Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış haberleri bul
Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış haberleri bul
ve ve
ve ve
ve ve
Temizle
Euro
Arrow
51,4850
Dolar
Arrow
44,4973
İngiliz Sterlini
Arrow
58,7512
Altın
Arrow
6806,2388
BIST
Arrow
10.729

Savaşta beraber barışta ayrı

Sen inan, ben inanmam güvenli bölgelerde güvenli olacağına çocukların.

Sen inan, ben inanmam silahlar yapıp silahlar satarak, savaşı değiş-tokuş edip barış getirileceğine dünyaya.

Sen inan, gülümsediğinde bir devlet başkanının güldüreceğine halkını.

Sen inan, ben inanmam asla!

Sen inanmasan da ben inanacağım, öldürmeden de yaşayabileceğine insanın…

Peki, dünya barışı bu dünyaya ait değilse, hiç olamadıysa, kimler arasındaki barışı konuşuyoruz demek gerekiyor belli ki. 

Sonra, sormak “barış” için bugün ne kadar silah alıp sattığımızı…

Kimlerin barışına ev sahipliği yaptık, kimler ayak bastı turkuaz renkli halıya? 

Hava sıcaktı Ankara’da, Maraş’tan kesme dondurma ikram etmeyi unutmamışızdır umarım. 

“Unuttuysak da yollarız” diyor bir vatandaş.

Yok canım, bir uçağa bakar; canları isterse atlar gelirler, dondurmalarını yer, denizimize girer giderler. Çok beğenirlerse kalırlar, belki sahilde bir ev, belki de bir zeytinlik alırlar.

Biz misafiri severiz…

32 NATO ülkesi, her biri de seviyor ki birbirini 23’ü çoktan Avrupa Birliği, 25’i ise Schengen çatısı altında toplanmış. 

Geriye kalanlardan üçü; Amerika Birleşik Devletleri, Kanada ve Birleşik Krallık. Avrupa Birliği için coğrafi olarak müsait değiller ama birlikleri de dostlukları da tartışmaya dahi açılamaz.

Kaldı, Arnavutluk, Karadağ, Kuzey Makedonya ve 18 Şubat 1952’de üye olan biz: bugün NATO’nun dördüncü büyük ordusu.

Arnavutluk, Karadağ, Makedonya dahil, biz hariç, tüm NATO üyesi ülkelerin, hepsinin ama hepsinin vatandaşları Schengen bölgesine vizesiz seyahat edebiliyor. 

Başka bir deyişle; Maraş dondurmasının ayarında olmasa da, bir Arnavutluk vatandaşı dondurma yemeye Roma’ya gidebiliyor, isterse 90 güne kadar kalabiliyor.

Yeşil pasaportu olmayan Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı ise üç günlük Avrupa seyahati için bile vize peşinde koşuyor. Bunlar zaten ülkenin hali vakti az-çok yerinde azınlığı.

Ülkenin çoğunluğu ise bırakın Akdeniz’de, Ege’de tatil yapmayı, mahallesindeki dondurmacıdan kaç top dondurma alırsa ne kadar ödeyeceğinin hesabını yapıyor. Bu ay çocuğu kaç kez dondurma yiyebilir onu düşünüyor. Bunlar da bu ülkenin 8-10-12 saat çalışanı.

Daha kötü durumda olan yok mu? 

Olmaz mı! İster iş bulamayanlara, ister madenlerde çalışıp maaşını alamayanlara bakalım. Yaşam savaşı her gün yeniden başlıyor.

Ateşli silahlarla, uzun menzilli füzelerle, sıcağından soğuğuna devam eden bitmez savaşlar var bir de etrafımızda.

Çocuklar ölüyor yıllardır yanı başımızda, Gazze’de, İran’da, Ukrayna’da, Suriye’de, Irak’ta… Sağ kalanlar da travmalarıyla büyüyorlar.

Lokumdan sonra silah hediyemizi soğuk ve uygunsuz bulanlara öylesine karşı çıkıyorum ki…

Masada silah ticareti konuşulurken, el yapımı gümüş işlemeli bir silahtan daha iyi ne hatırlatabilirdi ki zirvedekilere savaşın soğuk yüzünü?

Savaş müzelerinde sergilenmek için değil bu hediye. Bugün dondurma yiyemeyen bütün çocuklar için… 

Savaşın soğukluğunu bir savaş fotoğrafından bile daha iyi anlatıyordu şarjörü dolu el yapımı bir tabanca.

El yapımı silahlar… 

İnce ince işlenmiş haritalar gibi.

İnsan elinden çıkan savaş buyrukları sanki. 

Öyle soğuk, öyle gerçek.

Dünyanın farklı coğrafyalarında barışla süslenmiş silahlarla öldü çocuklar. 

36. NATO Zirvesi’nde Ankara’da, savaşın da barışın da coğrafyasına ve hatta konumuna karar verenler, Kahramanmaraş dondurmamızı tattı mı diye düşünürken; Maraş’ın “Kahraman” unvanını Kurtuluş Savaşı’nda sivil halkın bağımsızlık mücadelesinin temsili olarak aldığını hatırlıyoruz. 

Bugün, tam da 31 yıl önce bugün Srebrenitsa’da Birleşmiş Milletler’in “güvenli bölge” olarak ilan ettiği yerde çocukların, sivillerin nasıl öldüğünü hatırlıyoruz. Resmi rakamlara göre 8 bin 372 sivil!

Güvenli bir bölge var mı bu dünyada?

Böyle bir dünyada bir çocuğun iki top dondurma hayali kurması bile yaşamak belirtisi elbette. 

Tesellimiz artık sadece yaşamak... Nefes almaktan ibaret bir yaşamakla teselli bulduğumuz bir gündeyiz. 

“Yaşadığına dua et” demek de var, sınırı bizden azıcık Batı’ya düşen sıradan bir NATO üyesi ülkesinin sıradan bir asgari ücretli vatandaşı gibi bütçeden dondurmaya pay ayırabilmek de…

Gecekondusunun önüne set çekilen, kapatılan yollarla güvenlik tedbiri alınan bölgelerin vatandaşıyla aynı vatandaş değil mi evladını askere göndermiş ya da gönderecek olan vatandaş?

Onlar değil mi, penceresiz kapısız gecekondularına şehit bayrakları asan? Onların evlatları değil mi, Türkiye’yi NATO’nun dördüncü askeri gücü yapan...

Peki onlar değil mi ülkenin en güçlü beyinleri, savunma sanayimizin gözde kurumlarında çalışıp Schengen vizesi için sıra bekleyen, gelmeyen vizelerle biletleri yanan…

Bizim subayımız, bizim astsubayımız değil mi NATO için Türkiye’yi temsil ettiği görevlerde,aynı masada, aynı görev için bulunan diğer NATO üyesi ülke meslektaşlarının imkanlarına sahip olmak bir yana, en düşük yurtdışı harcırahıyla yetinmesi beklenen.

Hepsini geçtim Türkiye’nin NATO’nun dördüncü büyük ordusu olmasında hiç mi payı yok vatani görevini yapmış bir vatandaşın? 

“Yurtta barış dünyada barış” diyen bir NATO üyesi ülkenin vatandaşı olarak 32 ülkeye soruyorum:

Kuruluşunun üstünden henüz üç yıl geçmeden dahil olduğumuz NATO’nun “başat” üyesiysek neden hâlâ NATO’nun Schengen vizesine tâbi tek ülkesiyiz?

Savaşta berabersek, barışta neden beraber değiliz?