cumhuriyeti”), üzerinde yükseldiği temeli açıkça analiz etmek zorundayız.

Eskiler, “somut durumun somut tahlili” diyordu buna.

Bazı şeyler söylemek durumundayız.

Çeyrek yüzyılda İslamcıların elinde bir tür monarşiye dönüştüğü çok açık “cumhuriyet” gerçekten sadece AKP'nin mi ürünü? 

Acaba CHP ve yeni dönemdeki adıyla DEM, yani kimi çevrelerde “Kürt siyaseti” denilen toplamın, elbette yönetimleri düzeyinde, bu “başarıda” hiç mi payı yok?

CHP ve DEM ile müttefiklerine egemen zihniyet ve örgütlenme biçimi olmasaydı, laiklik ve cumhuriyet kurumları bu kadar kolay tasfiye edilebilir miydi? İşçi sınıfı ve emekçi kitlelerin doğrudan çıkarlarını savunan sosyalist bir meydan okuma, çeyrek yüzyıldaki bu oyunların tamamını boşa düşürebilirdi.

“SAHNENİN DIŞINDAKİLER”

CHP ve DEM (artı “solcu” destekçileri) AKP’nin damgaladığı son çeyrek yüzyılın ana vitamin deposu oldu. Sözde eleştirdiler, “eleştirel hınk deyiciler” olarak tarihe geçtiler. AKP yönetimi bundan çok iyi yararlandı.

Türkiye toplumunu şuna alıştırdılar: Çıkış falan yok, biz böyle ya devam ederiz ya da batarız!

Serbest pazar ekonomisi denilen kamusuz, plansız, eşitlik düşmanı, dinci, NATO’cu bir rejimde ısrarın Türkiye’yi getireceği nokta budur: Bitmek.

Ne mi olmalı?

Bu sahnenin tamamen reddine dayanan bir programla halkın karşısına çıkılmalı. Sahnedeki  tüm aktörlerle araya sınır çekmek, onları etkisizleştirmek, onlara benzememek için şarttır.

Çemberin inkârından söz ediyoruz.

Bu yıkımın ve parçalanmanın önüne ancak “sahnenin dışındakiler” geçebilir.

Yoksa NATO’dan, AB’den hatta Trump’ın kasım ayında alacağı sandık darbesinden sonra ABD’den çare dilenirsiniz. Erdoğan üzerindeki koruma kalkanının kasım ayında yapılacak temsilciler meclisi ve kısmi senato seçimleriyle kalkabileceği uyarıları boşuna değil.

ABD’nin AKP ve Reis’i üzerindeki koruma kalkanı Türkiye’de tutar mı?

Bir: Halkın derin acılarının nedeni bu siyaset ve ekonomi sahnesini dışarıdan bir müdahaleyle sonlandırma iradesi göstermeyenler, halkın gözünde bu sahnenin tuzu kuru aktörleridir.

İki: CHP kadroları arasında hiçbir temel fikir ayrılığı yoktur.

Üç: Türkiye’deki (sandıklı) monarşiye destekte, Amerikan enerjisinden çok Almanya Avrupası’nın damgasını aramak daha doğrudur. Ukrayna’daki gibi. Orada da ABD’nin elini çektiğini ve savaş kışkırtıcılığıyla sürdürücülüğünü Avrupa’nın en sevilmeyen dört yöneticisinin üstlendiğini görmüyor muyuz? Zelenskiy, Macron, Starmer ve Merz. Bunların hiçbirinin kitle desteği kalmadı.

Ya Türkiye’deki kitle destekleri ve o desteklere sunulan programlar? Yok.

Sadece pazar günü Ankara’da yapılan Cumhuriyetçiler Kurultayı’nda ayrıntılı bir program yayımlanacağı duyuruldu.

“Sahnenin dışındakiler” boş durmuyor demek ki. Tek şansımızdır. Belki de son şansımızdır.