Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış haberleri bul
Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış haberleri bul
ve ve
ve ve
ve ve
Temizle
Euro
Arrow
37,3497
Dolar
Arrow
42,8477
İngiliz Sterlini
Arrow
58,5444
Altın
Arrow
6893,5113
BIST
Arrow
10.729

Ağaç yaşken eğilmez!!! Çocukluk ekonomik bir kategori değil, gelişimsel bir evredir!

Düşünce yollarımızı, geleneksel aktarımların mantıksız dehlizlerine sürükleyen çok bilindik bir deyimimiz vardır: Bir atasözü kullanırken ya da benzetme yaparken “Teşbihte hata olmaz,” deriz. Bu köprü cümleyle, bırakın uygulanması meşru olsun, düşünülmesi bile sakıncalı olan deyimleri ve atasözlerini hiç tereddüt etmeden kullanırız. Konuya göre ihtiyaç duyulmuş olan münferit bir deyişin ya da atasözünün, kültürel kodlarımızı ne kadar derinden etkilediğini düşünmek refleksinde bulunmayız çoğunlukla.

Örneğin bir çocuk, zorunlu eğitimden koparılıp bir atölyeye işçi olarak verildiğinde, çocuğun ailesini onaylamak için “Ağaç yaşken eğilir” deriz. Bu kalıplaşmış düstur, ilk duyulduğunda sanki erken yaşta eğitimi öven, iyi niyetli bir cümle gibi algılansa da, aslında kırılgan bir varlığı baskı ile şekillendirmeyi ve çocuğu itaate zorlamayı öven bir cümledir.

Yani bu atasözü, acımasızlığı öngören ve şiddeti onaylayan bir davranış kalıbının gelenek diliyle meşrulaştırılmasından başka bir şey değildir.

Oysa çocukların ağaç olmadığını, “eğmek” eyleminin doğrudan çocuğun karakterini hedef aldığını, çocukluk yıllarında şiddet ve baskıyla karakteri kırılan savunmasız bir çocuğun nasıl bir yetişkin hâline geleceğini göz ardı ederiz.

Devamında ise doz arttırarak “eti senin, kemiği benim” deriz, böylece süreç artık halk dilinde mühürlenmiştir. Bu mühür, bedeni yabancı bir otoriteye devredilen çocuğun, özne olma statüsünün yetişkinler tarafından pervazsızca gasp edildiği anlamına gelir. Çocuk artık birey-özne değil; üretim sistemi içerisinde konumlandırılmış, araçsallaştırılmış bir nesnedir. Temel eğitim fırsatı elinden alınmış olan çocuğun, hayatının geri kalan kısmında yüksek eğitim ile karşılaşma olanağı çok düşüktür. Bu da onu, içerisinde doğduğu sosyoekonomik sınıfa hapseder.

Peki bir ülkenin çocuk bireylerinin şahsında, toplumun yapısını etkileyen bu nevi kültürel kodlar, o ülkenin eğitim sistemine dönüşecek kadar kabul görmüşse; bu sözler zararsız geleneksel kalıplar olarak algılanabilir mi? 

Israrla ve özellikle vurgulayarak “bu teşbihlerde hata var” denilmeli ve kültürel kodlar yeniden tasarlanmalıdır.

İlginçtir ki “ağaç yaşken eğilir” sözü, Alman mesleki eğitim sisteminde de mühim bir ayrım noktasıdır. Öyle ki Almanya, mesleki eğitim istikametini bilinçli olarak tam aksi yönde belirlemek üzere bu sözü adeta bir mihenk taşı olarak kabul eder.

Bir sistemin yapısal çerçevesini oluşturma yöntemlerinden biri de, o sistemin içerisinde nelerin asla yapılmaması gerektiğini belirlemekten geçer. Mevzu bahis çocuk hakları ve mesleki eğitim olduğunda ise, yapısal çerçeve öncelikle sistemin neleri asla kabul etmeyeceği üzerinden istikrara kavuşturulur.

Almanya’daki eğitim sistemi özellikle şunun altını çizer: “Alışmak ve öğrenmek aynı şey değildir.”

Çünkü bir çocuğu erken yaşlarında baskıyla üretim sisteminin bir parçası hâline getirmek, o çocuğun gelecek hayatındaki bütün eğitim ve öğrenme yollarının kapanmasına sebep olur. 

Yani özetle atasözünden hareket edersek: Ağacın yaşken eğdirilmesini bir fayda olarak değil, şiddetli bir deformasyon olarak görür. Yaşken eğilip bükülerek deforme edilmiş, büyüme yolları kilitlenmiş genç bir fidanın, ileride kocaman bir ağaç olup, içerisinde yaşadığı topluma nefes aldırması mümkün değildir.

ÇOCUĞUN FİZYOLOJİSİ VE İŞ KAZASI RİSKLERİ

Madem ki konumuz çocuk işçiler, o halde Almanya’daki mesleki eğitim sistemini detaylandırmadan evvel, bu yaşlardaki çocukların nörobiyolojik, fiziksel, psikolojik ve bilişsel özelliklerinden ve bu özelliklerin üretim sektöründe çalışmaya zorlanan çocuklar için ne anlama geldiğinden söz etmek gerekir.

Öyle ki, bu yaş aralığındaki çocukların hayatlarını kaybetmelerine sebep olan iş kazaları, bireysel “dikkatsizlikten” değil; ağır iş hayatına, çalışmamaları gereken bir yaşta başlatılmalarından kaynaklanır.

Henüz yerli yerine oturmamış nörobiyolojik yapıları, fiziksel yetersizlikleri, psikolojik ve bilişsel özellikleri sebebiyle, bu çocuklar ne kendi özgür iradeleri ile bu işlerde çalışmayı seçebilecek konumdadırlar, ne de bu duruma dayanabilecek stabiliteye sahiptirler. Zorla itildikleri ağır iş koşullarında yaşadıkları her türlü felaketten etraflarındaki yetişkinler sorumludur!

Mevzu bu kadar hayati, uluslararası kanıtlanmış temayüller bu kadar net iken; ne sistemi, ne işvereni, ne aileyi anlamaya çalışmak gerekli değildir. Esas olan, çocukluktan gençliğe geçiş aşamasında olan bireyi incelemek, neleri yapıp neleri yapamayacağını mes’ûl yetişkinlere anlatmak ve bu hususta katı koruyucu önlemleri talep etmektir.

Malûm-u âliniz, öğrenme yalnızca tekrarı değil; anlamlandırmayı, mesafe koymayı ve alternatifleri düşünebilme kapasitesini gerektiren bir sistemdir. 14–16 ve hatta 18 yaş aralığındaki çocuklarda bu kapasite, çocuğun yaşı ile sınırlıdır. Vakıa, bu bahsi detaylı bir şekilde incelemek ve anlamak hayati boyutlarda mühimdir.

FİZYOLOJİK AÇIDAN:

14–16 yaşlarındaki çocuklarda kas–iskelet sistemi güçlenmeye başlar; ama dayanıklılık ve denge tam değildir.

Ergenlik döneminde kol ve bacakların gövdeye oranla daha hızlı uzaması, vücudun ağırlık merkezini sürekli değiştirir; bu nedenle hareket koordinasyonu tam olarak oturmaz.

Buradaki denge yalnızca ayakta durmak anlamında değildir; çocuk yük taşırken, makine kullanırken veya ani hareketlerde gücü doğru dağıtabilme anlamında da kararsız kalır. Yetişkinlerde otomatikleşmiş olan bu denge, 14–16 yaş aralığındaki bir çocukta yoktur. Hassas motor beceriler ve risk öngörüsü de bir yetişkindeki kadar değildir.

Dolayısıyla çocuk ağır işte çalışırken neden–sonuç ilişkisi kuramaz, kendi bedensel sınırlarını doğru okuyamaz ve riski sezgisel olarak ayırt edemez.

14–16 yaş aralığında büyüme plakları (epifizler) hâlâ açıktır. Bu plaklar, kemiklerin boyuna uzamasını sağlayan aktif kıkırdak dokulardır ve mekanik zorlanmaya karşı yetişkin kemiğine göre çok daha hassastır.

Matkap, taşlama, pres gibi ağır makineler sürekli mikro titreşim üretir. Bu yaşlarda sürekli tekrarlayan yük bindirme, titreşim ve ağır fiziksel zorlanma; büyüme plaklarında erken kısmi kapanmaya ve mikroskobik hasarlara yol açar.

Bu hasarlar her zaman ani kırık şeklinde ortaya çıkmaz; hatta çoğu zaman çocuklukta fark edilmeyip meslek hastalığı adı altında yetişkinlikte ortaya çıkar. Üstelik bu hasarlar “iş kazası” olarak da kayda geçmez; ancak meslek hastalığı olarak hayat boyu sürer.

Oluşan bu gizli deformasyonlar, bu yaşlardaki çocuklarda tabiatiyle kontrol kaybı ve ani refleks hatalarına sebep olarak iş kazası riskini artırır.

BİLİŞSEL AÇIDAN:

Bu yaş aralığındaki çocukta soyut düşünme henüz istikrarlı değildir. Uzun vadeli sonuçları değerlendirme becerisi henüz oluşum hâlindedir.

Meslek, gelecek, kariyer gibi kavramlar deneyimle değil, çoğu zaman otorite yönlendirmesiyle şekillenir. Meslek seçimi bireysel ilgiden ziyade, ailenin, okulun veya ekonomik koşulların beklentisine dayanır. Bu nedenle bu yaşta yapılan yönlendirmeler tercih olmaktan çok, erken sabitleme işlevi görür.

PSİKOLOJİK AÇIDAN:

Ergenlik dönemi, psikolojide kimlik oluşumunun en hassas evresidir; bu evrede birey henüz “kim olduğunu” değil, daha çok “nerede kabul gördüğünü” test eder. Dolayısıyla ergenlik dönemindeki birey aidiyet arar, onaylanmak ister, otoriteyle çatışmaktan kaçınır; çünkü dışlanmayı istemez. “Hayır” deme kapasitesi düşüktür; hayır demek onun için ilişkileri riske atmak gibi algılanır, dolayısıyla kısa vadeli uyumu uzun vadeli faydaya tercih edebilir.

Yani aile yahut etrafındaki eğitimci otoriteler çocuğa “Düz liseye gidip üniversite okuyup işsiz mi kalacaksın, o yaştan sonra meslek de öğrenemezsin, böylesi senin için daha iyi, zaten geçinmek çok zor, en azından bir mesleğin olur, anana babana yük olmazsın”, dediğinde, bu öneriler çocuk tarafından itiraz edilebilir hatalı öneriler olarak değil, iyi niyetli yönlendirici gerçekler gibi algılanır.

PEKİ ÇOCUĞUN “HAYIR” DEME KAPASİTESİ NEDEN DÜŞÜKTÜR?

Hayır demek bilişsel olgunluğu, duygusal dayanıklılığı ve sosyal risk alma gibi becerileri gerektirir, ancak bu becerilerin hepsi ergenlik döneminde henüz çok kırılgandır. Özellikle itaate dayalı aile ve eğitim sistemlerinin olduğu ülkelerde gençlerin uzun vadede kendi faydalarını düşünmeleri iyice zorlaşır. Sosyoekonomik olarak alt sınıftan gelen çocuklarda ise bu durum daha belirgin bir hâl alır.

SOSYOEKONOMİK RİSK, FİZİKSEL GELİŞİM VE İŞ KAZALARI ARASINDAKİ İLİŞKİ

Sosyoekonomik olarak dezavantajlı koşullarda büyüyen çocuklarda, yetersiz ve düzensiz beslenme, sağlık hizmetlerine sınırlı erişim ve kronik stres, çocuğu daha en başından dezavantajlı bir pozisyona sürükler. Aynı yaş grubunda fakat daha iyi koşullarda yaşayan çocuklar ile bu çocukların arasında belirgin güç, dayanıklılık ve dikkat farklılıkları vardır.

14–15 yaş grubunda sosyoekonomik dezavantaj yaşayan bir çocuğun kas kütlesi daha düşük olur, kemik yoğunluğu ve dayanıklılığı daha zayıftır ve tabiatıyla yorgunluğa bağlı dikkat kaybı daha fazla yaşanır! Bu durum, özellikle makine, yük taşıma, gürültü ve tehlikeli ekipman içeren işlerde iş kazası riskini anlamlı biçimde artırır.

Pedagoji ve iş sağlığı literatürü bu noktada birleşerek der ki: Fiziksel olarak henüz olgunlaşmamış ve sosyoekonomik risk taşıyan çocuklar, tehlikeli çalışma ortamlarında orantısız biçimde zarar görürler.

Sistemin ironik işleyişine bakınız ki, mevcut uygulamalar olması gerekenin tam aksi istikametinde seyreder. Öyle ki bütün bilimsel gerçekler gözler önünde dururken, fakir ailelerin küçük yaştaki çocukları korkunç bir acımasızlıkla bu çarkın dişlilerine kurban olarak seçilirler.

Çocuk işçiliğini bir eğitim sistemi olarak savunan otoritelerin rasyonel davranması ne kadar mümkündür bilinmez; ancak, uluslararası düzeyde en iyi mesleki eğitim sistemlerine sahip olan ülkelerde, bu sistemin nasıl uygulandığını ısrarla anlatmak gerekir.  Fikirler farklı olsa bile memleket faydasında ortak paydayı bulabilmek çocukların hayat haklarını savunabilmek için tek çaredir. Bu minvalde Almanya’daki eğitim sistemini incelemek umarım yol gösterici olur.

ALMANYA’DA MESLEKİ EĞİTİM

Öncelikle belirtmek gerekir ki mesleki eğitim okulları, Almanya’nın en sağlam eğitim sütunlarından biridir ve lise eğitiminden sonra, mesleki eğitim usulü ile okul ve iş hayatına birlikte devam eden çocuklar (ikili eğitim / duale Ausbildung), öğrendikleri ve eğitim aldıkları alanda çalışmaya devam edebildikleri gibi, uzmanlaşmaları için yüksek tahsile de teşvik edilirler. Gittikleri üniversitelerde ise üniversiteye doğrudan başlayan çocuklara göre hem daha başarılı hem de daha prestijlidirler. Çünkü yüksek tahsilini aldıkları alana hem pratikte hem de teoride hâkimdirler. Bu avantaj, iş piyasasına girdiklerinde de onlara eşlik eder.

Öncelikle Almanya’da mesleki eğitim sistemine dâhil edilen çocukların yaş aralıklarını ve sorumluluk alanlarını bilmek, sisteme olan bakışımızı netleştirmesi açısından faydalı olacaktır.

ALMANYA’DA YAŞA BAĞLI NET KIRMIZI ÇİZGİLER:

14–15 yaş aralığındaki çocuklar yalnızca eğitim amaçlı faaliyetlere katılırlar; üretim prosesine asla müdahil olmazlar, bu kesin olarak yasaktır ve bu konuda firma sahipleri için ağır cezalar vardır.

Bu yasağın ihlali halinde, Almanya’daki çocuk ve genç işçilerin korunmasına ilişkin mevzuat (Jugendarbeitsschutzgesetz) uyarınca işverenler için 15.000 €’ya kadar para cezası uygulaması vardır; ağır ve kasıt içeren ihlallerde ise bir yıla kadar hapis cezası dâhil olmak üzere daha sert yaptırımlar uygulanır.

15 yaşını tamamlamış gençlere, temel eğitimlerini bitirmiş olmaları şartıyla, mesleki eğitime başlama imkanı sunulur. Ancak kendileri için tehlikeli olabilecek işlerde çalışmaları kat’i suretle yasaktır.

18 yaş altındaki gençler için kesinlikle yasak olan çalışma alanları ise şunlardır: ağır sanayi, yüksek riskli makineler ve kimyasallara maruz kalınabilecek faaliyetler. Bu alanlar kırmızı çizgi olarak görülür ve gençler bu alanlardan bilinçli olarak uzak tutulur.

Peki bu katı yaş sınırlamalarının alâmet-i fârikası nedir?

Bu bahiste soru-cevap tekniği ile ilerlemek, konuyu basitleştirmek açısından fayda sağlayacaktır.

ALMANYA’DA ÇOCUKLAR NEDEN 10. SINIFI BİTİRMEDEN MESLEKİ EĞİTİME BAŞLATILMAZLAR?

Almanya’da temel zorunlu eğitim 12 senedir. Bir çocuğun mesleki eğitime başlaması için öncelikle 10. sınıfı bitirmiş olması gerekir; böylece zorunlu eğitimin 10 senesini tamamlamış olur. Ancak 10. eğitim yılını tamamlamış olması, çocuğun aktif olarak çalışabileceği anlamına gelmez; sadece kendi tercihi ile eğitimine mesleki doğrultuda devam edebileceği anlamına gelir.

2,5 yıl ile 3,5 yıl arası devam eden mesleki eğitiminde çocuk, öğrenci statüsünü korur. Haftalık çalışma süresi maksimum 40 saattir. Bu 40 saatin yaklaşık 3 günü, yani 24 saati okulda, 16 saati ise iş yerinde geçer. Çocuğun okulda geçirdiği süreler de iş saati olarak kabul edilir ve ücrete tabidir. 

ALMANYA’DA ÇOCUKLAR MESLEKİ EĞİTİM SIRASINDA PARA KAZANIR MI?

Evet, kazanırlar ve bu kazandıkları para ailelerinden ayrı bir evde yaşamalarına yetecek kadar fazladır. Yani çocuk, kazandığı para ile kirasını ödeyebilir, temel ihtiyaçlarını karşılayabilir. Bu, çocuğun ailesinden koptuğu anlamına gelmez; çünkü aile de eğitim sisteminin bir parçasıdır ve çocuğu bağımsız bir birey olması için destekler. Burada amaç, genç bireye mesleki beceri kazandırmanın yanında, kişisel gelişiminin bu aşamasını, toplum içerisindeki bağımsız bir birey olarak oluşturmasını desteklemektir. Aileler, okullar ve firmalar birlikte hareket ederler.

Mesleki eğitime başlayan çocukları koruyan çok önemli yasalar vardır. Her bir eğitim yılı için aylık taban ücret belirlenir; alınan ücretin eğitim süresince her yıl kademeli olarak artırılması zorunludur. İşverenin düşük ücret vermesi kanunlara aykırıdır. Bu alanda da 18 yaş altı için ekstra koruma kanunları vardır. Örneğin, uzun bir okul gününden sonra iş yerine gitmek yasaktır, okul günü, tam iş günü olarak sayılır.

Alınan ücretler ise kabaca şöyledir:

Taban ücretler sabit olmak üzere, bu miktarların üzerinde ödeme yapan firmalar da vardır. Bu gençler firmalar için çok kıymetlidir; zira vasıflı eleman ihtiyacı dünyanın birçok yerinde olduğu gibi Almanya’da da yüksektir. Bu süre içerisinde gençler devlet tarafından ödenen çocuk parasını (aktuell 250 €) maaşlarına ek olarak almaya devam ederler. Bu para ailelerinden ayrı yaşayan çocukların kendi banka hesaplarına yatırılır. Gençlerin mesleki eğitimleri süresince ödenen ücretler aşağıda verildiği gibidir ve bu ücretlerden herhangi bir kesinti yapılmaz.

Sanayi/metal/elektrik alanında 1. sınıfta yaklaşık 1.000–1.100 €, 3. sınıfta 1.250–1.400 €;

kamu, belediye ve büyük şirketlerde 1. sınıfta 1.050–1.200 €, 3. sınıfta 1.300–1.450 €;

ticaret/perakende alanında 1. sınıfta 850–1.000 €, 3. sınıfta 1.100–1.300 €; 

küçük zanaat işletmelerinde ise 1. sınıfta 700–900 €, 3. sınıfta 900–1.100 € civarındadır.

OKUL VE İŞYERİNDE ALINAN EĞİTİMİN DAĞILIMI NASILDIR?

Mesleğe özgü dersler:

Bunlar doğrudan yapılan mesleğe bağlı olarak verilen derslerdir; çocuğa çalışacağı alan ile ilgili mesleki teori eğitimi verilir. Teknik çizim, şema okuma, teknik matematik; üretim süreçleri, lojistik süreçler ve satış süreçleri; malzeme bilgisi, kalite kontrol, ölçme/elektrik güvenlik, ölçüm ve devreler gibi dersleri içerir.

Genel eğitim dersleri:

Almanca (mesleki iletişim), mesleğe uyarlanmış matematik, ekonomi ve hukuk (iş hukuku, sözleşmeler), sosyal bilgiler, yurttaşlık, iş sağlığı ve güvenliği, çevre ve sürdürülebilirlik; bazı mesleklerde İngilizce.

İş güvenliği eğitimi dersleri:

Bu dersler zorunludur ve hem iş yerinde hem de okullarda uzmanlar tarafından verilir. Bu eğitim bir işe alışma süreci olarak görülmez; derslerin esas amacı öğrenciye risk bilincini kazandırmak ve olası tehlikeleri göstermektir. İş güvenliği alanında meslek okulunda ve iş yerinde verilmesi zorunlu dersler şunlardır: risk analizi, kaza önleme, hak ve sorumluluklar, koruyucu ekipman, tehlike sınırları ve yaşa bağlı yasaklar.

14–15 YAŞ ARALIĞINDA MESLEKİ EĞİTİME BAŞLANMASINA NEDEN İZİN VERİLMEZ?

14–16 yaş aralığındaki çocukların mesleki eğitimi ile ilgili konuşurken sisteme öncelikle şu soruyu sormamız gerekir: Amaç, zorunlu temel eğitimin yanında çocuğa mesleki eğitim mi vermektir; yoksa zorunlu eğitim yerine, üretime dayalı meslek edindirme çabası mıdır?

Şayet amaç bu yaş aralığındaki çocuğu üretim sistemine işçi olarak adapte etmek ise, Alman sistemi yazının başında bahsettiğimiz sebepleri gözeterek bu yaş aralığındaki çocukların üretime dayalı mesleki eğitime dâhil edilmesini kat’î suretle reddeder.

Az gelişmiş ülkelerde küçük çocukların üretime dâhil edilmesini savunan sistemler, birbirlerine çok benzer kalıplar ile, sanki çocukları savunuyorlarmış gibi bir pozisyon alarak çocukların çalışma hakkının olduğunu, “çocuğun emeğine saygı duyulması gerektiğini” iddia ederler.

PEKİ 14–15 YAŞ ARALIĞINDAKİ ÇOCUKLARIN ÇALIŞMA HAKLARI VAR MIDIR?

Uluslararası hukuk “hayır, yoktur” der.

Çocuğun korunma hakkı vardır, temel eğitim hakkı vardır. Bu haklar kendisinden alındığında, çocuğunu korumadığı için suçlu olan ailedir; bu hakları çocuk için temin etme sorumluluğu ise devlettedir.

Ex iniuria ius non oritur / hukuksuzluktan hak üretilemez!

Yani hukuka aykırı olan bir davranış “hak” olarak ileri sürülemez; çünkü usulsüz bir uygulama hak değil, suçtur.

ILO (International Labour Organization)’nun C 138 sayılı Sözleşmesi ve BM Çocuk Hakları Sözleşmesi, esas olanın çocuğun çalıştırılmaması, eğitiminin ve gelişiminin korunması olduğunu belirtir.

“ÇOCUĞUN EMEĞİNE SAYGI” SÖYLEMİ NEDEN PROBLEMLİDİR?

“Çocuğun emeğine saygı” ifadesi ilk bakışta olumlu görünür; ama pedagojik açıdan sorunludur. Çünkü çocuk emeği, özgür iradeyle pazarlık edilen bir emek değildir. Çocuğun emeği; ailesinin, okulun, ekonomik koşulların baskısı altında şekillenir.

Bu nedenle eğitim literatürü şunu söyler:

Çocuğun emeğine saygı, onu erken yaşta piyasaya sürmek değil; emeğini henüz talep etmemektir. Çünkü çocukluk ekonomik bir kategori değil, gelişimsel bir evredir.

Uluslararası hukukta ve pedagoji literatüründe çok net bir ayrım vardır:

Çalışma hakkı yetişkin bireyin hakkıdır. Çocuğun hakkı ise öncelikli korunma hakkıdır. Bu iki hak eşit statüde değildir.

Çocuk söz konusu olduğunda “çalışma hakkı” değil; üstün yarar ilkesi gözetilir. Bu ilke ideolojik bir söylem değil, BM Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin temel ilkesidir.

Çünkü bir toplumun gelişmişlik düzeyi, çocuklarını ne kadar erken yaşta iş hayatına sürdüğü ile değil; onları ne kadar süre koruyabildiğiyle, nasıl eğittiğiyle ve aldığı müspet sonuçlar ile ölçülür.