Üç mesele var. Sırayla bunlara dikkat çekelim.
Bir: Zenginlerle, onlara dayanarak siyaset yapan, daha açık bir ifadeyle yönetim kadrolarını ve kilit mevkileri zenginler veya onların temsilcileriyle dolduran CHP yönetimi, Özgür Özel ve arkadaşları, acı gerçekle yüz yüze: Kolayca satılıyorlar!
Kendilerine dayanılarak siyaset yapılan zenginlerin baskıyı görünce nasıl her şeyi ve herkesi satışa çıkardıklarına, hatta iftiralar attığına tanık oluyoruz. Yaşananların simge ismi şu sıralarda Böcek ailesi. Sayı çok, müteahhitler sağ olsun! Buradaki sırlar, birkaç yıl içinde açıklık kazanacak. Peki.
Bir gedikten söz etmek durumundayız.
Siyaset diye sokakları normalleştirmeye çalışan Özgür Özel ekibine bu gedikten çok ağır darbeler geleceği anlaşılıyor.
Normaldir.
Doğrudan yoksul halkın çıkarlarına hizmet etmeyen, zengin havalarına tav olan ve oradan çözüm çıkarabileceğini sanan her siyaset, er ya da geç duvara çarpar. Gedikler açar. “Çok mal haramsız olmaz,” der ya halkımız. Solumuzun güle oynaya peşine takıldığı, her şeyine kefil olduğu, şeriatçılara bile oy verdiği “Gandi” ekibi duvarda açılan o gedikleri kullanıyor işte.
Dolayısıyla giden ve seçilmiş CHP yönetimi, şu sıralarda sırtından böyle iştahla hançerlenmesine hiç şaşırmamalı. İhanet, bir zengin karakteridir. İhanetsiz servet yoktur çünkü. Hele böyle milyonlarca dolarlık/avroluk çantaların uçuştuğu bir sahnenin zenginlerinde...
Hareketlenmemiş kitlelerin, AKP ve onunla işbirliği içindeki kesimlerin can suyu olduğu ortaya çıkıyor. Halkı frenlemeyi iş sanan CHP yönetimlerindeki kaos bunun bir sonucu.
Bu, içeriye bakıldığında görülen fotoğraf.
DIŞARININ RÜZGÂRI
Işığı dış âlemle ilişkilere tutalım.
İki: Türkiye'deki gelişmelerin ABD'nin çok umurunda olduğunu düşünenler var. Pek haklı değiller. Türkiye'deki dalgalanmaların ABD yönetimini çok da fazla acıtmadığını söylemek zorundayız.
Neden?
Ankara'ya ve oradaki muhalefete reva görülen muameleler, özellikle de Tom Barrack pervasızlıkları bir şeyin göstergesi sayılabilir: Türkiye ile ilgili sıkıntılı adımların Amerikan iç politikasında hiçbir yankısı olmadığını, olmayacağını iyi biliyorlar. Türkiye'yi dağıtabilecek bu tür riskli kararlar, ABD içinde hissedilmez.
Ama Almanya ile öyle mi? Daha doğru bir ifadeyle Almanya Avrupası ile ilişkiler, Türkiye'nin ağırlığı nedeniyle sorunludur. Almanya'nın Türkiye ile ilgili alacağı her riskli karar, Almanya ve hatta hegemonyası altındaki Avrupa'yı doğrudan etkiler. Ekonomik, kültürel, siyasi vs. ilişkiler değil sadece, demografisi de buna izin vermez. Yahu eski Federal Almanya İçişleri Bakanı Otto Schily'nin, Kürt politikasının bir numaralı ismini, geçen yüzyılın sonunda, hukuken sorunlu olmasına rağmen, Almanya'ya sokmadığını unuttu mu insanlar? Almanya'nın karışacağını biliyorlardı.
Türkiye için en önemli dış merkez Almanya ve onun etki alanındaki sosyo-ekonomik coğrafya. Galiba tersi de önemli. Milyonlarca kaçak göçmeni “avro karşılığı” topraklarında tutan Türkiye'yi düşünürsek hele... Kapılar açıldığı anda Avrupa dağılabilir...
Kısa ve öz: Almanya bazı risklere giremez.
ABD, cam eşya dükkânına giren fil gibi davranabilir. Hissetmez bile. Fakat Almanya öyle değil. Tersi de doğru: Türkiye ile Almanya'nın kaderi birbirine göbeğinden bağlı.
CUMHURİYETÇİ BİR HÜKÜMET İLANI
Üç: Çözüm nerede?
Çözüm, Cumhuriyetçilerde... Neredeyse anayasası rafa kaldırılmış, hatta -göstermelik sandıklara rağmen- kısmen seçimsizleştirilmiş (Fatih Yaşlı) bir ülkedeki Cumhuriyetçiler Kurultayı, bu nedenle önemli.
Zenginlere yüz vermeden ve hatta doğrudan onların çıkarlarını çiğnemekte kararlı, yoksul halk sınıflarına nefes aldırmayı ve en kısa bir sürede onları iktidara oturtmayı hedefleyen Cumhuriyetçiler, ilk iş olarak bir program ilan edebilirler ve ardından da geçici bir alternatif hükümeti duyurabilirler.
İsteyen buna, Britanya çerçevesini kırarak, “özgürleştirici-eşitlikçi bir gölge hükümet” de diyebilir.
Zenginlerin dışlanacağı bir hükümet politikası neden mi ilan edilebilir? Çünkü kriz derinleşiyor. Halkın acıları yeni düzeylere yükseliyor. Uçuruma yuvarlanan acı içindeki hiçbir halkın çoğunluğu, dost tedavi ve iyilik ellerini, önerilerini terslemez. Kriz, eski temelsiz “fikrisabitleri”, en başta da antikomünist histeriyi işlemez hale getirir. Halk zengin sınıflardan gelen çözüm önerilerine artan bir kuşkuyla yaklaşır.
Cumhuriyetçiler Kurultayı bu nedenle çok önemli.
Bir kurtuluş ve yeniden kuruluş programına ihtiyacımız var. Ülkeyi ve yoksul halkını feraha çıkarabilecek bir geçici hükümet ile acilen onun geniş ve genç uzman kadrolarının tanıtımına ihtiyacımız var.
Kurtuluş siyaseti, zengin sınıfın çıkarlarını dışlamaktan geçiyor. Onları doyurarak yol alamayız.
Laik, bedelsiz devletleştirmeleri bir fırtına gibi halkın günlük yaşamına sokacak, eşitlikçi, kamucu, merkezi plan üzerinde yükselen bir toplumsal sistem... Sadece o, bu ülkenin ortadan kalkmasına engel olabilir ve yeni bir kuruluşu tetikleyebilir.
7 Haziran'daki Cumhuriyetçiler Kurultayı bunun için önemli. Çok önemli.
Çok Okunanlar
Aranan ama bulunamayan 'Devlet Aklı!..'
Yolsuzluk algı endeksi ışığında Türkiye’nin sessiz krizi
Üniversite öğrencisi yurdun 6'ncı katından düşerek hayatını kaybetti
Memur ve emeklilerin 5 aylık enflasyon farkı ortaya çıktı
AKP'li meclis üyesi Rümeysa Eker, tepki çeken hakaretleri ardından istifa etti
Özgür Özel yeni parti için düğmeye bastı!
Mecliste Özgür Özel'e 'karanlık' provokasyon
Zenginler, ABD-Almanya farkı ve Cumhuriyetçiler Kurultayı
TKP’den ‘Koç Holding’ tepkisi: Ülkenin emekçi halkına güveniyoruz
ABD, Orta Doğu'da yaşayan vatandaşlarını uyardı