KONVANSİYONDAN DEVLETLEŞMEYE GEÇİŞ: İDARE VE ORDUNUN KURULUŞU

Meclis’in açılışından Teşkilatı Esasiye Kanunu çıkarılana kadar geçen dokuz ay içinde yeni devletin kuruluş ve konsolidasyon sorunları yaşanmıştır.
Bunları başında elbette ordunun ve idarenin kuruluşu gelir. Öncelikle bir idare mekanizması kurulmak gerekliydi. Çok acil bir şekilde. Bunun için maddi ve beşeri kaynaklara ulaşmak ve kullanılır hale getirmek zorunluydu.
Mülki idarenin “millicilere” bağlanması HeyetiTemsiliye döneminde büyük ölçüde tamamlanmıştı. Bazı mutasarrıf ve valilerin milli kurtuluş cephesine katılmaya ikna edilmeleri epey güç olmuştu.Hatta zorlama ile. Vekaletler kurulduktan sonra Anadolu Devletinin çarkları dönmeye başladı.
En önemli mesele orduyu kurmaktı. Elde kadrosu son derece zayıf iki kolordu ve onlara bağlı tümen ve alaylar vardı. Adları kolordu, tümen ve alay olduğuna bakmayınız. Bunlar asgari düzeyde teşkilatı olan birliklerdi. Karabekir’in 15. Cebesoy’un 20. Kolordusu dışında ordu neredeyse yok mesabesine inmişti.
Askerin celp ve sevki için kaynak yoktu. Silah altına alınanlar yürüyerek kıtalarına katılıyorlardı. Bu nedenle ordunun yeniden kuruluşundan (Kuvayı Nizamiye) söz edebilmek için bir yıla yakın zaman geçecektir.
Komuta kademesinde en büyük kazanç İstanbul hükümetinin Harbiye Nazırı Fevzi Paşa’nın Ankara’ya iltihakı oldu.
Süvari kolordusu komutanı Fahrettin Altay Paşa’nın da ikna edilmesi kolay olmadı. O tarihte Albay rütbesindeydi.
Yakup Şevki Paşa, Ali İhsan SabisPaşa Malta’ya sürgün edilmişlerdi.
Bu isimlerin milli orduya katılmaları Sakarya Zaferinden sonra gerçekleşebildi. İsmet Paşa, Kazım Özalpalbay rütbesi ile Milli hükümetin emrine girdiler.
Nurettin Paşa Mustafa Kemal önderliğinde bir harekete katılmakta uzun süre tereddüt etti. Çekincelerle harekete katıldı. Merkez Ordusu komutanlığına atandı. Bu ordu Pontus ve Koçgiri tedip harekatlarında Giresun gönüllü alayı ile birlikte hareket etmiştir. Sakallı Nurettin Paşa’nın aktif olarak görev aldığı harekatlar iç güvenlik harekatlarıdır. Gazi Paşa’ya her zaman sorun çıkarmış, onun önderliğine kerhen rıza göstermiştir.
Subaylar ve yedek subaylar (ihtiyat zabitleri) tedricen milli ordunun kadrolarını güçlendirdiler. Bu sürecin zamana yayılmasının sebebi maddi imkanların son derece kısıtlı olmasıydı.
Sonunla Ordu kuruldu. Halkçılık Programında belirtildiği üzere, ordu Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin ordusu idi. Ama, zafer kazanma kapasitesine erişmesi için eğitim, teçhizat, mühimmat yönünden gücünün pekiştirilmesine ihtiyaç vardı. Kaynakların orduyu taarruza kaldırabilecek düzeye ulaşması gerekiyordu. Bu hiç kolay olmayacaktı.
AYRILIKLARIN TEMELİ: MECLİS HANGİ AMAÇLA TOPLANDI?
Birinci Meclis muhafazakar bir ekseriyete sahipti. Biz Türklerin büyük halaskarı bu koşullar altında kurtuluşa ve devrime öncülük etti. Doğan Avcıoğlu bu durum için şöyle bir ifade kullanmıştı: Tutucu güçlerle devrimcilik. Çok doğru bir ifade.
Birinci Meclis tarihine dair ilk vurgulanması gereken husus şudur: Ona kişisel olarak itirazı olan bir çok mebus elbette vardı. Ama kurtuluş için çok fazla seslerini yükseltmiyordu. Tartışma çıksa bile sonunda gerilim düşürülüyordu. Hüseyin Avni Ulaş’ın epey gerilimli bir oturumdan sonra “Paşa hazretlerinin ilk günlerden beri arkadaşı olmaktan müftehirim” sözlerinde olduğu gibi. Kurtuluş için desteklenmesi gerektiğini düşünüyorlardı.
Mustafa Kemal açısından Meclisin ilk oturumlarında kabul edilen kuvvetler birliği ve meclis üstünlüğü ilkesi -yeri ve zamanı geldiğinde- devrimci kararlar alabilmek için sağlam bir hukuki zemin oluşturmuştu.
Tutucu kanada gelince, onlar da farklı mülahazalarla meclis üstünlüğünü savunuyorlardı. Erzurum Mebusu Hüseyin Avni Bey’in şu sözleri meşhurdur: “Meclis diktatörlüğünden yanayız. Şahıs diktatörlüğüne karşıyız” Şahıstan kimi kast ettiği malum. Sözün arka planında ne gibi düşünceler olduğu da malum.
Mustafa Kemal Paşa’nın muhalifleri de bu ilke ile onun önünü kesmeyi planlıyorlardı.
Mecliste 1921 Mayısına kadar tam manasıyla siyasi parti diyebileceğimiz bir ortam yoktu. Bunun temel nedeni vatan savunması ve askeri teyakkuz durumudur.
1921 kışında durum netleşti. Siyasal rejim anlamında tabii. Müttefik istilasına karşı milliyetçi direniş güçlenmek zorundaydı. Nihai zafere ulaşmak için birlik siyaseti zorunluydu. Onu başkomutan yaptılar.
KURTULUŞTAN SONRA HİLAFET VE SALTANAT NE OLACAK?
Teşkilatı Esasiye Kanunu “hakimiyetin millette olduğunu” açıkça belirtmişti. Eşdeyişle ulusal egemenlik.
Egemenliğin tecelli ve temerküz ettiği yer Türkiye Büyük Millet Meclisi idi. Daha önce çıkarılan yasalarda “hilafet ve saltanat hukuku” ele alınmıştı. Nisab-ı Müzakere Kanununun (5 Eylül 1920) birinci maddesi şöyleydi: “ Büyük Millet Meclisi, hilâfet ve saltanatın, vatan ve milletin istihlâs ve istiklâlinden ibaret olan gayesinin husulüne kadar şeraiti âtiye dairesinde müstemirren inikat eder” Benzer ifadelere “Büyük Millet Meclisi İcra Vekillerinin Suret-i İntihabına Dair Kanununda da yer verilmişti. (3 Mayıs 1920) İlmiyelimebusların bu konuda en fazla başvurdukları kavram “halifenin müttefikler elinde esir olduğu” idi. İcma-i ümmet duruma vaziyet ediyordu.
Bu kavramsallaştırmanın siyasal içeriği boştu. Hukuken de çelişkili idi. Milli egemenliğin olduğu yerde saltanat idaresi olamazdı. Aradan çok zaman geçmeden cumhuriyetçilik “milli saltanat” olarak tanımlanacaktır.
Zaman zaman muhafazakar milletvekillerini teskin etmek için “Muvaffakiyet hasıl olduktan sonra halife-i müsliminkavanin-i esasiye dairesinde mevki-i muhterem ve mübeccelini” alır deniliyordu. Mustafa Kemal Paşa da bu sözleri kullanıyordu. Ama arkasından bunları konuşmanın şimdi zamanı değil demeyi de ihmal etmiyordu.
Kurtuluştan sonra “makamı muallayı saltanat ve hilafet kanun dairesinde mübeccel yerini alır “ ne demek oluyordu? Bu kanun dairesinde ifadesinin içeriğinin ne olacağını zaman ve koşullar belirleyecekti.
Kanun dairesinde derken aslında bir “rezerv “ vardı. Bir şerh. Bu örtülü olarak hilafet de saltanat da kaldırılabilir demekti. Ama kanun ile. Öyle de oldu.
KUVVETLER BİRLİĞİ VE MECLİS ÜSTÜNLÜĞÜ İLKESİNİN İŞLEVİ NE OLDU?
1920 yazında önemli sayıda milletvekili açısından Ankara Meclisinin tek bir toplanma amacı vardı: vatanın ve milletin istihlası- hilafet ve saltanat makamının esaretten kurtarılması.
Meclisin bundan başka bir amacının olamayacağını ısrarla vurguluyor, rejime dair karar ve kanunlarda özellikle bu ifadenin yer almasına çalışıyordu.
Meclis toplandıktan sonra ilk halledilmesi gereken mesele hükümet kurulmasıydı. Anadolu’yu kim hangi meşruiyete dayanarak idare edecekti? Bir çok mebus açısından yeni bir hükümet kurulamazdı. Hükümet Osmanlı hükümeti idi. Kurtuluş tahakkuk edinceye kadar “Muvakkat bir idare “ kurmak yeterliydi. Kurtuluştan sonra İstanbul’a dönülmeli Osmanlı meşrutiyetinin kurumları iade edilmeliydi.
Bu şekilde düşünen milletvekilleri açısından Meclisin Ankara’da toplanması Meclisi Mebusan’ın güvenlik gerekçesiyle vatanın emin bir yerinde toplanmasından ibaretti. Onlara göre Türkiye Büyük Millet Meclisi Üçüncü Meşrutiyet Mebusan meclisi idi.
Önce geçici İcra Encümeni kuruldu. Sonra İcra Vekilleri heyeti.
Ülke idaresi konusunda (hükümet etme işleri) kafalar karışıktı. Bu noktada Mustafa Kemal Paşa’nın benimsediği taktiksonuç alıcı oldu. Gazi Paşa, Meclisi aydınlatan konuşmasından sonra “bütün iktidarın” mecliste temerküz etmesini sağlayan bir önerge verdi. Bu Türk parlamento tarihi açısından çok önemli bir eşiğin aşılması oldu. Önergenin kabulü meclis üstünlüğü ve kuvvetler birliği ilkesinin milli kurtuluş savaşı boyunca uygulanması sonucunu verecekti. Bu ilkeler-ilerde-devrim için kaldıraç işlevi görecekti.
Muhafazakar mebuslar da bu ilkeden memnundular. Çünkü Mustafa Kemal Paşa’nın diktatörlük eğilimlerinden şüpheleniyorlardı. Meclis tüzel kişiliği onun üstünde olmalıydı. Bu duygu onları rahatlatıyordu. Meclis üstündü. Paşa hazretleri değil. Onlara göre hilafet ve saltanat hukukugeçici bir süre için “icma-i ümmete” havale edilmişti.
İKİ MERKEZKAÇ EĞİLİM : ERZURUM VE KONYA’DA NELER OLUYOR?
TBMM yönetimi- erken evrede-gayrı nizamı kuvvetlerle direnmeye ve askeri ve mülki teşkilatı kurmaya çalışmakla meşguldü. Tam bu sırada Meclis içinden kuşku verici davranışlarda bulunanlar da oldu.
Bu tavrın-sadece- Mustafa Kemal Paşa hakkındaki olumsuz intibalarla ilgisi yoktur. İşin esası şudur: Bazı simalar “müdafaa-yı hukuka katılmakla birlikte” milli kurtuluş hareketinin zaferle sonuçlanacağına inanmıyorlardı.
İki örnek vermek isterim. Bunlardan ilki Erzurum milletvekilleri Celaleddin Arif Bey ve Hüseyin Avni Ulaş’ın tuhaf tutumlarıdır. İkisi de Mustafa Kemal muhalifi idiler. Bu isimler meclisten iki ay izin alarak Erzurum ve çevresinde (vilayatışarkiyye) muhtar bir idare kurmaya teşebbüs ettiler.
Celaleddin Arif Bey, vilayetteki mülki ve askeri yetkilerin tümünü kuşanmayı planlıyordu. Karabekir Paşa gidişattan kuşkulandı. Durumu Ankara’ya bildirdi. TBMM Başkanı Mustafa Kemal Paşa telgrafla bahse konu mebusları uyardı. Nisabı Müzakere Kanununa göre buna imkan olmadığını,mebusluktan istifası halinde Celaleddin Bey’in Erzurum Valiliği talebini Meclisin tensibine sunabileceğini belirtti. İşin ilginç tarafı şudur ki, Celaleddin Arif Bey, İstanbul Darülfünununda hukuku esasiye müderrisi idi (anayasa hukuku profesörü) Son Mebusan meclisinin başkanı seçilmişti. O tarih itibariyle TBMM ikinci başkanı ve Adliye Vekili idi. Hüseyin Avni Ulaş ise en sert muhaliflerden biri idi. Erzurum Kongresi’nin açılış oturumda Ordu müfettişliğinden müstafi mirliva Mustafa Kemal Paşa’ya üniforma krizi çıkarmıştı. Kendisi “sırmalılara” muhalifti. 1922’de İkinci Grup adına TBMM başkanvekilliğine seçilecektir.
Bir başka merkezkaç örnek Konya vilayeti ile ilgilidir. Konya mebusu ve meclis başkanvekillerindenAbdülhalim Çelebi Efendi’nin İtalyanların vesayeti altında bir Selçuklu hükümeti kurmayı planladığı anlaşılıyor. Delibaş ayaklanmasının bununla ilgisi olduğunu sanırım.
İsyan bastırıldıktan sonra DivanıHarbe sevkedilenlerden biri de oydu. Milletvekili dokunulmazlığı ve Mevlevi dergahı postnişini olması nedeniyle dosyanın görüşülmesi ertelendi. Sonra gündeme gelmedi.

İÇ SAVAŞIN ŞİDDETLENMESİ: ALİ FUAT PAŞA, ÇERKES ETHEM, DEMİRCİ MEHMET EFE KUVVETLERİ
TBMM’nin açıldığı tarihe kadar silahlı çatışmalar göreli olarak azdır. O dönem için tam manasıyla iç savaştan söz etmek çok anlamlı değildir. Daha ziyade Heyeti Temsiliye İstanbul hükümeti çatışması vardır. Gerçek iç savaş TBMM kurulduktan sonra ortaya çıktı.
1919-1920 arasındaki süreçte bir iktidar mücadelesi vardı: bu mücadele daha ziyade siyasi araçlarla sürdürüldü.
İstanbul basınında Anadolu önderleri için şakiler, bağiler, Kemaliler gibi ifadeler kullanılıyorsa da Amasya mülakatının anlaşma ile sonuçlanması mücadelenin siyasi düzeyde kaldığını gösterir.
Ankara Konvansiyonu toplandıktan durum değişti. Milli Mücadele önderleri İstanbul Divanı Harbinde ölüm cezasına çarptırıldılar. Kararlar Sultan VI.Mehmet tarafından tasdik edildi.
Meclisin açılmasından hemen önce Heyeti Temsiliyeye bağlı kuvvetlerle, hilafet ve saltanat yanlıları arasında iç savaş başladı. Bunların en erken örnekleri Bolu-Düzce-Hendek olaylarıdır. İstanbul Hükümeti Süleyman Şefik Paşa komutasında Hilafet Ordusu (kuvayı inzibatiye) kurdu. Bu bir paralı tenkil gücüydü. İngilizlerden destek alan küçük ölçekli bir lejyoner ordusu idi. Adı Hilafet Ordusu olsa da.
Bu erken dönemde Umum Kuvayı Milliye komutanı Ali Fuat Paşa’ya bağlı birlikler, Çerkes Ethem’in Kuvayı seyyaresi, Yarbay Mahmut Bey’in emrindeki kuvvetler etkili oldular.
TBMM hükümeti kurulduktan sonra iç savaş şiddetlendi. Çerkes Ethem’in tedip ettiği Yozgat isyanı bu bağlamda önemlidir. Arap Seyfi Boğazı savaşında 300 isyancı Ethem kuvvetleri tarafından bertaraf edildi.
Refet Bele’nin bastırdığı Konya isyanı sonrasındaki karışıklıklara TBMM Birinci başkanvekili Abdülhalim Çelebi Efendinin de (aynı zamanda Mevlevi dergahı postnişini) adı karıştı. Yargılanmak üzere Divanı Harbe sevk edildi. Mebus ve başkanvekili olduğu anlaşılınca dosyası ayrıldı. Çelebi Efendi Ankara’ya döndü.
Denizli olayı iç savaşın bir başka veçhesidir. Demirci Mehmet, kendi kuvayı milliyesinden Sökeli Ali Efe’nin öldürülmesi üzerine Denizliyi bastı. Şehri yakmak istedi. 114 kişiyi infaz etti.
İç savaşı sona erdirmenin yolu düzenli ordu kurmaktan geçiyordu. Bu zaman aldı. Ama sonunda başarıldı.

KUVAYI MİLLİYE’NİN ÇIKARDIĞI SORUNLAR : YARARLARI VE ZARARLARI NELER OLDU?
Müttefik işgalinin genişlemeye başlamasıyla birlikte milli direniş hareketleri başladı. Müdafaayı hukuk örgütlerinin mali ve maddi desteğiyle milis kuvvetleri kuruldu.
Bu kuvvetlere çete, Kuvayı Milliye, Kuvayı Seyyare gibi isimler veriliyordu. Bu aslında gerilla savaşı demekti. Bu grupların iaşe ve silahları mahalli mütegallibe tarafından karşılanıyordu. En tanınmış çete reisleri Çerkes Ethem ve Demirci Mehmet Efe, Yörük Ali Efe, Postlu Mestan Efe idi.
Bu isimler mütarekenin başında hükümete asayiş sorunu yaratmış simalardı. Örneğin Çerkes Ethem İzmir Valisi Rahmi Bey’in oğlunu kaçırarak fidye istemişti. Görüldüğü gibi otorite boşluğunda eşkiyalık edebilecek simalardı kuvayı milliye öncüleri.
Yunan işgali genişlemeye başlayınca, Rauf Bey, Celal Bayar gibi eski ittihatçılar bu isimlerin karargahlarına giderek kendilerini “mücahede-i milliyeye” katılmaya davet ettiler. (şekaveti bırakın milli mücadeleye katılın çağrısı) Demirci ve diğer çete reisleri de ziyaret edildi. Bu isimler kurtuluş davasına katıldılar.
Milis kuvvetleri işgallere mukavemetin ilk ciddi örneklerini gösterdiler. Bunlar içindeMalgaçKöprüsü baskını benim için özel önemdedir. Yörük Ali Efe çetesi tarafından gerçekleştirilen baskına genç bir askeri tıbbiye öğrencisi de katılmıştı: Hikmet Kıvılcımlı.
Ama Kuvayı Milliye’nin keyfi davranmaya müsait bir örgütlenme olduğu unutulmamalıdır. Çoğu zaman da öyle oldu. Ethem’in Bolu’da seçilmiş bir milletvekilini asması, Demirci’nin Denizli’yi yakmaya kalkması gibi.
Ethem’in Bolu, Düzde, Gerede ve Yozgat isyanlarının tedib edilmesinde yararlıkları vardır. Katkıları önemlidir. Demirci’nin de öyle. Ama mizan önemlidir. Son tahlilde ne işi yaradılar. Buna bakmak lazımdır.
Bu gruplar güçlendikçe (Ethem’in milis gücü 2500’e ulaşmıştı) TBMM yönetimine meydan okumaya başladılar.
Ethem’in isyan süreci onun ne kadar dar görüşlü ve şiddet eğilimli olduğunu gösterir. Sonunda ulaştığı nokta “milli davaya” olumlu katkılarını-bence- silmiştir. “Ankara’ya gideceğim Mustafa Kemal’i Meclisin önünde asacağım” gibi sözler onun asıl kalibresini gösteriyor.
Demirci daha akıllı davrandı. RefetPaşa kuvvetlerine karşılıklı taahhütlerle teslim oldu. Kuvvetlerini dağıttı. Hükümetin emrine verdi. Hayatının sonuna kadar Isparta’nın İğdecik köyünde yaşadı (1959) . Kendisine maaş tahsis edildi. Zamanında epey can yaktığı için hükümete teslim olduktan sonra izole bir hayat yaşadı. İğdecik’te zorunlu/gönüllü ikamete tabi tutuldu.
Ethem’in yaptığı ise iç savaş çıkarmak olmuştur. Büyük YunanSaldırısı sırasında Batı Cephesi kuvvetlerine (İsmet Paşa) taarruz etti. Düzenli ordu karşısında yenildi. Teslim olmadı. Düşmana iltihak etti. Atina’ya götürüldü. Hayatının geri kalan kısmını ÜrdündekiÇerkesdiyasporası içinde geçirdi. Aftan sonra bile dönmedi. Orada öldü.
Netice itibariyle Kuvayı Milliye önderleri milli kurtuluş savaşının erken döneminde mili davaya katkı sağlamışlardır. Bununla birlikte 1920 sonbaharından itibaren hükümet açısından sorun oldular. Hatta kendilerine en çok ihtiyaç duyulan zamanda kriz çıkardılar.
İÇ SAVAŞIN BAŞKA BİR BOYUTU: ÇUKUROVA’DA ERMENİLER -KARADENİZDE PONTUSÇULAR TOPRAK VE DEVLET İSTİYOR
Birinci Dünya savaşı sona erdiğinde Karadeniz’de bir Rum Pontus Devleti ile Doğu Anadolu ve Çukurova’da (antik Kilikya) Ermeni Devleti kurulabilirdi. Demografik durum yeterli olsaydı müttefik desteği ile proje başarılı olabilirdi.
Çukurova bölgesinin Fransızlar tarafından işgal edilmesi Ermenileri cesaretlendirdi. Fransızlar da bundan yararlanmaktan istediler. Fransız ordusunda Ermeni lejyonları kurdular. Ermeni çeteleri, Türklere yönelik etnik temizlik hareketi başlattılar. Bölge tarihi olarak Ermenilere aittir diyebilmek için.
Fransa’nın bölgeyi tahliye ettiği tarihe kadar Fransız-Ermeni işbirliği devam etti. Çukurova bölgesi Ankara hükümeti tarafından teslim alındıktan sonra bile Ermeni mukavemeti sürdü. Bu sürece dilerseniz TBMM ordusuna karşı gerilla savaşı başlatıldı diyebilirsiniz. Ermeni iç savaşı neredeyse Kurtuluş Savaşı’nın sonuna kadar sürdü.
Doğu Karadeniz’de bir Rum Pontus devleti kurma ideali her zaman var olmuştur. Canik Sancağından Batum’a kadar olan bölgeyi Rumlar tarihi Pontia (Pontus) olarak tanımlıyorlardı. Mütarekede bu düşünce şiddetlendi. Batum’da bir Pontus Kongresi toplandı. Paris Konferansında Trabzon metropoliti Hrisantos Pontus rumları için yurt ve devlet istedi. Kürt Şerif Paşa da “Kürtler için benzer taleplerde” bulundu.
TBMM hükümeti Pontusçulara karşı Merkez Ordusunu kurdu. Başına komutan olarak Sakallı Nurettin Paşayı atadı. Bu orduya Topal Osman Ağa’nın muhafız alayı da etkin bir şekilde katıldı.

Pontusçu eylemlere karşı mücadele Amasya İstiklal Mahkemesi ve Merkez Ordusu tarafından yürütüldü. Merkez Ordusunun Koçgiri ayaklanmasını bastırma biçimi Mecliste öfkeyle karşılandı. “Koçgiri tenkil ve tedip” harekatı ayrı bir yazının konusu olabilecek önemdedir. Bu nedenle burada değinilmeyecektir.
Pontusçu eylemler, Fethi Bey, Malta sürgününden dönüp İçişleri Bakanı seçilene kadar sürdü. Fethi Bey’in bu konuda uzun bir konuşması vardır. Pontus meselesinde Büyük Zafer’den sonra mübadele anlaşması ile sonuç alınabilmiştir.
Yunan işgali altında olmayan bölgelerdeki eli silah tutan Rumlar Demirci Mehmet Efe tarafından tehcir edildiler. (Isparta-Burdur bölgesine) Ege rumları-ki kendilerini tarihi olarak İyonyalı- olarak tanımlıyorlardı. Çeteler kurarak Kuvayı Milliye ile çatıştılar.
Çetecilik faaliyetleri dışında Yunan ordusunda yer alan Rumlar da oldu. Yerli rumlardanKidonya ve İyonyatümenleri kuruldu. Rum sorunu -son tahlilde-mübadele ile çözüldü.

MUSTAFA KEMAL’E SOLDAN MEYDAN OKUMA
Mustafa Kemal Paşa’ya ilk meydan okuma tutucu cepheden gelmedi. Soldan geldi. Tutucular şimdilik susuyorlardı. Sol muhalefet kimlerden/ hangi çevreden oluşuyordu? Kısaca Türkiye Komünist Partisi ve Ankara’daki uzantıları. Halk Zümresi ve Halk İştirakiyyun Fırkası.Bu örgütlerin kadroları İttihat ve Terakki tecrübesinin içinden geliyorlardı. Mustafa Suphi dahil olmak üzere.
İştirakçilik Sovyetlerle ilk temasların kurulduğu tarihlerde ortaya çıktı. İştirakçilik, bolşeviklik, sosyalistlik anlamına geliyordu.
Atatürk de kendi yakın arkadaşlarına bir Komünist partisi kurdurdu. Buna siyasi tarihimizde resmi komünist partisi denilir. Öbürü hafi (gizli) parti olarak anılır.
Bu hareketlerin çoğu Sovyet etkisi/esinlenmesi ile ortaya çıkmıştı. 1920 yazında Ankara’da solculuk modaydı. Bir çok kişi kızıl fular takıyordu. Herkes az çok bolşevikti.1921 kışında Vala Nurettin ve Nazım Hikmet Anadolu’ya kabul edilmek için İnebolu’da beklerken başka kızıl fularlılarla karşılaştılar: bunlar Türk Spartakistleri idi. Almanya’dan dönüyorlardı.
Halk İştirakiyyun çevresinden bir kısım isim Ankara İstiklal Mahkemesinde “hükümeti devirme suçlaması” ile yargılandılar. Bazı isimler mahkum oldu. Bir kısmı beraat etti. Merkez Ordusu Komutanı Sakallı Nurettin Paşa’nın ihbarı ile açılan Halk İştirakiyyun Fırkası davasında sabık Dahiliye Vekili Nazım Resmormahkum oldu. Onun dışında Baytar Binbaşı Hacıoğlu Salih ,Ziynetullah Nişurevanve Bursa mebusu Şeyh Servet Efendi de yargılandılar. . İlginçtir Servet Efendiilmiyeli idi. Ona göre Bolşeviklik asrı saadet müslümanlığı idi. Bolşevikler tam eşitlik (müsavat) istiyorlardı. Şeyh Efendi ilk dönem Diyarbakır İstiklal mahkemesinde görev yapan milletvekillerinden biri idi. Şeyh Efendi bu dava da beraat etti.
Yurtdışında bulunan İttihatçı liderlerin pek çoğu Almanya üzerinden Rusya’ya geçmişlerdi. Sadece Talat Paşa Berlin’de kalmıştı O da orada Ermeniler tarafından katledilecekti. Rusya’ya geçmiş olan Enver Paşa dahil herkes bolşevikliği kendilerine göre yorumluyordu. Kendi düşüncelerini sosyalizm ile telif etmeye çalışıyorlardı. Bakü Şark Milletleri Kurultayı bunun kanıtı oldu. TKP’nin kuruluş kongresi tutanakları da bunu gösteriyordu.
Bana göre Türklere sirayet etmiş Bolşeviklik rüzgarlarının arkasında sağlam bir Marksist literatür yoktu. Siyasi hava öyleydi. Kafkaslardan Anadolu’ya Enver Paşa önderliğinde geçeceği söylenen Yeşil Ordu böyle bir özenmenin sonucu idi. Yeşil Ordu: Müslüman ve Bolşevik bir ordu demekti. Tabii böyle bir şey olabilirse.
MUHALEFET DOZUNUN ARTMASI-MUSTAFA KEMAL’İN KENDİ PARTİSİNİ KURMASI
1921 başına kadar Mustafa Kemal Paşa’ya muhalefet düşük dozda devam ediyordu. Bunun bir sebebi Mustafa Kemal kimliğinin-henüz- tartışmasız önder olmamasıdır. Gelişmeler onun önderlik kimliğini netleştirecektir. Sakarya Zaferinden sonra Gazi Paşa’nın önderlik konumu netleşti. Muhalifi ve muvafıkı ile kurtuluşun onun arkasında saf tutmakla mümkün olduğu anlaşıldı. Ona şahsi itirazınız ne olursa olsun. Onu başkomutan yapmak başka şeydi. Siyaseten onunla yan yana olmak başka şeydi.
Reis Paşa’nın bir partiye ihtiyacı vardı. Bir örgüte. 47 Sayılı Namzetlik Kanunu yeterli değildi. Her konuda kendisini destekleyecek bir parlamento çoğunluğuna ihtiyaç vardı. Bunu sağladı. Bu parti Müdafaa-ı Hukuk Birinci Grubu olacaktır. Atatürk kendi partisini 10 Mayıs 1921 tarihinde kurdu. Muhalifleri de İkinci Grubu 1922 Temmuzunda kurdular. Ve bazı siyasi mevziler de elde ettiler. Özellikle Rauf Bey’in arkasında örgütlenerek .
TBMM başkanı ve hükümet başkanının böyle bir grup kurmasının (adı konmamış siyasi fırka aslında) nedeni parlamento içinde sayısal gücünü tahkim etmekti. Etrafında sayısı zamanla artan bir milletvekili kitlesi oluştu. Bu kitle Kemalist partinin çekirdeğini oluşturdu.
MUSTAFA KEMAL PAŞA’NIN TEMAS ETTİĞİ İLK ÜLKE: SOVYET RUSYA
Meclis Başkanı ve İcra VekilleriHeyetinin Doğal Başkanı Mustafa Kemal Paşa ilk iş olarak Sovyet Rusya Hükümeti ile temas kurdu. Lenin’e bir mektup yazdı. Mektup Çiçerin tarafından epey zaman sonra cevaplanacaktır.
Bu adım milli hükümet açısından son derece önemlidir. Mektup ortak düşman emperyalizmin yenilgiye uğratılmasından ve Türklerin bağımsızlık mücadelesi için para ve silah ihtiyacından söz ediyordu.
BEKİR SAMİ KUNDUH-YUSUF KEMAL TENGİRŞENK DELEGASYONU MOSKOVA’DA
İcra Vekilleri Heyeti kurulur kurulmaz Hariciye Vekili Bekir Sami Bey (Kunduh) ve Yusuf Kemal Bey’i (Tengirşenk) görüşmelerde bulunmak üzere Moskova’ya gönderme kararı verildi. (1920 Mayıs)
Heyetin Kafkaslar üzerinden Moskova’ya ulaşması iki aya yakın sürdü. Başlangıçta taraflar birbirlerine karşı fazlasıyla ihtiyatlı davrandılar. İlkesel düzeyde kararlar alınabildi. Çiçerin Kafkaslarda Brest-Litovsk ile kurulan statükoyu değiştirmek istediklerini belirtti. Ermeniler lehine taleplerde bulundu.
Bekir Sami Bey akrabalarının bulunduğu Osetya’ya gitme bahanesi ile Yusuf Kemal’i dönüş yolunda yarı yolda bıraktı. (Bekir Sami bir Oset soylusu idi) Yusuf Kemal yalnız Ankara’ya döndü. Bekir Sami Bey Londra Konferansından sonra istifa edene kadar Batı ile ilişkilerde görevlendirildi.
Yusuf Kemal ise Rıza Nur ile birlikte Sovyet hükümeti nezdinde görüşmelerde bulunmak üzere tekrar Moskova’ya gönderildi. Bu arada Ali Fuat Paşa Moskova büyükelçiliğine atandı. (1920 Aralık) Tengirşenk, Dr. Rıza Nur ve Ali Fuat Paşa Moskova Antlaşmasını birlikte imza ettiler. (16 Mart 1921)
Yusuf Kemal bu tarihlerdeDışişleri Bakanı (Hariciye Vekili) değildi. Bekir Sami’den boşalan vekaleti bir süre Ahmet Muhtar Mollaoğlu yürüttü. Yusuf Kemal dönüşünde Dışişleri bakanlığına getirildi.

Kafkaslar Bolşevikler tarafından tamamen denetim altına alındıktan sonra Sovyet Rusya Ankara’ya temsilci olarak Gürcü Budu Mdivaniyiatadı. (1920 sonbaharı) Onu Mihail Frunze’nin gelişi izleyecektir. Frunze iç savaşın Kızıl Ordu lehine sona ermesinde en etkili komutanlardan biriydi.
Frunze1921 Aralık ayında bir delegasyonla Ankara’ya ulaştı. 40 gün kadar Türkiye’de kaldıktan sonra döndü.
Moskova- Ankara arasındaki ilişkiler karşılıklı güven esasına oturunca Rusya Aralov’u Ankara hükümeti nezdine büyükelçi olarak atadı.

ANADOLU İHTİLALİ KADROLARININ SOSYALİZM BİLGİSİ ÇOK SATHİ İDİ
Türk bağımsızlık savaşını yürüten kadrolar Anadolu’nun en elverişli yerinde bir karargah kurduktan sonra (Meclis ve hükümet) yüzlerini Doğuya döndüler. Ortalıkta bir “Şark mefkuresi” sözü dolaşıyordu.Batı’da davalarına müttefik olabilecek hiçbir güç yoktu.
Fransa, İtalya ve Almanya’daki sosyalistler ve bir yere kadar İngiliz İşçi Partisi’nin kısmi sempatisinden söz edilebilir.
Onun nedeni de büyük savaştan sonra ortaya çıkan iktisadi ve siyasi karmaşa (kaos) ortamından burjuvaziyi sorumlu tutmaları idi.
Bana göre Ankara’da birkaç kişi dışında sosyalizmi bilen yoktu. Bolşeviklik özentisi vardı. Tevfik Rüştü Aras, Mahmut Esat Bozkurt, Hakkı Behiç Bayiç gibi isimler bir nebze bilgi sahibi idiler.
Genel olarak sosyalizm hakkındaki ilk intibalar olumluydu: Muhafazakar mebuslar bile sosyalizmi asrı saadet Müslümanlığı olarak yorumluyorlardı. 1920 bahar ve yaz ayları böyle geçti.
Bakü’de Mustafa Suphi ve arkadaşları tarafından kurulan TKP kadroları Kars ve Erzurum üzerinden Anadolu’ya geçmek istediler. TKP’ninMilli kurtuluş hareketinde yer edinme iştiyakı kronolojik olarak Halk Zümresi, Halk İştirakiyyunFırkası ve Nazım Bey’in (Resmor) Dahiliye vekili seçilmesinin devamıdır.
Gazi, Nutuk’ta Nazım Bey’in Sivas Kongresinden itibaren “hafi iştirakçiliğinden” söz eder. Namzetlik Kanunu bu tür teşebbüslerin önünü kesmek için çıkarılmıştı.
Türk komünistlerinin bir heyetle Anadolu’ya geçişi Mustafa Kemal Paşa’nın etrafındaki kadrolara bir meydan okuma olarak yorumlanabilir.
Bu konuda iki şeye daha değinmek isterim. Biri meclisin daha ilk günlerde “şark mefkuresini” tetkik etmek üzere bir heyeti Kafkaslara ve Rusya’ya gönderme kararıalmış olmasıdır. Şark mefkuresi sosyalizm anlamına geliyordu.
Öbürü de Halk Zümresinin siyasi programıdır. İçeriği asrı saadet Müslümanlığını Şura yönetimi ile telif etmeye çalışıyordu. Kalkış noktası din vardığı nokta Sovyet tarzı bir idare idi.
Bu arayışlara karşı Mustafa Kemal Paşa, TBMM başkanı ve İcra Vekilleri Heyetinin doğal başkanı olarak kendi programını “halkçılık programı” adı altında Meclise takdim etti.
Bu gelişmeleri şu şekilde anlamlandırmak doğru olur: Halkçılık programı Kemalist kadrolara rejimin içeriğini, doğrultusunu ve sınırlarını tanımlama imkanı sağladı.
Halkçılık programı üç aylık bir müzakere neticesinde Teşkilatı Esasiye Kanununa dönüştü. Ulaşılan noktayı birkaç bakımdan irdelemek gerekir.
Anadolu hükümetinin Bolşeviklerle bazı ortak noktaları vardı. Bunlardan biri “şuracılık” idi. Bu Rusya’da Sovyet anlamına geliyordu. Ama Türkiye’de değil. Şuracılık Anadolu hükümeti açısından halkçılık ve milli hakimiyet demekti. Rusya’da sınıfsız topluma ulaşma ideali.
Türkiye hükümeti açısından milli hakimiyet (ulusal egemenlik) güçler birliği, meclis üstünlüğü, konvansiyon yönetimi demekti. İdeolojik temelini halkçılıktan alıyordu. Halkçılık sınıfsız toplum anlamına gelmiyordu.

HAKİMİYET MECLİS’TE TECELLİ EDİYORSA BU DEVLET NASIL BİR DEVLETTİR?
TBMM tüzel kişiliğini milli hakimiyet (ulusal egemenlik) ile özdeşleştiren 1921 Anayasası ile bir eşik aşılmış oldu. Teşkilatı Esasiye Kanunu hakimiyeti millete delege etmişti. Milli Hakimiyet mecliste tecelli ettiğine göre onun üstünde bir güç olamazdı.
Yasama ve yürütme erkleri meclis hükmi şahsiyetinde mündemiç idi. Yürütme işleri Meclis tarafından teker teker seçilen icra vekilleri eliyle gerçekleştirecekti. Vekiller Meclis adına idareyi sürdüreceklerdi. Bu ayrımdaTürkiye Büyük Millet Meclisinin Birinci Döneminde Devlet erkleri ve idare (2000) başlıklı doktora tezime (2000) ve TBMM Devleti başlıklı kitabıma (2001) bir göz atmanızı öneririm.
Teşkilatı Esasiye Kanunu müzakere edilip kanunlaşıncaya kadar bir kısmı anayasal değeri olan kanunlar çıkarıldı. Bir kısmı ise Anadolu hükümetinin gücünü pekiştirmeye yönelik kanunlardı.
Anayasal düzeyde kanunlardan bazıları şöyle: 3 sayılı İcra Vekillerinin Sureti İntihabı Hakkında Kanun,18 sayılı Nisab-ı Müzakere Kanunu, 47 sayılı Namzetlik kanunu.
HALKÇILIK PROGRAMINDAN TEŞKİLATI ESASİYE KANUNUNA
Bu düzenlemelerden sonra Meclis genel kuruluna bir broşür takdim edildi. Broşür Meclis Başkanlığı tarafından bastırılmıştı. Takdim edilen belgeHalkçılık programı başlığını taşıyordu Tarih: 13 Eylül 1920.
Programın ilk dört maddesi Halkçılık Beyannamesiadı altında kabul ve ilan edildi. Layiha önce Hukuk-u Esasiye Encümenine gitti. Sonra özel bir komisyon kuruldu. Layiha genel kurulda hararetli bir şekilde müzakere edildi. Ankara Konvansiyonu, TBMM rejimini korumak üzere 29 Nisanda Hiyaneti Vataniye kanununu sonrasında Firariler Hakkında Kanun ve İstiklal Mahkemeleri hakkında kanunları da çıkarmıştır. Bu kanunlar Anadolu ihtilalinin zorlama gücünü temsil eden kanunlardır.
Sonuç itibariyle, Mustafa Kemal Paşa önderliğinde Anadolu’da iktidarı fiilen elinde bulunduran Heyeti Temsiliye Ankara Konvansiyonunu topladı. Konvansiyon aldığı kararlar ve çıkardığı kanunlarla dokuz ay içinde (Nisan 1920-Ocak 1921) Anadolu’da yeni bir devlet kurdu. Bu devletin adıanayasada anıldığı üzere Türkiye Devleti’dir.(85 sayılı Teşkilatı Esasiye Kanunu) Burada ele alınan dönem TBMM’nin ilk dokuz ayı ile sınırlandırılmıştır.Bu tarihten kurtuluşa kadar olan siyasi gelişmeler başka bir yazının konusu olacaktır. TEK’nin müzakere süreci ve içerik analizi ile ilgili bu platformda yayınlanan üç yazıma bir göz atmanızı öneririm.
1921 BAŞINDA REJİM NASIL TANIMLANABİLİR?
Namzetlik Kanunu hükümette (İcra Vekilleri Heyeti) heterojen yapıyı büyük ölçüde ortadan kaldırmıştı. (47 sayılı) Düzenleme Mustafa Kemal Paşa’ya kendi adamlarıyla çalışma olanağı sağladı. 25 Ekim tarihinden beri müzakere edilen Teşkilatı Esasiye Kanunu 20 Ocak 1921’de kanunlaştı. Layiha başlangıçta hükümetin siyasi programı olarak takdim edilmişti. Müzakereler sonucunda rejimin mahiyeti somutlaştı. Erken dönem bir yazı için Hocam merhum Tarık Zafer Tunaya’nın “Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin Kuruluşu ve Siyasi Karakteri” (1958) başlıklı makalesine bakmanızı öneririm. Bu konuda çalışmak isteyen herkesin bakması gereken bir makaledir.
Teşkilatı EsasiyeKanununun “Mevaddı Esasiye” ayrımı incelendiğinde sosyalizm/bolşeviklik ile telif edilebilecek hiçbir hükmün olmadığı görülür. Kanunda bir ihtilali görürsünüz. Bu ihtilal Anadolu ihtilalidir. Bu ihtilal büyük Fransız devriminin izlerini taşır. Devrim burjuva devrimleri çağının paradigması içinde yer alır. Hakim dil, terminoloji ve siyasal kurumlar Konvansiyon dönemi ile paralel özellikler taşır.
Çok Okunanlar
Bazı mesleklere erken emeklilik geliyor
Motokuryeler üç günlük iş bırakma eylemine hazırlanıyor
Atlas Çağlayan’ın annesine yönelik tehditlere soruşturma başlatıldı
Silivri'de sert müdahale eden jandarma teğmen hakkında 'Menzil' iddiası
Sosyal medya fenomeni Sergen Altunbaş'tan kan donduran katliam
Fenerbahçe'de bir ayrılık daha: Resmen açıklandı!
Dengeleri değiştirecek anket
Atlas Çağlayan'ı öldüren katilin ifadesi ortaya çıktı
Atlas’ın katiliyle ilgili şok ayrıntılar
Ünlülerin uyuşturucu ve fuhuş partileri, şantaj arşivine dönüştü iddiası