Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış haberleri bul
Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış haberleri bul
ve ve
ve ve
ve ve
Temizle
Euro
Arrow
51,4943
Dolar
Arrow
44,1734
İngiliz Sterlini
Arrow
59,2108
Altın
Arrow
7349,6150
BIST
Arrow
10.729

Zeytinburnu sahilde herkes baktı, ama hiç kimse görmedi

Bir kadının geçmişi annesidir, bugünü kendisi, geleceği ise kız evladıdır.

Geçmişi tarafından kimsesiz bırakılan genç bir anne, kucağında, eziyet gören, tehlikede olan kız evladıyla günlerce kapı kapı dolaşarak; sakin ve düzgün bir ifadeyle, yüzünü göstermekten korkarak, çığlık atmadan, sesini yükseltemeden, çocuğunun elini sımsıkı tutarak: “Biz şiddete, tecavüze uğruyoruz, tehdit altındayız, ne olur yardım edin.” diye yalvardı.

Sesi bütün Türkiye’de yankılandı…

Ama hiç kimse duymadı.

“Zorla evlendirildim, işkenceye maruz kaldım, tecavüze uğradım. Çocuğum da babası tarafından tecavüze uğradı. Çocuğum sağlıklı değil, ben sağlıklı değilim. Yoksuluz, çaresiziz. Bizi öldürecekler. Ne olur yardım edin. Şikâyetlerimiz sonuç vermiyor, ne olur sesimizi duyun.” dedi!

Herkes onlara baktı…

Ama hiç kimse görmedi…

Son sözlerinde ise birkaç gün sonra hayatta olmayacaklarından emin olduğunu söyledi.

“İntihar ettiğimize inanmayın, hakkımızı arayın, cinayetimizi aydınlatın.”

diyerek bütün insanlığa karanlık bir vasiyet bıraktı.

İçerisinde yaşadığı ülke ve ailesi tarafından sahip çıkılmayan; hayatı işkenceler, tarikat evleri, tecavüzler ve şiddetle heba edilen gencecik bu kadını, en son kamera kayıtlarında, evladını kollarının arasına alıp sımsıkı sarılarak karanlık caddeleri adımlarken gördüğümüzde, çoktan evladı ile birlikte katledilmişti.

Zeytinburnu sahilde!

Zeytinburnu sahilde, kızı ile birlikte baharın ilk güneşlerinde kuşlara simit atmaları, mutlu kahkahalarla cıvıldayıp mavi kubbenin altında soluk almaları gerekirken; karanlık bir denizin kıyısında, kapkaranlık geceyi üzerlerine örterek sonsuza kadar silindiler yeryüzünden...

Her kelimesiyle, her anıyla insanın aklını ve dimağını durduran; ne kadar şiddetli, ne kadar elim ve ne kadar geri döndürülemez bir durum. Bu hadise sıradan bir vaka-i adiye değildir.

Bilakis bütün sistem komponentlerinin hangi fikir ve düşünceden olurlarsa olsunlar birlikte hareket etmelerini gerektiren ibretlik bir dönüm noktasıdır.

Böylesi bir trajediden sonra insanın zihni ister istemez başka ihtimaller düşünmeye başlıyor. Eğer bu yardım çığlığı başka bir ülkede duyulsaydı ne olurdu diye?

Örneğin Almanya’da bir kadın, kapalı ve radikal bir dinî çevrede yaşadığını, çocuğunun ve kendisinin cinsel istismara uğradığını ve ölümle tehdit edildiklerini söyleyerek polise başvursaydı ne olurdu?

Öncelikle devlet kurumları bunu alarm verici bir durum olarak değerlendirirdi. Çünkü dinî tarikatlarda kadınların ve çocukların bu tür şiddete sıklıkla maruz kaldıkları, ancak birçok kadının cesaret ederek devlet kurumlarına başvuramadığı bilinirdi.

Dolayısıyla mesele doğrudan ağır bir suç ve çocuk güvenliği sorunu olarak ele alınır ve benzeri durumdaki insanlara cesaret olması için davaya özellikle hassasiyet gösterilirdi.

Öncelikle polis tarafından derhal bir ceza soruşturması başlatılır ve savcılık sürece dahil olurdu. Çocuk söz konusu olduğu için Jugendamt (Gençlik Dairesi) devreye girer ve çocuğun güvenliği acil olarak değerlendirilirdi. Aynı zamanda annenin ve çocuğun güvenliği için koruma tedbirleri uygulanırdı. Bu tedbirler; saldırganın uzaklaştırılması, yaklaşma yasağı, güvenli bir barınma yerinin sağlanması veya gerekirse annenin ve çocuğun başka bir şehre gizli bir şekilde yerleştirilmesi gibi adımları içerirdi.

Annenin ve çocuğun ağır fiziksel ve psikolojik hasar gördüğünün tespit edildiği böylesi bir durumda mağdurlar, kimliklerinin ve adreslerinin gizli tutulduğu koruma programlarına alınırdı. Çünkü devletin temel görevi yalnızca suçları soruşturmak değil, aynı zamanda tehlike altındaki insanları önceden korumaktır.

Olayın adalet kurumları ve kolluk kuvvetleri tarafından hakkaniyetle yürütülecek olan hukuki boyutu bir yana…

Eğer bu anne ve küçük kızı, yardım istedikleri o günlerde güvenli bir yere götürülmüş olsaydı; eğer kimlikleri gizlenmiş ve hayatlarına başka bir şehirde yeniden başlayabilmeleri sağlanmış olsaydı, bugün bambaşka bir hikâyeden söz ediyor olabilir miydik?

Belki bugün, radikal tarikatların içinde doğan; eğitimsiz, mesleksiz ve çaresiz bırakılarak baskı altında tutulan genç kadınların ve küçük kız çocuklarının nasıl kurtarılabileceğini konuşuyor olurduk. Hifa ve annesinin kurtuluş hikayeleri ise aynı durumda olan kadınlar ve kız çocukları için bir umut hikayesine dönüşürdü.

Devletin bu insanlara ulaşabilmek için hangi yeni yardım kanallarını oluşturması gerektiğini, bu kapalı dünyaların içinde yaşayan kadınlara ve çocuklara ulaşmanın başka hangi yollarının bulunabileceğini tartışıyor olurduk.

Bu mesele inançla ilgili değildir. Bir insanın doğduğu andan itibaren itaat etmek ve köle gibi yaşamak üzere yetiştirilmesinin insanlık onuruyla bağdaşmamasıyla ilgilidir. Çünkü eğitimi olmayan, mesleği olmayan, seyahat özgürlüğü bulunmayan, finansal gücü olmayan ve itaat etmek üzere yoğun psikolojik baskı altında yetiştirilmiş genç bir kadının bu sistemden tek başına çıkma iradesi göstermesi son derece zordur.

Bu nedenle meselenin açık bir suç olarak tanımlanması ve sayısını dahi bilmediğimiz bu kadınların ve kız çocuklarının kurtarılabilmesi için acil yardım kanallarının oluşturulması gereklidir.

Yollarda gördüğümüz, yanından geçip gittiğimiz, siyah kumaşların ve peçelerin arkasında yalnızca gölge siluetler yok; o örtülerin arkasında yaşayan, bütün toplumun görmezden geldiği genç kadınlar ve küçük kız çocukları var.

Belki bugün bu meseleyi konuşmaktan hâlâ çok uzağız, ama Hifa ve annesi, bu karanlık denizden kurtulmaya çalışırken hayatlarını kaybetmek pahasına sahile vurmuş iki yardım çığlığı olarak, bize tam da bu kadınların ve kız çocuklarının sesini ulaştırmış olabilirler mi?

Hadise, yaşandığı şekliyle elbette içeride aynı durumda bulunan kadınları daha da korkutup kendi içlerine kapanmalarına sebep olmuş olabilir. Belki de onları içeride tutan sistemin ne kadar korkunç olduğu fikri dahada derinleşti.

Bu nedenle Hifa ve annesinin elim kaybı, kurumlar için güçlü bir alarm etkisi oluşturmalı; aynı ve benzeri durumda olan genç kadınlar ve onların çocukları için ulaşılabilir, güvenli ve koruma altındaki yardım kanalları açılmalıdır.

Bu yapıların içine girerek bu kadınlara doğrudan ulaşmak çoğu zaman mümkün değil. Bu nedenle gerekli olan şey, zor durumda olan kadınların hayatta kalma güvencesine erişebilecekleri, rehabilitasyon görebilecekleri ve hayatlarına yeniden adapte olabilecekleri bir yardım sisteminin devlet güvencesi ve kolluk kuvvetlerinin koruması altında kurulmasıdır.

Çünkü içeride kurtarılmayı bekleyen kadınların ve kız çocuklarının, sessizce ve zarar görmeden dışarıya çıkarılmalarının başka hiç bir yolu yok.


Resim: Doha el-adl’in karikatüründen esinlenerek YZ kullanılarak yapılmıştır.