Cumhuriyet; insanı, bireyi, yurttaşı merkezine alır. Bu yönüyle aydınlanmayla, akılla, bilimle bütünleşir. Böyle olduğu için insanların eşitliğine inanır. İnsanları eşit kılmak için hayata müdahale eder. Jakobendir. Güçlünün güçsüzü ezdiği bir düzene karşıdır. Sosyal Darwinizmin karşısındadır.
Bu açıdan Türk Devrimi’ne bakıldığında, Cumhuriyet Devrimi’nin özeti ve simgesi olan altı ok, birbirinin bütünleyeni, tamamlayanı olduğu gibi, altı ok arasında devletçilik okunun, halkçılık okuyla birlikte, ekonomik içeriğiyle öne çıktığı görülür. Fakat şanssız bir oktur devletçilik. Atatürk sonrasında hep ihmal edilmiştir. Kasıtlı olarak önemsiz, çağ dışı, modası geçmiş olarak gösterilmiştir.
Rahmet ve özlemle andığımız önemli iktisatçılarımızdan Arslan Başer Kafaoğlu’nun “Doğan Avcıoğlu dışında Atatürk Cumhuriyeti’nin en önemli ilkesinin devletçilik olduğuna inanan pek az kişi vardır” (“Devletçilik ve Tam Bağımsızlık”, Aydınlık, 10. 02. 2008, s: 44) şeklindeki sözleri, Türkiye’nin uzun yıllardır yaşadığı bunalımın en önemli sebeplerinden birini ortaya koyar.
Erken Cumhuriyet döneminde, Atatürk yönetiminde, ekonomi alanında hem büyüme oranıyla hem sanayileşme hızıyla hem de bütüncül kalkınma anlayışıyla çok büyük atılımlar yapan Türkiye; Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün halkçı- devletçi ekonomi modelinden uzaklaştıkça, tıkanmıştır. Dahası, küresel ekonomik bunalımlara karşı direnci zayıf, ekonomisi kırılgan, bünyesi güçsüz hale getirmiştir. Hem bölgeler arasında gelişmişlik farkı açılmış hem de sınıflar arasındaki gelir uçurumu derinleşmiştir. O nedenle Cumhuriyetimizin 100. yılında Türkiye, eğer yaşadıklarından ders çıkaracaksa, işe devletçiliği yeniden gündemine alarak, devletçilik ile bağımsızlık arasındaki ilişkiyi hatırlayarak başlamalıdır.
Cumhuriyetin devletçilik anlayışı, Mustafa Kemal Atatürk ve İsmet İnönü’nün sözleriyle “mutedil devletçilik” sayesinde Türkiye; adeta bir ekonomi mucizesine imza atmıştır. Bu dönemde, Lozan Antlaşması gereği, ilk kez 1854 yılında, Kırım Savaşı sırasında alınan dış borçların ödenmesi yapılırken (borcun son taksiti 1954 yılında ödenmiştir), yine Lozan hükümleri gereği, Türkiye, 1929 yılına dek, gümrük tarifelerinde bir değişiklik yapmamıştır. Bunların yanında, 1925 yılında Aşar Vergisi’nin kaldırılmasına, 1929 büyük buhranına rağmen, Türkiye; çok önemli sanayi tesislerini hayata geçirmiş ve bankalar kurmuştur.
Çünkü Gazi Mustafa Kemal Atatürk, milli bağımsızlığın temelinin iktisadi bağımsızlıktan geçtiğinin bilincindedir. O nedenle henüz Lozan Antlaşması’nın imzasından ve Cumhuriyetin ilanından önce, İzmir’de İktisat Kongresi toplamıştır. “İktisatsız istiklal olmaz” demiştir. Mali egemenlik yoksa, milli egemenliğin de olamayacağının altını çizmiştir. Askeri ve siyasi zaferlerin, iktisadi zaferlerle tamamlanması gerektiğini vurgulamıştır.
Kısacası, Cumhuriyet; ekonomik düzlemde, kamuculuk ve planlama olarak öne çıkarken, yurttaşını düşünmüştür. Yurttaşı ya mürit ya da müşteri olarak gören liberallerin Cumhuriyet karşıtlığının sebeplerinden biri de budur.
Çok Okunanlar

Teğmenlere 500 Bin Lira tazminat çıkarıldı... Dolar Kuru ayrıntısı...

Devlet Bahçeli 66 gün sonra geri döndü!

CHP’de Olağanüstü Kurultay hareketliliği

İşte Jose Mourinho- Okan Buruk geriliminin perde arkası!

Vatandaşlardan Ekrem İmamoğlu'na 15.5 milyon oyla dev destek!

AKP’li belediyeden ucuza aldı, İBB’ye 10 katına sattı

Gelinim Mutfakta 4 Nisan Cuma puan durumu: Bugün kim elendi?

Adana Portakal Çiçeği Festivali 2025 ne zaman? Kortej yürüyüşü ne zaman?

Siyasi belirsizliklerin gölgesinde hukukun üstünlüğü ve yapısal reformlar

Bolu'da 78 kişiye mezar olan yangın faciasında yeni detaylar...