Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış haberleri bul
Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış haberleri bul
ve ve
ve ve
ve ve
Temizle
Euro
Arrow
51,4850
Dolar
Arrow
44,4973
İngiliz Sterlini
Arrow
58,7512
Altın
Arrow
6806,2388
BIST
Arrow
10.729

Yeni emperyalizm-3: Tekno-faşizm, özgürlük ve itiraz

(Yeni Emperyalizm-2'den devam)

Yapay zekâ çağında ortaya çıkan en önemli dönüşümlerden biri, ekonomik ve politik gücü birleştiren yeni bir elit sınıfın oluşumudur. 

Bu sınıf literatürde "tekno-burjuvazi" olarak adlandırılıyor: burjuvazinin en üst ve en ayrıcalıklı katmanı. 

Tekno-burjuvazi veri ve algoritmayı kontrol ediyor, küresel ölçekte faaliyet yürütüyor, devlet politikalarını doğrudan etkiliyor. 

Yalnızca üretim araçlarını değil, artık savaşın kendisini de kontrol ediyor.

Palantir Technologies CEO’su, teknolojik militarizmin sözcüsü, Alex Karp'ın söylemi bu sınıfa yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda ahlaki ve politik bir sorumluluk yüklüyor.

Yapay zekâ sistemleri üzerinden yürütülen askerî operasyonlar, tekno-burjuvazinin doğrudan jeopolitik aktör haline geldiğini gösteriyor. Bu durum, demokratik temsil mekanizmaları ile sermaye gücü arasındaki gerilimi daha da derinleştiriyor.

Bu sınıf yalnızca savaş alanını değil, “algı alanını” da yönetiyor. Siz ekrana bakıyorsunuz — ama ekran size neye bakacağınızı söylüyor.

(Teknolojik militarist Palantir yöneticileri İsrail devletiyle birlikte)

***

Yapay zekâ destekli gözetim sistemleri ve algoritmik kontrol mekanizmaları bazı akademik ve politik çevrelerde "tekno-faşizm" kavramıyla tartışılıyor. 

Bu kavram klasik otoriter yönetimden farklıdır: kontrol doğrudan zor yoluyla değil, veri, tahmin ve yönlendirme yoluyla kuruluyor. 

Sürekli gözetim, bireysel davranışların yönlendirilmesi, muhalefetin algoritmik bastırılması — bunlar artık distopik senaryolar değil, Gazze'de ve İran operasyonlarında sahnelenen gerçekler.

Tekno-faşizm; özellikle yapay zekâ, veri ve algoritmalar aracılığıyla kurulan yeni otoriter denetim biçimini tanımlayan bir kavramdır.

Klasik faşizm gücünü şiddet, korku ve doğrudan baskıyla kurar — asker, polis, hapishane. 

1933’te Nazilerin Alman Parlamento binası Reichstag yangınıyla suçladığı Bulgar antifaşist önder Georgi Dimitrov, mahkemede Alman faşist yöneticileri Goering ve Goebbels’e meydan okuyarak beraat etmişti.

Dimitrov o yıllarda faşizmi, finans kapitalin en gerici, en şoven ve en emperyalist unsurlarının açık terörcü diktatörlüğü olarak tanımlıyordu.

Bugün benzerleri bazı ülkelerde hala öyle!

Tekno-faşizm ise baskıyı görünmez kılar. Kontrol doğrudan zor yoluyla değil, veri toplama, davranış yönlendirme ve algoritmik gözetim yoluyla kurulur.

Yüz tanıma kameraları — nerede olduğunuzu, kiminle buluştuğunuzu, ne yaptığınızı kaydeden sistemler;

Sosyal medya algoritmaları — neyi göreceğinizi, hangi habere ulaşacağınızı, hangi görüşe maruz kalacağınızı belirleyen mekanizmalar;

Gazze'deki hedefleme sistemleri — kimin tehdit olduğuna yapay zekânın karar verdiği algoritmik savaş düzeni günümüzde yeni emperyalizmin kullanımını hızla yaygınlaştırdığı uygulamalardan biridir.

Tekno-faşizm; bireyi fiziksel olarak değil, dijital olarak hapseden, özgürlüğü kısıtlamak yerine yönlendirmeyi tercih eden, şiddet yerine veriyi kullanan yeni bir otoriter düzen biçimidir.

(Tekno-gardiyan!)

***

Yapay zekâ çağında en temel gerilim güvenlik ile özgürlük arasındadır. 

Tekno-faşist eğilimleri temsil eden Palantir ve Karp güvenliği önceliklendiriyor. Ama burada, güvenlik adına kimlerin özgürlüğünden vazgeçmeye zorlandığını sormak gerekiyor.

Algoritmik kararlar gerçekten denetlenebilir mi?

Çünkü algoritmaların temelinde matematik vardır; matematik ise olasılıklar ve kesinlik üzerine çalışır.

Teknoloji şirketlerinin gücü nasıl sınırlandırılabilir? 

Çünkü derin hesaplar çoğu zaman görünmezdir. 

Filistin örneğinde görüldüğü gibi özgürlük-güvenlik dengesi çoğu zaman tek taraflı biçimde güvenlik lehine kuruluyor; algoritmik sistemler bu tercihi görünmez kılıyor.

Ve daha derin bir soru var ufukta. 

Google'ın yapay zekâ direktörü, 1978 doğumlu fütürist Ray Kurzweil başta olmak üzere bazı düşünürler, 2040'lı yıllarda "singularity" (tekillik) — insan-makine birleşmesi- yapay zekânın insan zekâsını aşıp kendi kendini geliştirerek kontrolden çıkacağı eşik — gerçekleşeceğini öngörüyor. 

Eğer öyle olursa, bugün tartıştığımız iktidar, güvenlik ve özgürlük soruları bambaşka bir boyut kazanacak. Bu konu başlı başına bir tartışmayı hak ediyor.

(Singularity/Tekillik mi?)

***

Bu noktada, son yıllarda yapay zekâ dünyasında kendine ciddi bir yer bulan Anthropic'ten söz etmek gerekiyor. 

Şirketin adı bile bir felsefi tutum taşıyor: Yunanca "anthropos", yani insan kökünden türeyen "Anthropic", insana ait, insan merkezli anlamına geliyor. 

Bu tercih rastlantı değil; yapay zekânın insanın denetiminde, insan değerleriyle uyumlu gelişmesi gerektiği düşüncesinin adın içine işlenmiş hali olmalı. 

Palantir'in adı gücü ve öngörüyü simgelerken, Anthropic'in adı sınırı ve sorumluluğu simgeliyor. İki isim, iki zıt bakış.

Acaba Anthropic, bu güvenlikçi gidişata karşı farklı bir seçenek olabilir mi?

(Anthropic’in logosu)

***

Anthropic'i 2021'de kuran, muhtemelen İtalyan kökenli olan ABD’li Dario ve Daniela Amodei kardeşler, daha önce OpenAI'da üst düzey görevler üstlenmişti. 

Dario araştırma direktörü, Daniela ise operasyon direktörüydü. 

2015'te tekno-feodal beylerden Elon Musk, Sam Altman ve birkaç ortak tarafından kurulan OpenAI, 2019'da Microsoft ile büyük bir ortaklık kurarak giderek daha ticari bir yöne evrildi. 

Bugün dünyada en yaygın kullanılan yapay zekâ dil modellerinden biri olan ChatGPT’nin yaratıcısı OpenAI’ın CEO’su Sam Altman’dır.

Elon Musk ise bu kuruluştan 2018'de ayrılmış, ardından kendi yapay zekâ şirketi xAI'yi kurmuştur. 

İki isim arasındaki ayrılık, son yıllarda yalnızca ticari değil, ideolojik bir çatışmaya dönüştü.

Musk, OpenAI'ı kuruluş misyonuna ihanet etmekle suçlarken, Altman, Musk'ı şirketi ele geçirmeye çalışmakla itham etti.

Tekno-burjuvazinin kendi içinde de çelişkisiz olmadığının somut kanıtı.

Demek ki tekno-burjuvazi kendi içinde de savaşabiliyor.

Başlangıçta OpenAI oluşumunun içinde olan Dario ve Daniela Amodei bu gidişattan rahatsız oldu. Yapay zekânın bu denli hızlı ve denetimsiz biçimde ticarileşmesinin ciddi riskler taşıdığını düşünüyorlardı.

2021'de bir grup çalışanla birlikte OpenAI’dan ayrılıp Anthropic'i kurdular. 

Bu kuruluş hikâyesi bile başlı başına bir tavırdı: yapay zekâyı yalnızca sermayenin değil, insanın hizmetinde tutma iddiası.

Anthropic’in yapay zekâ güvenliği, etik sınırlar ve insan merkezli kullanım konusundaki vurgularının tamamen göstermelik olduğunu söylemek kolay değildir. 

Ancak bugün insan yararı adına ortaya çıkan bir yapının, yarın sermaye, devlet ve askerî güç ilişkilerinden ne ölçüde bağımsız kalabileceği de ayrı bir tartışma konusudur.

(Anthropic’in kurucuları Dario ve Daniela Amodei kardeşler)

***

Kendince yapay zekâ güvenliği ve etik kullanımına odaklanan Anthropic, geliştirdiği "constitutional AI" (yapay zekâya sabit ilkeler ve etik kurallar belirleyerek onu sınırlandırma yaklaşımı) yöntemiyle yapay zekâ sistemlerinin insan değerleriyle uyumlu, denetlenebilir ve güvenli olmasını hedeflediğini bildiriyor.

Şirketin en bilinen ürünü "Claude" adlı “Dil Modeli”dir. 

Bu isim rastlantı değildi. Büyük olasılıkla Anthropic kurucularının, modern bilgisayar biliminin ve dijital iletişimin temelini atan Amerikalı matematikçi ve elektrik mühendisi Claude Shannon'a bir saygı duruşudur. 

Shannon, 1948'de yayımladığı çığır açan makalesiyle "bilgi teorisi"ni kurdu: Verilerin nasıl kodlanacağını, iletileceğini ve depolanacağını matematiksel olarak tanımladı. 

Bugün kullandığımız her dijital sistem — internet, telefon, yapay zekâ — onun teorisi üzerine inşa edilmiştir. 

Bir yapay zekâ modeline "bilgi teorisinin babası" olarak anılan Shannon'ın adını vermek hem bir saygı hem de bir iddiadır: İnsanlığın dijital mirasını insanın yararına kullanmak.

(Claude Shannon: “Bilgi Teorisi”nin babası) 

***

“Claude” bugün ChatGPT (OpenAI — Sam Altman), Gemini (Google — Larry Page ve Sergey Brin) ve Grok (xAI — Elon Musk) gibi dil modelleriyle rekabet ediyor.

Birçok çevre Claude'u diğerlerinden daha kullanışlı buluyor. Ancak hepsinin de birbirinden farklı üstünlükleri olduğu da söyleniyor. Sonunda ticaret yapanların ellerinde!

Ama yarın daha iyisinin çıkmayacağını kim söyleyebilir?

Onun da yeni emperyalizmin doymayan iştahına yem olmayacağını ya da sistemle uzlaşmayacağını kim garanti edebilir?

Grok’un sahibi Elon Musk’un elindeki yapı bu bağlamda ayrıca dikkat çekicidir:

X (eski adıyla Twitter) milyarlarca kullanıcının verisini toplarken, xAI o verileri işliyor; SpaceX ve Starlink askerî iletişim altyapısı sağlıyor, Tesla ise otonom araç ve robot teknolojisi geliştiriyor. 

Hepsi tek elde toplanmış. 

İşte bunlar yeni emperyalizmin tekno-feodal beyleri —veriyi, silahı, iletişimi ve karar mekanizmalarını aynı anda kontrol eden yeni güç odakları. 

(Anthropic’i yaratan ekip)

***

Palantir ile Anthropic arasındaki ayrımın teknik değil, şimdilik bakış açılarındaki farklılık, belki felsefi olduğu anlaşılıyor. 

Palantir teknolojiyi devletin savunma, istihbarat ve operasyonel kapasitesini artıran bir araç olarak konumlandırıyor; devletle iç içe bir ilişkiyi savunuyor. 

Anthropic ise yapay zekânın öncelikle güvenli ve insan değerleriyle uyumlu olması gerektiğini ileri sürüyor; "AI safety" (yapay zekâyı insanlığa zarar vermeyecek biçimde geliştirme ve denetim altında tutma yaklaşımı) ile teknolojinin etik çerçeveler içinde geliştirilmesi gerektiğini vurguluyor.

Palantir doğrudan kamu, güvenlik ve askerî alanlara yönelik veri analiz platformları geliştirirken Anthropic sivil kullanım alanlarına yönelik genel amaçlı yapay zekâ sistemleri üretiyor. 

ABD'li Wall Street Journal'da yayımlanan iddialara göre Palantir'in yazılımları ABD Savunma Bakanlığı ve federal kolluk kuvvetleri (göçmenler karşı ICE) tarafından yaygın şekilde kullanılıyor. 

Bazı haberlerde Anthropic'in geliştirdiği modellerin Venezuela'daki “Başkan Maduro’nun kaçırılması” operasyonunda kullanılmış olabileceği öne sürülüyor.

Öte yandan Anthropic'in bildirilen kullanım kuralları Claude'un şiddeti kolaylaştırmak, silah geliştirmek ya da gözetim faaliyetleri yürütmek amacıyla kullanılmasını yasaklıyor. 

(Yapay Zeka!)

ABD’de yayınlanan Wall Street Journal, Anthropic'in Pentagon ile 200 milyon dolara kadar çıkabilecek sözleşmesinin bu endişeler nedeniyle iptal edilebileceğini de yazdı. (Kaynak: euronews.com, 14 Şubat 2026)

Palantir ve Anthropic, bugünün en görünür aktörleri. Ama bilişim dünyasında rekabet o denli hızlı, yenilik yarışı o denli yoğun ki bu isimlerin yerini yarın bambaşka şirketler alabilir. 

Değişmeyen şey aktörler değil, sistemin mantığı olacaktır: makineleri kim hızlandırır, algoritmayı kim geliştirir, veriyi kim kontrol ederse gücü o elinde tutar.

Bir hikâyeye göre aynı zamanda hükümdar olan peygamber Hz. Süleyman'ın kendisine tanrı tarafından verilen, doğaüstü güçlere sahip altı köşeli bir mührü vardı ve onunla gücü elinde tutuyordu. 

Bu hikâyeye dayanan eski bir Türk atasözü "mühür kimdeyse Süleyman odur" der. 

Bu özdeyiş algoritmayı, veriyi ve silahı elinde tutan yeni imparatorlar için bugün de geçerliliğini koruyor.

Palantir daha sert, Anthropic daha yumuşak. Ama sonuçta ikisi de tekno-feodal ağın, yeni emperyalizmin bir parçası.

Son kertede belirleyici güç yine sermayedir.

Vazgeçilmez ürün: kâr.

Bugün insancıl görünen Anthropic’in, yarın başka bir yöne savrulmayacağını kim garanti edebilir?

Çünkü artık belirleyici olan yalnızca ekonomik güç değil, bilişsel güçtür — insanın zihnini, algısını ve iradesini yönlendirme gücü. 

Fabrikayı ele geçiren üretimi kontrol eder. 

Algoritmayı ele geçiren karar mekanizmalarını kontrol eder.

(Digital Kapitalizmin yön vericileri teori üretiyor)

***

Peki bu tabloya itiraz edenler yok mu? 

Var tabii ki. Hem de çok güçlü sesler.

Karp ve Palantir'in savunduğu yaklaşım — dünyanın teknoloji merkezi Silikon Vadisi'nin (California, ABD) savunma sanayii ile daha sıkı bütünleşmesi, yapay zekâ temelli askerî kapasitenin hızla artırılması — farklı çevrelerden güçlü eleştirilerle karşılanıyor.

"Amnesty International" ve "Human Rights Watch" gibi dünyaca ünlü insan hakları savunucusu kuruluşlar, Palantir'in sistemlerinin göçmen takibi, polislik ve sınır güvenliği gibi alanlarda kitlesel gözetimi güçlendirdiğini ve bu durumun temel insan haklarını zedeleyebileceğini savunuyor.

“Gözetim Kapitalizmi" kitabının yazarı Amerikalı akademisyen Shoshana Zuboff ve Belaruslu teknoloji eleştirmeni Evgeny Morozov, veri ile devlet gücünün birleşmesinin demokratik denetimi aşındırdığını; bu şirketlerin "gözetim kapitalizminin askerî uzantısı" haline geldiğini ileri sürüyor. Onlara göre bu durum, tekno-faşizmin yeni biçimidir.

(George Orwell’in 1984 ve Shoshana Zuboff ve Gözetim Kapitalizmi Çağı: Güç’ün açtığı yeni cephede insanın geleceği için savaş” kitapları)

Berkeley Üniversitesi yapay zekâ profesörü ve alanın en önemli isimlerinden İngiliz-Amerikalı bilim insanı Stuart Russell, otonom silah sistemlerinin geliştirilmesine karşı çıkarak öldürme kararının algoritmalara devredilmesinin etik açıdan kabul edilemez olduğunu vurguluyor.

İngiliz milletvekili Caroline Lucas gibi politikacılar Palantir'in kamu verisi üzerindeki etkisinin demokratik egemenliği zayıflattığını dile getiriyor.

Amerikalı yapay zekâ araştırmacısı Meredith Whittaker ve Etiyopyalı-Amerikalı yapay zekâ etiği uzmanı Timnit Gebru, teknoloji şirketlerinin devletin güvenlik aygıtına dönüşmemesi gerektiğini savunuyor.

İngiliz gazetesi The Guardian ve ABD'li teknoloji yayını The Verge de Palantir-Karp'ın yaklaşımını militarist ve riskli buluyor.

Dünyanın birçok düşünürü, hukukçusu ve bilim insanı bu konuda ciddi uyarılarda bulunuyor.

Tüm bu sesler ortak bir kaygıda buluşuyor: Teknoloji, devlet ve sermaye arasındaki sınırların silikleşmesi yalnızca savaşın doğasını değil, demokrasinin sınırlarını da yeniden tanımlıyor.

Demokrasi?

İnsan ister istemez, İngiliz yazar George Orwell’in 1948 yılında yazdığı, karabasan gibi insanın üzerine çöken “1984” kitabını hatırlıyor.

“Büyük birader” şimdiden herkesi gözlüyor.

Üstelik artık bunu ekranların içinden yapıyor.

Orwell’in anlattığı dünyanın sloganları ne kadar netti:“Savaş barıştır. Özgürlük köleliktir. Cehalet güçtür.”

Tekno-faşizm bundan başka bir şey mi?

(Tekno-faşizm mi?)

***

Ve geldik en kritik soruya.

Quo Vadis — dünya nereye gidiyor?

Bir önceki yazı, Yeni Emperyalizm-2'de Stanley Kubrick'in 2001: A Space Odyssey filmindeki o ünlü metaforunu kullanmıştık: Öldüren kemik “algoritmaya” dönüştü.

Fabrika “veri merkezi” oldu. İmparator da “kod yazarı”.

Ama soru aynı: Bu gücü kim elinde tutuyor ve kimin adına kullanıyor?

Bugün bu sorunun cevabı eskisinden daha net. 

Palantir'in Gazze'deki hedef sistemleri, şirketin kurucu ortağı ve sermaye gücü Peter Thiel'ın seçim kampanyasında bugünün ABD Başkan Yardımcısı J.D. Vance'e aktardığı on milyon dolar, Karp'ın kitabındaki savaşçı tezler — bunlar gizli değil. Açıkça söyleniyor, açıkça uygulanıyor.

(ABD Başkanı Donald Trump, yardımcısı Mike Pence, savaşçı Palantir Technologies şirketi yaratıcısı ve teorisyenlerinden Peter Thiel el sıkışıyor.  Trump Tower-New York. 14.12.2016. Getty Images)

Yeni emperyalizm kendini artık örtmüyor; meşrulaştırıyor.

İşte bu, belki de en tehlikeli eşiktir. 

İnsanlar zulmü fark ettiğinde direnir. Zulüm normalleştiğinde, meşrulaştırıldığında, hatta alkışlandığında — direniş imkânsızlaşır.

Teknoloji tarafsız değildir. Ama insanlar da tarafsız olmak zorunda değildir.

Algoritmayı yazanlar kimin yaşayacağına karar veriyorsa, buna itiraz edecek olanların da bir şeyler yapması gerekiyor — yasalar, manifestolar, direniş kodları, ya da en azından böyle satırlar yazılmalı.

(ABD Başkanı Donald Trump, yardımcısı Mike Pence, yeni feodal beyler; Amazon kurucusu Jeff Bezos, Google kurucusu Larry Peg, Facebook Meta’nın eski CEO’su Sherly Sandberg, Oracle’ın CEO’su Safra Katz, Apple’ın CEO’su Tim Cook, Palantir’in kurucularındanPeter Thiel: Trump yönetiminin kilit isimleri, devleti yönetenler; Wilbur Ross, Reince Priebus.  Rob Portman, Steve Munichin, Katrina Pierson, Stephan Miller, Sean Spicer, Gary Cohn; New York Trump Tower’da toplantıda. 14.12.2016. Getty Images)

Yeni emperyalizmin kurduğu bu yeni düzenin farkında olunmalı.

Bugünün mavi tulumlu işçileri, beyaz yakalıları, tarımcıları, küçük ve orta ölçekli sanayicileri, hatta politikacıları ve geleneksel güvenlik aygıtlarının mensupları bile; ‘tekno-burjuvazi’ dışında kalan herkes, başlarına neler geleceğinin farkında olmalı.

Dünya nereye gidiyor?

Belki de dünyanın bir yere gittiği yok; yalnızca aynı güç ilişkileri yeni biçimler altında yeniden üretiliyor.

Shakespeare’in “Atinalı Timon” oyununun başında söylediği gibi “dünya dönüp duruyor”.

***

(Farkındalık, sorgulama, itiraz..!)

Dünya, daha önce hiç görülmemiş ölçüde; kâr uğruna ölümcül araçlara dönüştürülen algoritma ve veriler aracılığıyla yeni emperyalizmin denetimine sokuluyor.

Yeni emperyalizm artık yalnızca ülkeleri, enerji kaynaklarını ya da pazarları değil; zihinleri, davranışları ve gerçeklik algısını da yönetmek istiyor.

Bu yüzden mücadele yalnızca ekonomik ya da askerî değildir. Aynı zamanda bilgi, bilinç ve insan iradesi üzerinedir.

Neler olup bittiğini görmek, sormaya devam etmek ve farkındalık yaratmak bugün hâlâ eldeki en önemli olanaklardır.

Çünkü her çağda olduğu gibi bu çağda da iktidarın en büyük gücü yalnızca silahları değil; insanların düşünmeyi bırakmasıdır.

Bu nedenle direniş yalnızca sokakta değil; bilgide, hukukta, bilimde, sanatta ve insanın vicdanında da örgütlenmek zorundadır.

Çünkü algoritmayı kim yazıyorsa, geleceği de o belirleyecektir.

(Devam edecek: Yeni Emperyalizm-4.Tekillik/Singularity—Son İmparator Algoritma mı?)

Sefa Taşkın 

17.05.2026

 Karşıyaka/İzmir