BERGAMA’DAN SİYANÜR GÜNLÜKLERİ-28
“Dağlarına bahar gelmiş memleketimin…” der, Anadolu’nun büyük şairlerinden Ahmet Arif. Kardeşlik içeren isyankâr şiirinde.
Mart ayının uzamaya başlayan güneşinde cemreler düşüyor, yavaş yavaş karlar eriyor, dereler coşuyor, papatyalar gelincikler boy gösteriyor bayırlarda.
Ancak emek durmuyor, tarım durmuyor, sanayi durmuyor, doğaya kıyanlar yeraltı zenginliklerimizi ele geçirme uğruna topraklarımızı zehirlemeye devam ediyor.
Siyanürlü altıncılar siyasal iktidarların da kollamasıyla önlerine açılan hukuki ve idari kolaylıklarla Anadolu’yu karış karış parselliyor.
Dünyanın içine girdiği “kıymetli metaller” elde etme çılgınlığıyla neredeyse her yeri maden alanı ilan ediyor.
Siyanürcü Ahtapotun zehirci yabancı şirketleri, onlarla iş birliği yapan yerliler, toprağı zehirleyip siyanürle altın elde etmeyi onlardan öğrenen Türk şirketleri büyük bir heves ve hırsla tonunda 1 gr bile altın bulunmayan toprağa saldırıyor.
Altın var denince akılları gidiyor!
Emperyalizm, işbirlikçileri, taklitçileri ellerinde zehir Anadolu’da cirit atıyor.

(Doğa’ya ancak böyle saldırılır: Çanakkale’de Atikhisar Su Havzası‘nda Kanadalı AlamosGold‘un iştiraki Doğu Biga Madencilik A.Ş tarafından yürütülen siyanürlü altın madeni işletmesi ruhsatının iptal edilmesine rağmen şirketin bölgedeki faaliyetleri. 2021. GazateDuvar‘dan Eren Aşnaz. https://yesilgazete.org/canakkale-orman-mudurlugu-dogu-biganin-altin-aradigi-bolge-rehabilite-edilecek/?utm_source=chatgpt.com)
***
Tabi ki siyanürle altın elde etmek için kurulan bu tür zehirli işletmeler bir “açık hava kimyacılığından” başka bir şey değildir.
Siyanürler, arsenikler, kadmiyumlar, vesaire ağır metaller; her türlü zehir ve kanserojen madde bu tür madenlerin/işletmelerin doğasında vardır.
Kapalı laboratuvarda siyanürle yapılacak bir işlem açık hava ortamında, zehirli atıklarla hemhal olarak gerçekleştirilmeye çalışılırsa çevrenin ve insanın zarar görmesi kaçınılmazdır.
Bu zararlar öyle küçük çapta da olmaz: Felaket düzeyindedir.
İnsanlar ölür, toprak zehirlenir, dereler kirlenir, havanın ne zaman siyanürle ölüm getireceği bilinmez.
Bu doğa kıyımlarının, ekolojik kırımların dünyanın birçok yerinde yaşanmış örnekleri vardır.
Uzak doğuda Papua Yeni Ginesinde Ok Tedi, Yeni Zelanda Waihi ve MartaHill, ABD Nevada, Güney Amarika Guyana, Kıbrıs Lefke, Romanya BaiaMare’de olan çevre zehirlenmeleri böyle bilinen felaketlerinden sadece bir kaçıdır.

(Amerikalı CMC şirketinin 1974 yılında terk ettiği Kıbrıs-Lefke’deki bakır madeninden arta kalan; arsenik, kurşun, bakır, kadmiyum ve diğer zehirli ağır metal atıkları)

(Rengarenk Lefketoprağı: Çeşit çeşit ağır metal.)
***
Ya Türkiye?
Bugün pıtrak gibi Türkiye’nin her yanına yayılan siyanürlü altıncılık ülkeye ilk kez girmeye çalıştığı Bergama-Ovacık’ta büyük bir direnişle karşılaştı.
Yerel halkın karşı koyması, sağlanan ulusal ve uluslararası dayanışma karşısında yıllarca amacına ulaşamadı.
Bergama’yı kirletmek isteyen çok uluslu, o zamanki Eurogold şirketinin Genel Müdürü Sabri Karahan’ın belirttiği gibi, (Dünyanın kanını emen)Siyanürcü Ahtapot bu durumu prestij meselesi yaptı.
Bergama’da para kazanamama pahasına “zehircilik” ısrarını sürdürdü.
O önemlerde aralıklı olarak TCDevlet Bakanlığı, Sanayi ve Ticaret Bakanlığı yapan İzmir Milletvekili Işın Çelebi’nin açıkladığına göre ilgililere ne rüşvetler teklif edildi neler!
I.Çelebi bir TV programında açıkça Bergama’daki siyanürcü şirket “Eurogold bize rüşvet teklif etti” dedi. (https://www.youtube.com/watch?v=THm7p37KM2A)

(Işın Çelebi)
Bu uğurda mesafe kat etmek için, görünür görünmez milyonlarca lira para harcadı.
Tabii ki prestijin ötesinde önlerinde büyük bir Anadolu altın pastası vardı.
Siyanürcüler Bergama’yı aşacak Anadolu’ya yayılacaktı.
Sonunda koca Türk Devletinin etkili kesimlerini arkalarına alarak ve çeşitli etik dışı uygulamalarla amaçlarına ulaştı.
Ancak Bergama köylülerinin ve çevrecilerin yaptığı sıkı mücadele sürecinde, siyanürcülerinonları susturmakiçin bu çok tehlikeli işletmede yapmak zorunda kaldıkları bazı uygulamalar, sorunu çözmese de görece risk azaltıcıydı.
Bergamalıların karşı koyuşu; “Yeni Ekolojik Paradigma” denilen bilimsel, hukuki, barışçıl eylemler, kamuoyu yaratma, uluslararası yardımlaşma gibi ögelerle, araya siyaseti de katarak; işletme girişiminin her aşamasında yapılan muhalefet bu durumu sağlamıştı.
Bu uygulamalarla Türkiye’nin karar vericilerinden izni kopartan siyanürcüler hızla Anadolu’ya dağıldı.
Eşik aşılmıştı ya, gerisini hak getire!

(Ordu-Fatsa: Halk ve siyanürlü maden sahasına girmek istiyor.)
**
Ardından, böyle zehirli madenlerden peş peşe siyanürcülerin “kaza” dediği felaket haberleri gelmeye başladı.
Giresun-Şebinkarahisar’daki altın madeninde atık barajı taştı, siyanürlü, arsenikli, ağır metalli sular derelere karıştı.
Balıkesir-Ayvalık’da da toprağın demirini almaya uğraşılırken benzer durum yaşandı.
Görünür görünmez canlılar telef oldu. Yeraltı ve yer üstü suları kirlendi.
Bergama-Kozak’ta madenlerin çektiği sularla yer altı suları tükendi, güzelim doğal park taş ocağı, fıstık çamları ürün vermez oldu.
Erzincan İliç’de Kanadalı emperyalist şirketin yerli işbirlikçilerle birlikte yaptığı vahşi uygulama, siyanürlü altın madeninde 9 kişinin ölümüne yol açtı.
Ya FATSA!
Denizin mavisiyle fındık yamaçlarının yeşilini aynı karede buluşturan; suyun, toprağın ve yağmurun birlikte yaşadığı bu eşsiz Karadeniz coğrafyası nasıl bir zulme uğradı!

(Yeşillikler içinde bir yara: Fatsa-Altıntepe siyanürlü altın madeni)
***
Ordu’nun FATSA ilçesinde Yukarı Bahçeler, Yukarıtepe ve çevre köyleri yakınında işletilen bir siyanürlü altın madenin bulunduğu yöre ilginç olaylara tanık oldu.
Burada kurulan zehirli tesis Karadeniz kıyısına yaklaşık 10–15 km uzaklıkta, fındık üretiminin yoğun olduğu bir çevrede yer alıyor.
FATSA’nın, sonra “ALTINTEPE” olarak adlandırılacak olan Kayatepe, Orta, Yılantepe, Sinan, Çamlıtepe, Karakışla yöresinde altın cevheri ilk kez 1990’larda Siyanürlü Ahtapotun namlı kirleticilerinde Kanadalı TECK Cominco şirketi tarafından keşfedilmişti.
Başlangıçta FATSA madeninde, içinde 1-2 gr/ton altın bulunan 3-4 ton cevherde 1.5-2 ton altın var olduğu öngörülmüş daha sonra daha fazla olabileceği düşüncesiyle, kapasite artışına gidilmiş, maden alanı genişletmeye girişilmişti. (https://www.STRATEXinternational.com/public/site/uploads/analystFile-5.pdf?utm_source=chatgpt.com)
Dönem, 15 Haziran 1985 yılında çıkarılan; yabancı şirketlerin Türkiye’de maden araması, ruhsat alması ve işletmesine izin veren 3213 sayılı MadenKanununun uygulanmaya başlandığı yıllardı.
Bu yıllarda Anadolu’nun üzerine atlamaya kalkan zehircilerden Alman-Avustralya-Fransız kökenli Eurogold Bergama’ya, Kanadalı El Dorado Balıkesir-Havran’a sokulurken, yine bir Kanada şirketi olan TECK Cominco Karadeniz bölgesine göz dikmişti.
2009 yılında adını TECK Resources olarak değiştiren TECK-Cominco, Kanada merkezli büyük bir madencilik şirketiydi.
Bugün Dünyanın önde gelen 20 büyük çokuluslu madencilik şirketlerinden biridir. Merkezi Vancouver’dadır.
Siyanürcü Ahtapotun ele başlarındandır.
Bakır, çinko ve kömür üretiminde dünya devlerinden biri olan TECK Cominco 1990’larda Türkiye’de, çok kârlı olduğunun düşünmüş olsa gerek, altın arama işine girişmişti.
İşlettiği madenlerde yarattığı çevre kirliliği, verdiği zararlar nedeniyle Dünyada açılan birçok davanın sanığı oldu.

(Siyanürcü Ahtapotun kollarından biri: TECK Resources Şili’de)
***
Bunlardan Kanada’nın batısında bulunan British Columbia eyaletinde Columbia nehri kıyısındakiTrail’de, kurşun-çinko ergitme tesisinden çıkan atıkların uzun yıllar boyunca nehre boşaltılması çevrede çok ciddi sağlık sorunlarına yol açmıştı.
Columbia nehrinin kirlenmesi özellikle ABD’deki Washington eyaletini ve orada yaşayan Colevill yöresi yerli kabilelerini (Kızılderilileri) etkiledi. Nehrin kirletilmiş suları Kanada’dan başlayıp ABD’ye akmıştı. (https://www.epa.gov/columbiariver)
Açılan davada mahkeme Kanada’nın (zehirci TECK şirketi) ABD’ye 250 bin dolar tazminat ödemesine ve yaratılan kirliliği temizlemesine karar vermişti.(https://caselaw.findlaw.com/us-9th-circuit/1318027.html)
Kanada’da Elk vadisindeki kömür madenlerinden yayılan ve bir (kıymetli) ağır metal olan selenyumun yarattığı çevre kirliliği sonucunda Elk ve Kootenay ırmaklarındaki balıklarda üreme sorunları, nehir ekosisteminde bozulma görülmüş, durum yerli toplulukların büyük tepkisinin çekmişti.
Açılan davaların sonucunda 2021 yılında TECK şirketi Kanada tarihinin en büyük çevre kirletme cezalarından birine, 60 milyon Kanada doları ödemeye mahkûm oldu. (https://www.canada.ca/en/environment-climate-change/services/environmental-enforcement/notifications/2021/TECK-coal-limited-sentenced.html)
ABD-Alaska’daki RedDog madeninde ağır metal, kurşun ve çinko tozu kirliliği, (https://www.epa.gov/npdes-permits/red-dog-mine-permit),Kanada’da Highland Vadisi bakır madeninde atık barajının yarattığı sorunlar (https://www.nrcan.gc.ca/mining-materials/publications/19318) yöre halkı ve çevrecilerin büyük eleştirilerine neden olmuştu
Dünyanın en büyük ve kirleticilerinden TECK Resources şirketinin hisseleri, başında Norman Keevil’in bulunduğu Keevil ailesinin elinde bulunuyordu.
İşte Karadeniz’in yeşilliklerine, akan serin sularına kıyacak FATSA-ALTINTEPE maden cevherini keşfeden ve ilk ele geçiren bu TECK şirketiydi.

(TECK Şirketinin ABD-Kanada sınırında, zehirli atıklarla kirlettiği ve cezalandırıldığı Columbia nehri)
**
Bu dünyaca ünlü siyanürcü ahtapot Artvin-Cerattepe’de de siyanürlü altın madeni işletmek istemiş, bu doğal cennet halkın büyük direnişiyle karşılaşmıştı
https://www.canadianminingjournal.com/news/gold-copper-exploration-news-inmet-buys-potential-orebody-in-turkey/?utm_source=chatgpt.com
Aynı şirket bu yörede Yusufeli’ne de el atmıştı.
Bergama’da halkın ve çevrecilerin yarattığı “Yeni Ekolojik Paradigma” Artvin’de de yaşandı.
Bu deneyimler bağlamında “halk eylemleri, bilim, hukuk, basın, siyaset” etkili oldu, TECK Artvin madenlerini işletemedi.
Hatta Artvinlilerin kent merkezinde yaptığı geniş katılımlı bir bilgilendirme ve dayanışma toplantısına Artvinli yurtsever aydın ve sanatçı Zülfü Livaneli ve Bergama Belediye Başkanı Sefa Taşkın da davetli olarak katılmıştı.
Karıncalar kardeşlerini unutmuyor!
Daha sonra 2000’lerin başında projeyi Kanadalı görünümlü, Bergama’ya da musallat olmuş, aslında bir Alman sermaye deviMETALLGESELLSCHAFTşirketinin biri uzantısı olan INMET şirketi devraldı.
O da beceremedi; böylece 2013’de Artvin-Cerattepe de dolaylı olarak, INMET’i satın alan, yine bir Kanadalıolan FİRST QUANTUM MİNERALS şirketinin eline geçti.
Direniş karşısında o da işi yürütemedi.
Ve sonunda “turpun büyüğü” ortaya çıktı.
Artvin Cerattepemaden sahasının işletme hakkı 2013’te yapılan ihale ile, son 20 yılın çok parlayan yıldız şirketi CENGİZ HOLDİNG’e (ETİ BAKIR üzerinden) geçti.
ETİ BAKIR, 1935’de ATATÜRK tarafından kurulmuş ETİBANK’ınözelleştirilmiş bir parçasıydı
Cerattepe’de maden direniş ve mahkeme kararları karşısında şimdi bir açılıyor, bir kapanıyor.
(https://www.iklimhaber.org/artvinliler-cerattepeyi-talan-edecek-projeye-karsi-ayaklandi/?utm_source=chatgpt.com)
Siyanürcülerin ve yandaşlarının,kirletici madenleri çevrecilerin dikkatinden kaçırmak için Bergama’da icat ettiği usul Artvin’de ve başka yerlerde de uygulanıyor.
Bu madenler ya çalışmıyor ya da çalışıyor gibi yapıyor; ama hiçbirinin durumu net değil. Ama sonunda cevher tükeniyor, bitiyor.

(Cengiz Holding’in eline geçen Artvin-Cerattepe siyanürlü altın madeni: Zehirlenmeyi bekleyen cennet.)
***
Bu süreçte Karadeniz’in bir diğer köşesinde kazan kaynamaya devam ediyordu.
Bergama’da siyanürlü altın madenine karşı yerel ve ulusal karşı çıkışın yoğunlaştığı ve yükseldiği 1990’lı yıllarda FATSA’da altın olduğunu bilen ve ruhsatı elinde bulunduran, büyük ahtapotlardan Kanadalı TECK şirketi hiç sesini çıkarmadı.
Bergama’dan başka, Havran, Uşak Eşme, İzmir Efemçukuru’nda TÜPRAG adıyla faaliyet göstermeye çalışan bir diğer Kanadalı şirket EL DORADO’nun da çevrecilerle mücadelesini izliyordu.
Türkiye’de Siyanürlü altın madenleri konusunda çok sert bir karşıtlık vardı.
Çevreci köylüler kadın, erkek, çoluk çocuk siyanürcü şirketlerin karşısına dikilip bilimsel, hukuksal, eylemsel, enternasyonal dayanışmayla canlarını korumaya çalışırken, siyanürcüler “Bergama’daki mücadeleyi çevrecilere karşı kaybedersek dünyaya rezil oluruz, dünya altın madenciliği büyük yara alır” düşüncesiyle her türlü makyavelist yöntemi kullanarak çevrecileri durdurmaya çalışıyordu. (https://bianet.org/haber/eurogold-prestij-icin-gitmiyoruz-1202)
Hatta Bergama’daki altın işletmesinin arkasındaki siyanürcü Alman şirketine, siyanürcü Alman bankasına, Alman siyanür satıcısına karşı çıkan çevrecileri Alman casusluğuyla suçlama saçmalığında bulunmaktan çekinmiyordu.
Ne kadar çok korkuyordu halktan!
Hele halkın gerçeği anlayıp davranmasından!
Kirletici amaçlarına ulaşmak için her türlü çamuru atmak onlar için mübahtı.
Bu süreçte siyanürcüler “ülkeyi paraya, altına doyuracağı” iddiasıyla kamunun karar vericilerini ikna etmeyi başarmıştı.
“Türkiye siyanürlü altın sayesinde altınla uçuşa geçecekti!”
Kimi muhafazakâr, kimi seküler sözde aydınlar buna inanıyordu ya da bu durumdan bir çıkarları vardı!
Dünyada yarattığı çevre kirlilikleriyle başı zaten dertte olan Kanadalı TECK, bu gelişmeleri dikkatle izlemiş olmalı ki, fıtratında çevre kirliliği yaratmak olan “siyanürlü altın madenciliği”niFATSA’da yapmakta tereddüde düşmüştü.
Diğer siyanürcü şirketler çıkan bütün zorlukları aşmışlar, Devletin karar vericilerini arkalarına almışlar, siyanürlü madenleri çalıştırıyordu ama Kanadalı TECK de Bergama’dan kaçan Almanlar, Fransızlar, Avustralyalılar gibi FATSA’daki siyanürlüaltın madeninden çekilme fırsatı arıyordu.
Tabii ki bunun için sahip olduğu altın çıkarma ve işletme ruhsatını satması gerekiyordu.

(Artvin ve çevreciler)
***
Çok geçmeden bir müşteri bulundu.
Bu STRATEX İnternational adlı bir şirketti.
STRATEX,FATSA’daki altın cevheri konusunda kapsamlı bir rapor hazırlamış, konuyu ve durumu biliyordu.(https://www.mining-technology.com/marketdata/newsSTRATEX-announces-first-gold-pour-at-ALTINTEPE-gold-mine-in-turkey-4713903/)
Bir İngiliz yatırımcılık şirketi olan STRATEX bu rapor bağlamındaNisan 2007’de projeyi TECKResources’dan satın alma opsiyonu ile devraldı.
Satış bedeli dışından STRATEX,TECK’e üretimden küçük bir royality (hak) payı (%1,5) bıraktı.(https://www.STRATEXinternational.com/public/site/uploads/analystFile-5.pdf?utm_source=chatgpt.com)
FATSA için TECK’e 750.000 ABD doları ödendi.

***
STRATEX birçok küçük ortağı olan, hisseleri Londra borsasında işlem gören bir madencilik şirketiydi. (https://www.londonstockexchange.com/stock/AAU/ARİANA-resources/company-page)
Bu büyük olmayan STRATEX şirketini yine bir İngiliz yatırımcılık şirketi olan ARİANA kurmuştu.

Merkezi Londra olan AİRANA daha iri bir şirketti ve 2002 yılında Londra’da faaliyete başlamıştı.
Kurucuları arasında: Kerim Şener (Sener), Michael de Villiers, David Reading gibi jeolog ve madencilik yatırımcıları bulunuyordu.
ARİANA, STRATEX’i bazı erken aşama arama projelerini yürütmek için 2005 yılında ileri sürmüştü.
Türk kökenli Kerim Şener de bu şirketin kurucu ekibi içinde, yönetim kurulunda yer alıyordu.(https://www.proactiveinvestors.co.uk/companies/news/77/STRATEXs-strategic-exploration-starts-to-pay-off-in-turkey-0385.html?)
Bu nedenle STRATEX çoğu zaman ARİANA’nın yan şirketi olarak tanımlanıyordu.
Bu şirketlerin oluşumunda önemli bir yeri olan Kerim Şener Türkiye’de doğmuş, Türkçe konuşan, İngiltere’de eğitim görmüş bir İngiliz vatandaşıydı.
Büyük bir şirket olmayan STRATEX,FATSA yatırımla büyümeyi hedefliyordu.
Altın büyütüyordu!

(Kerim Şener: Girişken bir İngiliz vatandaşı Türk)
***
Ne mutlu: Artık bu “global” dünyada Türk yatırımcılar da sahneye çıkıyordu.
STRATEX’in sahipliğinde FATSA siyanürlü altın madeni çalışma girişimleri 2010 yılında sonuç vermeye başladı. (https://jacobin.com/2023/05/turkey-gold-mining-health-environment-erdogan-akp-elections?utm_source=chatgpt.com)
Ancak Türkiye gibi siyasal, ekonomik, hukuki koşullarının dalgalı olduğu bir ülkede İngiliz STRATEX’e bir Türk ortak lazımdı.
Bunun için çok güçlü referansları bulunan, büyük sermayesi olmamakla beraber yatırımcılıkta agresif bir tutum takınan “BAHAR Madencilik” adlı bir şirket bulundu. 2011’de onunla ortaklık kuruldu.
Bu ortaklık bir şirkete dönüştü ve adı “ALTINTEPE Madencilik A.Ş.” oldu. (https://ekolojibirligi.org/FATSAda-doga-mucadelesi-kazandi-maden-sirketinin-ruhsat-uzatma-talebi-iptal-edildi)
BAHAR Madencilik Sanayi ve Ticaret A.Ş, 3 Aralık 1993’de Ankara merkezli olarak kurulmuş, başlangıçta mütevazi bir şirketti.
Faaliyet alanları; maden arama, altın ve diğer metalik madenlerin işletilmesiydi.(https://www.emis.com/php/company-profile/TR/BAHAR_Madencilik_AS_en_3517895.html?utm_source=chatgpt.com)
Sahipleri basına yansıdığı kadar Ramazan Yılmaz, Ejder Yılmaz, Mustafa Yılmaz idi.
Sosyal ortamda görüntüleri pek paylaşılmayan bu kişiler genellikle “Yılmaz kardeşler” olarak anılır ve şirketin ana hissedarlarıdır.
Bazı kayıtlarda şirket yöneticileri arasında İhsan Yılmaz gibi aynı soyadı taşıyan bir üyenin de adı geçer. (https://sendika.org/2023/04/balikesirde-BAHAR-madencilikin-planladigi-altin-madeni-projesine-ced-gerekli-karari-681900?utm_source=chatgpt.com
Başlangıçta genç bir şirket sayılabilecek BAHAR Madenciliğin 2007–2013 yılları arasında,
Alman ve Fransızlardan sonra en son Amerikalıların eline geçen Bergama-Ovacık siyanürlü altın madenin işletmesini satın alan Akın İpek/ Koza Altın’a çalışan bir taşeron şirket olduğu ifade edilir. (https://haber.sol.org.tr/haber/altinci-sirket-3-yil-sonra-edremite-geri-donuyor-200-bin-agac-kesilecek-331929?utm_source=chatgpt.com)
Yaptığı işler, altın madenlerinde standart taşeron faaliyetleri olan; açık ocak hafriyatı, pasa (gereksiz toprak, kaya) taşınması, kazı ve yükleme, kamyon taşımacılığı olmalıdır.

İbrahim Gündüz ve Orhan Uğuroğlu’nun verdiği bilgilere göre (21.06.2021), “birlikte çalıştığı sürece KOZA Altın A.Ş., başka firmalarla yaptığı bütün işleri feshederek ticari faaliyetlerini ve taşeronluk işlerini, "BAHAR Madencilik Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi" üzerinden yürütmüş.(https://www.gununsonu.com/resm-belgeli-feto-sorulari/1931/)
Yani BAHAR Şirketi, 2016’de ülkede darbe yapmaya kalkışan FETÖ’nin finans sağlayıcısı olduğu gerekçesiyle vatan hainliğiyle suçlanan ve ağır cezalar alan, yurt dışına çıkıp şimdi İngiltere’de yaşayan Akın İpek’in madencilik arkadaşıdır.
FATSA’daki siyanürlü altıncılıkla ilgilendiği bu ortamda BAHAR Şirketi bir taraftan Bergama’da Akın İpek’in KOZA Şirketinin taşeronluk işlerini görüyor, siyanürlü madencilik konusunda staja devam ediyor (!), bir taraftan da FATSA madeninin peşini kovalıyordu.
Artık siyanürlü altıncılığın ülkede büyük bir geleceği olduğu anlaşılmıştı!
Erken davran: Altın kapanın elinde kalıyor!
Devletin kimi yöneticiler de bu işlerin arkasındaydı.
Büyümeyi hedefleyen ve ülkede BAHAR gibi bir şirket arayan yabancı siyanürcü ahtapotlar için bu önemli bir fırsattı!
Bundan hem mali hem de istihdam yönünden yararlanmayı uman Devlet düzeninin de!

(Bahar Madencilik Genel Müdürü ve Altıntepe üst düzey yöneticilerinden Gülsüm Hasanoğlu Atagün’ün ve Şanlıurfa Valisi Hasan Şıldak’ı ziyareti.)
***
Kapitalizmin en önemli kurallarından biridir:
Daha çok para kazanma hırsı içinde yanıp tutuşan sermayedarlar güçlerini birleştirir ve arttırırlar.
Hele altın gibi eşsiz bir değer söz konusu olunca.
Böyle bir iş için bir yeri ele geçirmeye kalkışan küçük şirketler, yetkiyi alınca daha büyüklerini yanlarına çağırır. Sermaye büyümelidir!
Bu alanda da kapitalizm böyle yürüyordu.
Bu süreçte FATSA projesine “ALTINTEPE Madencilik A.Ş.” adı altında BAHAR Şirketiyle birliktesiyanürcülük yapmaya girişen STRATEX, 2011-2013 yıllarında, Türk kökenli İngiliz vatandaşı Kerim Şener’in de yöneticisi olduğu, orta büyüklükteki İngiliz ARIANA Şirketinin portföyünün parçası haline gelir.
Böyle bir ortamda SiyanürcüAhtapot’un kolları ülkeyi iyice sarmaktadır.
Anadolu toprakları siyanürcüler için bereketli topraklardır.
Emperyalizme sunulmuş, siyanürcülere göre tatlı, Anadolu için zehirli büyük bir lokmadır Anadolu.
Iksırıncaya, tıksırıncaya kadar yenecek bir yemek!

***
Artık Anadolu’nun kadim topraklarında emperyalizmin siyanürcülerinin şenliği vardı.
Böyle zengin şenlik sofrasına kimler oturmak istemez ki!
Ancak 2016 sarsıntılı bir yıldı.
15 Temmuz’da FETO darbesi olayı yaşanmış, en büyük FETÖ destekçilerinden biri olduğu bildirilen Akın İpek’in elinde bulunan Bergama-Ovacık siyanürlü madeni dahil bütün işletmelere el konmuş, ağır suçlamalar altında kalan A.İpek İngiltere’ye kaçmıştı.
Akın İpek’in yanında yetişen BAHAR Madencilik şirketi bu sarsıntıdan zarar görmemiş, bilakis o yıl Sivas-Koyulhisar Sissostra mevkindeki altın madeni sahasını, bu sahayı elinde bulunduran bir başka ahtapot kolu,Kanada / ABD kökenli EMX şirketinden satın almıştı. https://www.miningsee.eu/2010-2/?utm_source=chatgpt.com
+-

(Akın İpek)
***
2011-2012, BAHAR’ın ortak olduğu ALTINTEPE Şirketinin zehirli işletmeyi açmak için yaptığı hazırlıklarla geçti. ÇED (Çevre Etki Değerlendirme) süreçleri işlemeye başladı.
Ana yapısını Türk BAHAR şirketinin oluşturduğu İngiliz ortaklı ALTINTEPE Madencilik şirketi FATSA’daki projesini geliştirilip üretime hazır hale getirdikten, 2013’te “ÇED olumlu” kararı alındıktan ve üretime geçti.
Maden yöresinde binlerce kestane ağacı kesildi, fındık bahçeleri ortadan kaldırıldı.
ÇED raporunda taahhüt edildiği üzere madencilik faaliyetlerinin Eylül 2016 tarihinde biteceği ve yine maden sahasının Eylül 2018’de rehabilite edilip kapatılacağı taahhüt edildi. (https://gunesgazetesi.net/haberler/2587/19283/altin-madeni-sahasinin-genisletilmesi-icin--agac-kesimine-mubarek-gunde-cevreciler-dur-dedi.html)
Ama bu taahhüt yerine getirilmedi.
Yemyeşil coğrafyanın çölleşmesi süreci başladı.
Ortalık siyanürle ve ağır metallerle kirlenmeye yüz tuttu.

***
FATSA siyanürlü altın madeninde kullanılan yöntem dünyada ve Anadolu’da birçok başka yerde kullanılan “açık hava kimyasal madde işletmeciliğinden” farksızdır.
Bu yöntemin; altının bir yerde bulunduğunun saptanması, cevheri topraktan çıkarma ve altın taneciklerinin cevherden ayrıştıracak siyanürleme işlemini yapılacağı mekâna getirilinceye kadarki kısmı madenciliktir.
Siyanürleme/siyanür liçi (cyanideleaching) ve sonrası doğrudan doğruya bir kimyasal işlemdir.
Üstelik açık havada yapılan bir işlem
FATSA’da kullanılan yöntem de aynen bu “açık hava madenciliğidir”, “toprağı siyanürleme” yöntemidir.
Bu yöntemde,altınlı toprağa/cevhere ulaşmak için başlangıçta hafriyat gerçekleştirilir.
Kayalar kesilerek açık ocak kazısı yapılır. Cevher makinelerde kırılır, ufalanır. Büyük cevher yığınları, kil bir tabaka ya da membran (plastik tabaka) üzerine serilir.
Bu plastiğin (garantisi olmamakla birlikte) zehirleri toprağa geçirmeyeceği, yer altı sularına karışmasını önleyeceği (!) düşünülür.
Sonra cevher yığınını üzerine sodyum siyanürlü su verilir ya da püskürtülür (heapleach).
Yığının altında meydana gelen çözeltide siyanür cevher taneciklerine yapışık altını cevherden ayrıştırır.
Altta membranın üstündeki drenaj borularında (altınla) yüklü çözelti (pregnantsolution- gebe sıvı) bir ya da iki çökelti havuzuna alınır.
Bu çözelti/altınlı su havuzdan yine borularla, içinde aktif karbon/kömür bulunan tanklara gönderilir.
Bu tanklarda altın çözeltiden ayrılır ve kömüre yapışır (absorbtion).
Özel işlemle altın kömürden ayrılır (elution).
Sonra da elektroliz yoluyla altın metal haline getirilir
Buna “CIL/CIP” yöntemi denir.
Özellikle Uşak-Eşme’da doğa Kanadalı bir şirketin eliyle bu siyanürlü yöntemin kurbanı.

(Fatsa-Altıntepe- Yukarı Bahçeler mevki siyanürlü altın madeni. Yanda siyanür havuzları)
***
Tabii bu yöntem, FATSA-ALTINTEPE’de de uygulanan bu sistem kanıtlanmış birçok risk taşır…
Siyanürlemeni yapılacağı cevher yığınının altına serilen kil tabakası hatalı yapılmışsa, önünde sonunda plastik bir malzeme olan jeomembran yırtılırsa oluşacak sızıntılarla suya karışmış siyanür ve diğer zehirli ağır metaller yeraltı suyuna karışabilir, zehir çevreye yayılabilir.
Özellikle Karadeniz gibi bölgede aşırı yağış havuzların taşmasına, yüzey akışıyla derelere, ırmaklara karışabilir.
Öte yandan siyanür kendi de bir gaz olan HCN’e (hidrojen siyanür), uçucu bileşiklere dönüşebilir, çevreye yayılabilir. Öyle hemen ortadan kaybolmaz.
Siyanürleme (leach-liç) işlemi bittikten, altın alındıktan sonra geride kalan yığının içindeki siyanürlü sıvı toprağa sızabilir, ağır metalleri taşıyabilir. Yağan yağmurlar da bu zehirleri çevreye iletilebilir.
FATSA gibi çok yağışlı bölgede arazinin eğimli olması, etrafta birçok küçük dere bulunması bu gibi siyanürlü altın madenlerindesu kontrolünü daha zor, sızma riskini daha yüksek hale getirir.
Ayrıştırılmış altınlı sıvının iletildiği çözelti havuzunda da benzer riskler vardır.
Aktif karbon tankına iletilip burada altın alındıktan sonra siyanürlü su havuza geri verilir. Ancak bu suda siyanür ve diğer metaller hâlâ vardır. Bu sıvıya “zayıf çözelti” (barrensolution) denir.
Bu siyanürlü su (içine biraz daha siyanür katılarak) üzerine bir kat daha cevher konulmuş siyanürleme yığınına tekrar gönderilir.
Süreç tekrarlanır. Bu yönteme bir anlamda kapalı devre/sürekli dolaşım işlem de denir.
Bu yöntemde siyanür, arsenik, kurşun ve diğer zehirli ağır metaller sistem içinde dolaşır, sonunda yığında kalır.
Sonrası “Allah kerim!”
Yeraltı sularına ve şiddetli yağışlarla oluşacak taşkınlarla canlılara ulaşmayı, onlara zarar vermeyi bekler

(Fatsa Altıntepe siyanürlü altın madeninde yayıncı bilgilerine göre taşkın. Karşıda siyanürlü cevher yığını ve taşkınla akan kirli sular . Kaynak: Odatv: https://www.facebook.com/watch/?v=544606854226172)
***
ALTINTEPE siyanürlü altın madeni 2013 yılında işletilmeye; altın elde edilmeye, siyanürlü ve ağır metalli sular/sıvılar havuz denilen yerlere, devri daimde kullanılmak üzere bırakılmaya başlandı. (https://haberveinsan.com/FATSA-nin-amazonlari-ndan-ilic-e-bir-siyanurlu-madenin-hik-yesi/4034/?utm_source=chatgpt.com
Ordu’nun FATSA ilçesinde kurulan bu altın madeni, Karadeniz’in en yağışlı coğrafyalarından birinde, doğayla sürekli gerilim halinde çalışan bir sistemin örneğidir.
Bu madende kullanılan yöntem, yukarıda anlattığımız siyanürlü yığın liçi (heapleach) olarak bilinir.
Kağıt üzerinde kapalı ve kontrollü bir döngü gibi görünen bu sistem, gerçekte yağmur, topoğrafya ve zamanla yarışan hassas bir dengeye dayanır.
Karadeniz’deki madencilik uygulamalarını değerlendiren saha raporları da bu yöntemin özellikle yağışlı bölgelerde kırılgan bir yapıya sahip olduğunu vurgular
(https://ekolojienstitu.org/koylusuzlestirmeden-cengizistana-karadeniz/)

(Fatsa siyanürlü altın madeninde yayıncı bilgilerine göre taşkın. Taşkınla akan kirli sular . Kaynak: Odatv: https://www.facebook.com/watch/?v=544606854226172)
***
Bu tür işletmelerde altın elde edildikten sonra geriye kalan malzeme ortadan kaybolmaz.
Aksine, maden sahasının kendisi devasa bir atık alanına dönüşür.
Altını alınmış milyonlarca ton kaya, yani geride kalan zehirli yığın, olduğu yerde bırakılır.
Bu yığınların içinde düşük miktarlarda siyanürlü bileşikler ve arsenik, kurşun gibi ağır metaller bulunur.
Üzeri zamanla toprakla kapatılacağı, ağaçlandırma yapılacağı bildirilir.
Fakat bunlar yapılırsa (!) bile bu yalnızca yüzeydeki bir örtüdür. İçerideki kimyasal yük, yağmurla çözünmeye ve hareket etmeye devam edebilir.
Sıvı atıklar ise havuzlarda tutulur, yeniden sisteme verilir ya da buharlaşmaya bırakılır.
Bu havuzların dolması veya sistemin zorlanması durumunda kirli suyun çevreye taşınma riski doğar; bölgedeki çevresel değerlendirmeler, özellikle yağmurla birlikte bu suların dere sistemlerine karışabileceğine dikkat çeker. https://ekolojienstitu.org/koylusuzlestirmeden-cengizistana-karadeniz/
Burada Ordu’nun derelerine!

(Fatsa Altıntepe siyanürlü altın madeninde önceki resmin muhtemelen taşkın öncesi ya da sonrası görüntüsü. Kaynak: İbrahim Gündüz. https://www.odatv.com/guncel/yeni-goruntuler-ortaya-cikti-siyanur-orduya-siziyor-276341)
***
FATSA’daki tartışmaların odağında yer alan bir olay, 2018 yılının, özellikle yoğun yağışlı sonbahar döneminde yaşandı.
Karadeniz’in şiddetli yağmurları liç sahasını suya doyurdu; yığınların içinden geçen çözelti miktarı arttı, toplama havuzları kapasite sınırına yaklaştı.
Bu noktada sistemin en hassas halkası ortaya çıktı: kirli su ile temiz suyun ayrımı. Aşırı yağışlar nedeniyle zehirli yığın sahasının sel sularıyla dolduğu ve siyanür ile ağır metal içeren çamurlu suların dere sistemlerine karıştığı yönünde güçlü iddialar kamuoyuna yansıdı. https://www.iklimhaber.org/FATSAdaki-siyanurlu-altin-madeninin-faaliyetleri-durduruldu/.
İddialar görsel malzemeyle kanıtlandı.
Bu iddialar, yalnızca gözleme dayalı anlatılarla, görsel kayıtlarla sınırlı kalmadı; bölgede yapılan bilimsel çalışmalarda dere ve toprak örneklerinde ağır metal kirliliğinin belirgin biçimde arttığının tespit edildiği bildirildi. (https://www.birgun.net/haber/FATSA-altin-madeni-icin-kirlilik-davasi-goruldu-adalet-gecikir-ama-muhakkak-gelir-614481
Buna karşılık işletmeci şirket, BAHAR’ın da ortak olduğuALTINTEPE Şirketi ve resmî makamlar, büyük bir atık barajı çökmesi ya da kontrolsüz bir felaket yaşanmadığını, sistemin kontrol altında olduğunu açıkladı.(https://t24.com.tr/haber/ordu-fatsa-daki-siyanurlu-altin-madeni-kapatildi,1153328)
Bu nedenle FATSA’daki olay, ani ve yıkıcı bir çökme şeklinde değil; daha çok aşırı yağış altında liç (cevherin yığıldığı) sahasının ve çözeltinin toplandığı havuzların kapasitesinin zorlanması sonucu kirli suyun yüzey akışıyla çevreye yayılmasıolarak nitelenebilir.
Bu tür durumlar, bir anda ortaya çıkan felaketlerden ziyade, zaman içinde biriken ve yayılan kirlilik süreçleriyle karakterize edilir.

(Fatsa Altıntepe siyanürlü altın madeninde yayıncı bilgilerine göre taşkın. Karşıda işletme tesisleri ve taşkınla tepeden aşağıya akan kirli suların Ordu’nun derelerine ve Karadeniz’e karıştığı bildiriliyor. Kaynak: Odatv: https://www.facebook.com/watc/?v=544606854226172)
***
Bu süreçte, Fatsa-Altıntepe siyanürlü altın madeninde yaşanan yağmur taşkını felaketi sonucu madenin kirli sularının çevre derelere karıştığı yönünde olayla ilgiligörüntülü bir haber yapan gazeteci İbrahim Gündüz’e“asılsız haber yazdığı”ve “kişilik haklarına saldırıldığı gerekçesiyle” 500 milyon TL’lik tazminat davası açan Bahar Madencilik Şirketinin bu talebiAnkara 13.Asliye Hukuk Mahkemesi”tarafından reddedilir.
Bu mahkemede,aynı zamanda madenin görünürdeki sahibi ALTINTEPE Şirketi ile BAHAR Şirketinin ortak olduğu anlaşılır.(file:///C:/Users/HP/Downloads/%C4%B0BRAH%C4%B0M%20G%C3%9CND%C3%9CZ.pdf)
Böylece FATSA-Altıntepezehir felaketi24.07.2024 günlü mahkeme kararıyla da tescil edilir.
Ancak, bunun ardından Ordulu çevrecilerin madeni işleten şirketin çevre kirliliği yarattığına ilişkin yargıya yaptığı suç duyurusu üzerine mahkeme 16.01.2026’da şirket yetkililerinin beraatine karar verir. (https://www.orduolay.com/haber/27253632/fatsada-altin-madeninin-kirlilik-davasinda-beraat-cikti-adiguzelden-sert-aciklama-geldi-cevre-katliami-hukuk-katliami-olarak-suruyor)
***

(Fatsa madenindeki taşkınla ilgili tazminatında mahkeme kararı
FATSA örneği, siyanürlü altın madenciliğinin en kırılgan noktasını açıkça ortaya koyar.
Sistem ne kadar mühendislik hesaplarına dayanırsa dayansın, doğa koşulları—özellikle yağış—belirleyici olmaya devam eder.
Ve belki de en önemlisi, altın çıkarıldığı anda hikâye bitmez; aksine yeni başlar.
Çünkü geriye kalan şey, toprağın içinde kalmaya devam eden ve zamanla suyla, toprakla, yaşamla etkileşen bir kimyasal mirastır.
Bu nedenle FATSA’da yaşananlar, yalnızca belirli bir tarihte meydana gelmiş bir olay olarak değil; doğa ile endüstriyel faaliyetler arasındaki dengenin ne kadar hassas olduğunu gösteren bir örnek olarak okunmalıdır.

(Ahmet Topçu: Fatsa’da bir fındık üreticisi)
***
2018 yılında FATSA altın madenide siyanür havuzlarının yoğun yağışlar sonucu taşması sürecinde oluşan kirliliğe tepkiler ve protestolara rağmen maden resmen kapatılmadı, faaliyetlerini sürdü.
Tepkiler daha da artınca madenin faaliyetleri 2019 Ordu Valiliği kararıyla durduruldu.
Bu süreçte ÇED gözden geçirildi, ruhsat ve izinler tartışıldı.
Şirketin başvuruları sonrası karar vericiler ikna olmuş olmalı ki 2020 yılında madenin faaliyetlerine yeniden izin verildi.
Ancak halkın ve çevrecilerin bu madene karşı çıkışı durmadı.
FATSA madeni BAHARın aldığı 2013’de başladığı çalışma izin 2018’de bitmesi gerektiği ama faaliyetlerin sürdürdüğü belirtiliyordu. (https://ekolojibirligi.org/FATSAda-doga-mucadelesi-kazandi-maden-sirketinin-ruhsat-uzatma-talebi-iptal-edildi/?utm_source=chatgpt.com)
2024 yılında Ordu İdare Mahkemesi kararıyla BAHAR Madenciliğin FATSA’da ruhsat uzatımı iptal edildi ve faaliyetler durduruldu. Ardından Ordu Valiliği madene “faaliyet durdurma” uyguladı. (https://t24.com.tr/cevre/ordu-FATSA-daki-siyanurlu-altin-madeni-kapatildi,1153328)
Tabii ki bu eylemsel ve hukuksal mücadele sürecinde, işletme açılıp kapatılırken Altıntepe’nin “Yukarı Bahçeler” mevkiindeki cevher bitti. Maden resmen kapalı görünüyor!
Ama bu süreçte, ülke yöneticilerinin artan altın sevdası sonucunda, neredeyse Fatsa ilçesinin tamamı yüksek makamlar tarafından maden sahası ilan edildi.
ALTINTEPE Şirketi ve BAHAR ise tabii ki siyanürlü altın sevdasından vaz geçmedi.
Bir yandan FATSA’daki yeni maden alanlarında gerekli izinleri almaya uğraşırken bir yandan daTürkiye genelinde yeni altın ve gümüş ruhsatları, arama sahaları topladı, işletmeye hazırlandı, gerekli izinler almaya çalışıyor.
Doğal olarak birçok yerde çevreci karıncaların tepkisiyle karşılaşıyor.
***

(Ordu’nun Ciseli şelalesi)
Bütün bu olaylar ve olguların çok eski bir Ordu türküsünü hatırlatmaması olanaksız.
“Ordu'nun dereleri
Aksa yukarı aksa
Vermem seni ellere
Ordu üstüme kalksa
Sürmelim aman.”
Karadeniz’in bu eski türküsünde geçen “sürmelim”, yalnızca sevilen bir kadına söylenmiş bir söz değildir.
Bu sesleniş, insanın elinden alınmak istenene karşı direncidir.
“Vermem seni ellere / Ordu üstüme kalksa” dizesinde dile gelen şey, bir sevdayı koruma kararlılığıdır; gerekirse bütün bir düzen karşısına dikilme cesareti.
Bugün Fatsa’da yaşananlara bakıldığında, bu türkü başka bir anlam kazanır.
Artık “sürmelim”, yalnızca bir sevgili değil; dere, toprak, su, yaşamın kendisidir.
Yağmurla kabaran derelerin taşıdığı yalnızca su değildir; bir coğrafyanın kaderi de bu akışın içindedir.
Bu yüzden türküdeki sesleniş yeniden duyulur:
“Vermem seni ellere…”
Bu kez söylenen, bir yar değil;
bir vadidir, bir dere yatağıdır, bir yaşam alanıdır.
Ve “sürmelim” artık:
gözlerine sürme çekilmiş bir sevgili değil,
yağmurla kararan, içinden hayat akan Karadeniz toprağıdır.
Çünkü bazı şeyler sevilmez sadece; korunur.
Ve bazı türküler, söylendikleri yerde hâlâ devam eder.
Sefa Taşkın
29.03.2026
Karşıyaka/İzmir
Çok Okunanlar
Trump’tan Suudi Veliaht Prensi Selman'a şok sözler
Tekel bayilerine pembe tabela şoku
Emeklilerin eksik gün sorunu Yargıtay’dan çıkan kararla çözüme kavuştu
Manchester United Casemiro ile yollarını ayırıyor
İran Devrim Muhafızları ABD savaş uçağını vurdu
8 ilde dolandırıcılık operasyonu: 50 zanlı tutuklandı
AKP ve MHP’yi karıştıran Muğla olayı!..
Antalya Büyükşehir Belediyesi soruşturmasında yeni gelişme
Dubai’de Ukrayna’ya ait İHA karşıtı sistem deposu imha edildi
Yönter’in istifası sonrası Sinan Ateş'in ablasından dikkat çeken paylaşım