“Zirve” ile “zırva” arasında iki sesli harf farkı var. Birincisi ikincideki kalınlığın inceltilmesinden ibaret. Müzikleri bile çok farklı değil. Anlamları artık aynı.
Biz, ilk bakışta aklımıza gelenlerden hareket edebiliriz.
Rusya mı, İran mı, Türkiye mi? Kilit nerede?
NATO’nun Ankara Zirvesi, belki ve daha doğrusu “Ankara Zırvası” dünya sistemi içinde bazı şeylerin daha bir belirginleşmesini sağladı.
Önce herkesin zaten bildiği “sırrı” yinelemiş olalım: ABD ve Avrupa Birliği’nin ana hedefi, Rusya-Çin hattını kırmak, yükselen Çin’in önünü kesmek, ancak özellikle olağanüstü yeraltı ve yerüstü zenginliklerine sahip Rusya pazarını talan etmek, ana hedef. O pazarı ele geçirmek...
Rusya bu anlamda kilit ülke değil. Girilip dağıtılacak ve parça parça edilip iliklerine kadar sömürülecek bir siyasi coğrafya. Ana hedef!
Şu anda sadece Amerikan siyaset sınıfı değil, tek tük mırın kırın edenlere rağmen, Avrupa’daki egemen siyaset sınıfları da bu görüşte. Özellikle bunlar çok kararlı: Israrla savaş ekiyorlar.
Ankara’da bu bir kez daha açıkça ortaya çıktı. NATO Genel Sekreteri Mark Rutte’nin şaşkınlık yaratması gereken ama kimsenin gıkının bile çıkmadığı açıklamalarında hiç dikkatinizi çekmedi mi? Bizdeki ortalama politikacılardan hiçbir farkı olmayan bu düzeysiz uşak, 5000 sortinin yapıldığı “Epic Fury”den (İran’a saldırı) söz ediyordu. Avrupa’nın havaalanlarından kalkıp oralara inen, yakıt ve mühimmat ikmal yapan, ölüm yağdıran savaş uçaklarıydı anlattığı... Avrupa olmasa o saldırı gerçekleşemezmiş...
Örnek de verdi: Romanya’nın en büyük ticari havaalanı kapatılmış, böylece Amerikan savaş uçaklarının “sortilerine” olanak verilmiş. Bunları NATO’nun en üst düzey yetkilisi açıklamış oluyor. Sadece Avrupa’yı hedef haline getirmekle kalmıyor. Bu kanlı hengâmede Almanya ve Türkiye’nin rolünün sorulmasına da kapı aralıyor..
Neyse...
Bu sorular şimdilik bir kenarda beklesin.
AB, ABD’Yİ HİÇ YALNIZ BIRAKMADI: NATO 3.0
Her durumda, Trump hayranı Mark Rutte’nin yukarıda değindiğimiz açıklamaları ve diğerleri, bir “demokrasi ve barış projesi” olarak sunulan AB’nin işlenen bütün savaş suçlarına severek katıldığını gösteriyor. NATO 2.0 döneminde de yaptıklarını geliştirerek sürdürecekler. Şöyle: 1990’a kadarki NATO 1.0’ı, 1990 sonrasında Yugosylavya, Irak, Libya, Afganistan demeden her yere sıçrayan ve Rusya’ya doğru genişleyen NATO 2.0 izlemiş; şimdilerde bunun da yetersiz kaldığını belirterek bir NATO 3.0 kurguluyorlar. Dünyanın her yerini bombalayabilecekler, her ülkeye Afganistan veya Venezuela muamelesi yapabilecekler yani. Peki...
Peki de, biz bir soruya yanıt arıyoruz: Ana hedefe giderken, bir kilit ülke gerekiyor. Onu arıyoruz.
Bunun Türkiye olduğunu düşünenler galiba yanlış yapmıyorlar.
Kilit ülke, Türkiye.
NATO Zırvası, kilit ülkede yapıldı demek ki...
ABD’nin başını çektiği ve Avrupa’nın kendince yeni yollar aramaya çalıştığı -sözde büyük patrondan bağımsızlaşacak- bir sistemin, dünya kapitalizminin liderleri, büyük hesaplarının Rusya’yı parçalamadıkça tutmayacağını biliyorlar. İran bu hedefle bağlantılıydı. Ancak İran’ı şimdilik çözemediler. Rusya’yı da epeydir çözemiyorlar. İran’a, Saddam Irak’ı ayarında bir geçici hedef olarak bakıyor olmalılar. Yine de evdeki hesabın çarşıya uymadığını hepimiz gördük.
Bu denklemin ne ana hedefi ne de İran gibi “geçerken çözülecek yan bağları” önemli.
Bu denklemin en önemli faktörü, hatta sabit bilinmeyeni, Türkiye. Emperyalist merkezler açısından, bu böyle. Türkiye’yi hemen değil ama adım adım çözdüklerini düşünüyor olmalılar. Milliyetçilikler ve İslamcılıkla...
Türkiye’yi en az üç parçaya ayırmayı başarabilirlerse, ana hedef Rusya’yı kuşatmış, hatta kıskıvrak yakalamış, yumuşak karnından vurmuş olmayacaklar mı?
Geçmişe bakalım: Rusya topraklarıyla geçen yüzyılda Türkiye arasında bir kader birliği vardı. Cumhuriyet’in kurucu babalarının, özellikle 1945 sonrasında değerini bilemedikleri, acımasız ihanetlerde bulundukları bir kader birliğiydi bu.
1923 CUMHURİYETİNİN KORUDUĞU RUSYA
Nasıl mı?
İki tarihsel gerçek var ortada.
Hep tersinden bakıldı ama, aslında “Türkiye 1923” de SSCB’nin ve kalıcı bir sosyalist iktidarın garantisi olmuştu. Bu, bir.
İki: Asıl önemlisi, 85’inci yıldönümünü iki hafta kadar önce geride bıraktığımız Barbarossa Harekâtı, SSCB’nin Nazi sürülerince ortadan kaldırılması girişimi, bu sürülerin Türkiye’ye girerek ilk sosyalist ülkeyi bitirmesi hesapları tutmayınca kesintiye uğradı. Yani Nazi sürüleri Türkiye’ye girseydi ve SSCB’yi güneyden, Karadeniz’den, Kafkaslar’dan, Hazar’dan vs. doğrudan vurabilseydi, Barbarossa’nın başarısız bir harekât olarak kalacağından emin miyiz?
Buna ileride yine değiniriz.
SSCB ve geniş Rusya coğrafyasına saldırılara iki kez engel olmuş bir projedir 1923. İkinci Savaş sonrası yönetenlerin -maalesef- düşmanca tutumlarına rağmen, bu böyle.
Uzun tutmayalım.
Rusya’yı vurmayı düşünen emperyal merkezler, bu iş için kilit ülkenin Türkiye olduğunu geçen yüzyıldaki bilgileriyle pekiştirmiş oldular.
Türkiye, Rusya-Çin hattını vurmayı düşleyen emperyalist merkezler için, daha açık bir ifadeyle, gerileyen ABD emperyalizmi ve çıkış arayan AB emperyalizmi için, bu bilgi hayati önemdedir.
Türkiye’yi parçaladıkları anda, Rusya sorununda finale ulaşabileceklerine inanıyorlar.
Bu nedenle projektörler Türkiye’ye odaklanmış durumda. Kilit ülke, Türkiye.
Parçalarlarsa böyle.
Peki, ya parçalayamazlarsa?
İkinci olasılığı hazırlayabilecek bir sosyalist hükümet için konuşmamız gerekiyor. Şimdiden.
Durumun ne kadar vahim olduğunu, emperyalistlerin siyaset sınıfında sırıtan o kanlı bayağılığı da mı görmedik bu hafta Ankara’da?
Çok Okunanlar
Trump'ın ziyareti sırasında kaydedilen görüntüler paylaşıldı
İran’da birçok şehirde patlama sesleri
Yaren Mercan’ın öldüğü kazada yeni görüntüler
Tesla Model Y’de üst paketlere zam
Genç kızın hayatını kaybettiği kazanın görüntüleri ortaya çıktı
Şahan Gökbakar ile Necati Ateş arasında 'haddini aşıyorsun' gerginliği
Okyanus tabanında rekor altın keşfi
Emrolunduğun gibi dosdoğru ol... Öyle mi Ömer Çelik?
ABD’nin 'sopası' olmak!..
CHP İstanbul İl Başkanlığı’nda dev poster krizi