Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış haberleri bul
Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış haberleri bul
ve ve
ve ve
ve ve
Temizle
Euro
Arrow
51,4850
Dolar
Arrow
44,4973
İngiliz Sterlini
Arrow
58,7512
Altın
Arrow
6806,2388
BIST
Arrow
10.729

Toplumsal mutabakat ve demokratik inşa: CHP’nin yeni Türkiye tahayyülü

Türkiye’de geniş halk kitleleri, her alanda kronikleşen ve iç içe geçen çok boyutlu sorunların baskısı altında ezilmektedir. Sorunların çözümü her geçen gün zorlaşmakta ve ‘sistemsel’ tıkanıklık derinleşmektedir. Ekonomi ve demokrasi sahasında kalıcı reformlar yapmak yerine, palyatif (geçici) çözümlere başvurulması, büyüyen sorunları maskelemekte ve toplumun geleceğini tehdit etmektedir

Toplumsal ölçekte kronikleşen kolektif kaygı ve umutsuzluk, bireylerin psikolojik dayanıklılığını zayıflatırken sosyal dokuyu da tahrip etmektedir. Kurumsal yapılara ve siyasal temsil mekanizmalarına yönelik erozyona uğrayan güven, kişileri toplumsal meselelerden kopararak bir 'içe kapanma ve yalnızlaşma' sarmalına itmektedir. Neticede ortak gelecek vizyonundan kopan kitleler; dayanışma pratiklerinin yerini kayıtsızlığın ve suskunluğun aldığı, toplumsal norm ve değerlerin işlevini yitirdiği bir “anomik” çözülme evresine sürüklenmektedir.

Hatırlanırsa, 2017 Anayasa değişikliği, Türkiye’nin bir asırlık parlamenter geleneğini sonlandırmış ve gücü tek merkezde toplayan 'Partili Cumhurbaşkanlığı Hükümet' sistemini getirmiştir. Yeni sistemin %50+1 meşruiyet eşiği, siyasal alanı sert rekabete yöneltmiş; toplumu, merkeziyetçiliği temsil eden iktidar bloğu (Cumhur İttifakı) ile geniş tabanlı bir uzlaşıyı hedefleyen muhalefet bloğu (Millet/Türkiye İttifakı) arasında keskin siyasal kutuplaşmaya hapsetmiştir.

Ulus-devleti kuran ve dünyanın en köklü partilerinden biri olan CHP, muhalefet cephesinin sürükleyici gücü olarak, toplumun ortak belleğindeki tarihsel ön yargıları kırmak adına uzun süredir farklı toplumsal katmanlarla bir yakınlaşma ve değişim siyaseti yürütmektedir. Kemal Kılıçdaroğlu döneminde temelleri atılan ve Özgür Özel ile sürdürülen bu stratejik değişim; partinin, geçmişte kendisine mesafeli duran kesimlerle kurduğu sahici bir yüzleşme ve karşılıklı konuşma sürecine evrilmiştir. Bu yaklaşım, katı siyasi kalıplar yerine 'iletişim ve uzlaşmayı' merkeze alarak, toplumun farklı kesimlerini ortak bir 'demokrasi zemininde' (güçlendirilmiş parlamenter sistem, kuvvetler ayrılığı, hukukun üstünlüğü ve yargının bağımsızlığı, temel hak ve özgürlükler, toplumsal barış vb.) buluşturmuş ve yeni bir 'siyasal bütünleşme' modeli ortaya koymuştur.

Bu pozitif siyaset, somut meyvelerini sandıkta vermiştir. 2019’da başlayan ve 2024’te %38 oy oranı ile 420 belediye başkanlığına ulaşan tablo, CHP’nin yerel yönetimlerdeki belirgin üstünlüğünü tescillemiştir. Bu sonuç, sadece sayısal bir başarı değil, seçmenin merkezi yönetimdeki tıkanıklığa karşı yerelden yükselttiği güçlü bir itiraz ve denge arayışıdır.

Pandemi süreciyle başlayan ve sonrasında derinleşen makroekonomik istikrarsızlık ile yüksek enflasyon; başta emekliler, gençler ve dar gelirliler olmak üzere toplumun geniş kesimlerinde ciddi bir refah kaybına ve sosyal adalet arayışına yol açmıştır. Bu sosyo-ekonomik koşullar, kent yoksullarının birikmiş taleplerinin sandık tercihine yansımasına neden olmuştur. Bir bakıma biriken öfke sandıkta patlamıştır.

Muhalefet, elde ettiği seçim başarısını kalıcı bir güç gösterisi olarak değil, halkın ekonomik sıkıntılara karşı sandıktaki güçlü uyarısı olarak görmelidir. Bu geçici desteğin kalıcı bir güvene dönüşmesi, toplumun dertlerini sahiplenen gerçekçi bir yol haritası çizilmesine bağlıdır. Ancak bazı belediyelerdeki saf değiştirmeler, anlamsız istifalar ve yolsuzluk iddiaları, seçmenle kurulan bu hassas bağı zedelemektedir. Unutulmamalıdır ki; kişisel çıkarlar ve kurumsal bozulmalar, büyük emeklerle kazanılan bu başarıyı her an riske atabilir. Gerçek siyaset, esen rüzgâra göre yön değiştirmek değil, halkın sorunlarına kalıcı çözümler üreterek toplumsal bir sözleşme kurma sanatıdır.

2024 yerel seçimlerinde yakalanan ivmenin sürdürülebilirliği; yapısal hizmetlerin ötesinde, şeffaf ve etik bir yönetim modeli olan 'Halkçı/Toplumcu/Derman Belediyeciliğin' kurumsallaşmasına bağlıdır. Seçmenin dinamik bir 'performans karnesi' tuttuğu bu süreçte, güven zemininin zedelenmesi ciddi bir meşruiyet kaybı riski taşımaktadır. Dolayısıyla CHP; yereldeki bu krediyi genel iktidara taşımak için, konjonktürel iş birliklerini aşan, daha geniş ölçekli ve stratejik bir toplumsal uzlaşı modeli inşa etmelidir. Bu bağlamda, aritmetik ve sosyolojik olarak kilit noktada duran Kürt seçmen (DEM Parti) ile kurulacak rasyonel ilişki ve sandıktan uzaklaşan kararsız kitlelerin yeniden sisteme entegre edilmesi, siyasal başarının kalıcı bir toplumsal sözleşmeye dönüşmesi için hayati önemdedir.

CHP’nin 2024 yerel seçim başarısını kalıcı bir toplumsal hegemonya ve genel iktidar perspektifine taşıması; milliyetçi, muhafazakâr ve apolitik kesimleri kapsayan 'Türkiye İttifakı'nın sosyolojik tabanını genişleterek diri tutmasına bağlıdır. Genel Başkan Özgür Özel’in bu desteği bir 'yatırım oyu' olarak tanımlaması, seçmen teveccühünün performans odaklı bir güven kredisi olduğunu teyit etmektedir. Bu bağlamda, başarının kalıcılaşması için etik ilkelerden ve liyakatten taviz vermeyen bir yönetim anlayışıyla, dezavantajlı grupları koruyan etkin sosyal politikaların ve refah odaklı kent vizyonunun hayata geçirilmesi zorunludur. Nihayetinde rasyonel siyaset; konjonktürel tepkileri kalıcı bir toplumsal mutabakata dönüştürme, kitleleri ortak bir rıza zemininde mobilize etme ve kolektif refahı sağlama disiplinidir.