Bir savaş ekonomisinden geçiyoruz. Geçen yüzyılın ilk çeyreği içindeki tarihi yer yer tekrar ediyormuşuz gibi...
Yaşlı kıtada Türkiye'nin, daha doğrusu “III. Abdülhamid rejimi” de diyebileceğimiz AKP istibdadının kaderine doğrudan müdahale anlamına gelecek, müthiş bir silahlanma atağı var.
Hep yazıyoruz: Avrupa deli gibi silahlanıyor.
Avrupalılar, özellikle de Alman siyaset sınıfı tüm dengeleri bozacak bir ruh hali içinde.
Silah üreterek otomotiv, kimya ve makine imalat sanayii gibi temel sektörlerdeki gerilemenin önüne geçebileceklerini düşünüyorlar. Önerdikleri, bir “savaş ekonomisi”dir.
Yalnız gözümüzü Donald Trump da denilen dengesiz bir Amerikan karikatürüne dikmeyelim. Bu belki dengesiz ama pek kullanışlı devlet başkanının hezeyanlarından çok daha önemli şeyler var. Örneğin Türkiye açısından, Washington, Ankara'ya Berlin'den daha uzak.
Bunu görmemek de mümkün değil.
Berlin, dünya sistemi içinde Ankara'yı Avrupa ve NATO içinde kendi uhdesinde saymaya başlayalı çok oldu. Neredeyse yarım yüzyıl önce, 1970'lerin başında bu yola girildi. Fakat bunu masada görmek kolay değil. Çünkü örtüler var ve lider sanılan ABD'nin varlığı gözleri kamaştırıp, kulakları da sağırlaştırabiliyor. Ama şu, artık herhalde açıkça söylenmeli: Dünya sistemi içinde Türkiye üzerine Berlin'e sormadan ve hele hele onu ekarte ederek zar falan atılamaz.
“BERLİN OLMADAN ASLA!”
Dış ticaret kalemlerine ve Türkiye'deki sanayinin, teknolojinin, patent ve know-how'ların kökenine bakarak konuştuğunuzda “Berlin olmadan asla!”! demek zorunda kalırsınız.
Avrupa'nın en büyük konvansiyonel ordusunu kuracağını cümle âleme ilan etmiş bir hükümet var Berlin'de. Ekonomisinde, özellikle de enerji darboğazı nedeniyle ağır sanayide yaşadığı tıkanmayı, silah üretimine kaydırarak aşmaya çalışan bir sağcı hükümet bu. Hıristiyan demokrat (CDU) Başbakan Friedrich Merz ile onun sosyal demokrat (SPD) koalisyon arkadaşları, birlikte savaş ekiyorlar. Bu konuda Yeşiller Partisi ve liberal FDP'nin pek geri kaldığı söylenemez, hatta daha bir saldırgan oldukları belirtilmelidir. Şu anda Alman kamuoyu araştırmalarında ülkenin en büyük partisi olarak boy gösteren AfD, aşırı sağ denilen ama “radikal Hıristiyan demokrat” olarak tanımlanması daha doğru bu parti, kamuoyu araştırmalarında ülkenin en büyük partisi konumunda. Hem de büyük farkla. Rusya'dan ucuz enerji alımı konusunda içerideki sanayicilerin rüzgârını arkasına almış, sağcı bir siyasi hareket bu. Dolayısıyla silah ekiminden çok da rahatsız olduğunu söyleyemeyiz.
Şu ya da bu biçimde savaş ekiyorlar ve bunu acısının, yani bu silahların önce Karadeniz'de sonra belki Kafkaslarda kullanılabileceği görülüyor.
Peki, 120 yıl öncesine, Balkan Savaşları dönemine mi itiliyoruz?
Karadeniz bir savaş gölü mü olacak ve Türkiye bu felaketin içine mi atılacak yine? Almanya'nın üreteceği silahlar nerede kullanılacak?
TRİLYONLUK SAVAŞ YATIRIMI
Almanya'nın bu silah üretimi için devlet borçlanması 2027-2030 döneminde 838 milyar avro olacak. Bu, dünya ölçeğinde askeri harcamalar sıralamasında 2025'te ABD, Çin ve Rusya'nın ardında dördüncü olan Almanya'nın üçüncü sıraya çıkacağını ve oraya yerleşeceğini gösteriyor.
Bu girişimin ve bu tutarların Türkiye'ye teğet geçmesi mümkün mü?
Almanya'ya göbeğinden bağımlı Türkiye, bu istibdat rejiminde, Rusya karşısında ikinci bir Ukrayna rolü üstlenmeye zorlanmayacak mı? Bağlantılı bir soruyu ekleyelim: Sürekli bombalanan İran, Türkiye'deki üsleri hedef almaz mı?
Sovyetler Birliği ile hiçbir ilgisi kalmamış, ama tabandan gelen “sovyetik baskının” da göz ardı edilemeyeceği Rusya'nın, Avrupa'daki hedeflere, Karadeniz'den kendisini kuşatacak güçleri de eklemeyeceğini mi düşünüyoruz?
Rusya'ya karşı silahlandığını gizlemeyen Almanya'nın bu ürettiklerini bir yerlerde kullanacağı veya kullandıracağı açık.
Türkiye, Ankara'daki NATO toplantısıyla bir tuzağın ortasına atılmış bulunuyor.
Burada sadece Washington'un değil, Berlin'in de hesapları etkili.
Özetin özeti: Berlin'deki hükümet bir maceraya girişecekse, bunun için kendisinden önce Türkiye'yi ve onun genç nüfusunu öne sürer. Bu da Türkiye'nin adresinin ve “yüzölçümünün” değişmesi, hızla küçülmesi anlamına gelir.
Bu küçülmenin çok acı ve kanlı olacağını herhalde eklemeye gerek yok.
Türkiye'yi bir boğazlaşmanın hedefi ve hatta merkezi haline getirdiler. NATO'nun Ankara zirvesi, buydu.
“III. Abdülhamid” rejimidir, yapar.
Hele NATO'culukta iktidarı aratmayacak kadar hevesli bir “muhalefeti” varsa, neden yapmasın?
Vahim... Durum gerçekten vahim...
Çok Okunanlar
Oğuzhan Uğur gözaltına alındı
CHP'li Bülbül'den 'ikili hukuk sistemi var' eleştirisi geldi
15 Temmuz başarılı olsaydı!..
AKP'li Ok tayin için 'ricada' bulundu, imzasını taşıyan yazı ortaya çıktı
Haluk Levent tarafından duygusal ve maddi olarak istismar edilen kadınlar...
Dünya büyüyor, Türkiye kalkınıyor mu?
2023 seçimi sonrası kaldığı oteli gündeme getirdi
AKP'li Tayyar ekonominin suçlusunu işaret etti, yurttaş başını eğip sustu
Saldırı altındaki Karadeniz (1)
DEM Parti heyetinden MHP Genel Başkanı Bahçeli ile görüşmeye ilişkin açıklama