İktidarı istiyorlar mı ve eğer istiyorlarsa, bu nasıl bir iktidar olacak?
Bu soruya yanıt arıyoruz.
Ararken de artık bazı şeyleri daha açık söylemek ve yazmak gerektiğini düşünüyoruz. Girişteki soruyu yayalım: Ağır bir saldırı altındaki “seçilmiş” CHP yönetiminin farklı bir iktidar hazırlığı yok şu anda. “Atanmış” Kemal Kılıçdaroğlu takımının ise zaten böyle bir olasılığa karşı AKP’nin vurucu gücü olarak kurgulandığı ve sahaya sürüldüğü çok açık.
Biz başka bir şeyden söz ediyoruz.
Türkiye’deki siyaset haritasının her noktasına dağılmış bir itirazın, kamucu, plancı, laik, halkçı, toplumcu (nasıl adlandırırsanız adlandırın), özetle cumhuriyetçi bir “aşkınlığın” iktidar yürüyüşünü konuşmamız gerekiyor.
Ancak bu, AKP silahı Kılıçdaroğlu ile geçmişte her türlü “şeyi” denemiş, onları onaylamış, canhıraş bir inançla savunmuş kadrolarla yapılacak bir iş değil. Açık yürekli olalım. Kendimizi aldatmayalım. Halkımız, giderek artan acıları nedeniyle inanmak istemiyor olabilir, fakat CHP’de şu anda korkunç bir kariyer kavgası var.
Neyse...
Sorun bu değil. Sorun ve inanılmayan şey, CHP’nin başına atanmışların da seçilmişlerin de aynı kumaştan olması. Kafaları da pek farklı değil maalesef. Elbette Özgür Özel ve Ekrem İmamoğlu üzerindeki baskının, Kılıçdaroğlu ihanetinin bir sonucu olduğunu unutmayarak söyleyelim bunları.
Hatırlatmak istediğimiz mesele şu: Bu çizgilere böyle sadık kalıp siyaset yapmaya çalıştıkça çok kötü “işlere” de sahip çıkılmış oluyor. Örneğin, eski faşist darbeler zamanında bile sanıklara geniş savunma olanakları tanındığı hatırlatılıyor ve halen zindanlara atılıp savunmaları istenen CHP’lilerin bugün o olanaklara sahip olamadıkları belirtiliyor. Askeri darbenin yargıladığı insanların, adları da verilerek, günlerce savunma yapabildikleri anlatılırken, o darbelerin “yargı uygulamalarının” övüldüğünün farkına varan var mı? Ya o dönemde yıllarca korkunç işkencelere rağmen direnen devrimcilerin varlığını hatırlayan var mı? Kuşkulu.
O dönemlerde Cumhuriyet’in yıkım sürecinin henüz çok başlarında olunduğu, dolayısıyla bugünün İslamcı gaddarlığını (yıllarca hukuksuz bir biçimde cezaevlerinde tutulan sosyalizm düşmanı liberaller dahil) uygulamakta sorunlar yaşadığını düşünme hakkımız var. Solun ve sokağın öfkesinin köpürmeye başladığı yıllardı bir de.
Aslında...
Aslında, bu bir ANAP kolaycılığıdır.
Maalesef, şu andaki düzen muhalefetinin yönetim haritası, bir ANAP ve hatta Turgut Özal profili vermektedir. CHP-DEM çizgisi ve yandaşları, teker teker veya beraber hep birer güncelleştirilmiş ANAP’tır.
Kimse kendi aldatmasın.
Ağır mı oldu?
Bu ifadelerin ağır olduğunu düşünenler varsa eğer, bugünün gerçekten hukuki acımasızlığa maruz bırakılan bir büyükşehir belediye başkanının siyasi kariyerine ANAP’ta başladığını hatırlamalarında yarar var. Ekrem İmamoğlu’nun, önce CHP’de yüz bulamayan Kemal Kılıçdaroğlu’nun kariyeri ile bir benzerliği olduğunu mu söyleyeceğiz? Belki ve çok az. Ama paralellikler var. CHP’nin başına hep sağcılar getirilir ve bunlar kendilerine yol açarken bazen sol sloganlar da sarf edebilirler. Ecevit’ten biliyoruz. Hepsi NATO’cudur, hepsi Amerikancıdır, hepsi AB’cidir ve serbest piyasacıdır.
Belki güncel bir Özal versiyonu olarak İmamoğlu’nun bu kadar ağır cezaları hak etmediği, öyle olsa AKP’nin kendisini bir biçimde koruyacağı falan söylenebilir. Sermayenin yasaları öyle değil. Tam tersine birbirlerine benzeyenler birbirlerini korkunç haksızlıklarla maruz bırakırlar. Benzerler, birbirine çabuk kıyar. Yasadır: Sermaye ve sermayedarlar birbirlerini severken ağızlarını burunlarını kırarlar, kan revan içinde bırakırlar. Kâr zorlaması diyelim...
Acı ama gerçek.
Gerçekler acıdır.
Gerçekler acıtır.
Sıkıntı, bütün bunların solculuğa yakıştırılmasındadır.
Özal ve ANAP bir darbe hükümeti sonrasında dört eğilimi birleştirdiğini ilan ederek iktidara yerleşmişti.
İlerletelim: 3 Kasım 2002 tarihi zaten bir tür darbe değil miydi? Öyledir. Sandık, cumhuriyeti yıkmak için oldukça kullanışlı bir araçtı. Bugünkü “III. Abdülhamid” dönemini ve istibdadını hazırlamışsa, bu darbenin de ardından, 25 yıl sonra bile olsa, en az dört eğilimi birleştiren yeni bir ANAP versiyonu olarak CHP üzerinde duruluyor olmasın? DEM zaten öyle.
Buna itiraz etmek zor.
Sonuçta, sosyalist bir iktidar önerenlerin dışındakilerin kendilerine sözde yeni bir çatı veya ev aradığını söyleyebiliriz. Fakat bunun bir çözüm olacağı çok kuşkuludur. Daha doğrusu, 90 milyona yakın insanın yaşadığı viraneye dönmüş bir ülkenin hiçbir sorununa yanıt bulamaz bu “darbe sonrası ANAP versiyonu” arayışları...
Şunu söylemiştik olduk: Yönetim katlarını esas aldığımızda, CHP’si, DEM’i ve onların yancıları, hepsi, bir yeni ve “solcu” ANAP arayışında mutabık kalmış görünüyorlar. Taban ise hâlâ farklı... Şimdilik..
Bu arayışların Türkiye’den geriye neden sadece Afganistan ve Suriye tipi parçalar bırakacağını anlatmayı sürdüreceğiz...
Çok Okunanlar
Kemal Okuyan'dan dikkat çeken Haluk Levent çıkışı
Haluk Levent'in yurt dışına kaçış planı ortaya çıktı
Eski MASAK Başkan Yardımcısı Ahbap operasyonunun perde arkasını sorguladı
Özgür Özel TBMM'de MYK'yı toplayacak
Eğitimde ‘kamu zararı ve idari ihmal’ iddiası
Kubilay Kaan Kundakçı cinayeti davasında ara karar
Kılıçdaroğlu'nun ay sonuna kadar atacağı adım ortaya çıktı
Yandaş gazeteciden Haluk Levent'le ilgili bahis şirketi iddiası!
ABB’den AHBAP protokolü açıklaması
AKP'ye geçen Özarslan'dan dikkat çeken ihbar afişleri