Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış haberleri bul
Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış haberleri bul
ve ve
ve ve
ve ve
Temizle
Euro
Arrow
51,4850
Dolar
Arrow
44,4973
İngiliz Sterlini
Arrow
58,7512
Altın
Arrow
6806,2388
BIST
Arrow
10.729

Zeytin ağaçları yere serilirken yapraklar ağlar

BERGAMA’DAN SİYANÜR GÜNLÜKLERİ-29

Mahkeme salonları, kesilen ağaçlar, kapatılan yollar — Bergama'nın çevre mücadelesi 1994'ten itibaren farklı bir boyut kazanmıştı. 

Artık yalnızca köy meydanlarında değil, İzmir'in İdare Mahkemelerinde, Ankara'nın yüksek koridorlarında ve Anadolu'nun en eski zeytinliklerinin gölgesinde veriliyordu bu mücadele. 

Hukuk bir araç olarak devreye girmişti — köylüler haklarını yasalar çerçevesinde aradıkça, mücadelenin dili de genişliyordu

(Bergama köylüleri. Türk Bayrağı ellerinden hiç düşmedi.)

***

Türkiye’de siyanürlü altın madenciliği böyle bir siyasal iklimde Bergama’daki tesislerini çalıştırmaya uğraşıyor, Bergamalı çevreciler değişik eylemlerle yeri göğü inletiyordu. 

Ankara’daki iktidar kavgası tüm hızıyla sürerken ülke zehirli altın madenlerine kapılarını sonuna kadar açmaya hazırlanıyordu. 

Başı dışarda, kollarıyla Anadolu’yu sımsıkı sarmaya niyetli Siyanürcü Ahtapot, hangi siyasi partiden olursa olsun iktidara talip olan partileri bu zehirli altın işletmelerine ikna etmeye çalışıyordu.

Ama buna rağmen halkın tepkili sesine kulak veren siyasiler de vardı.

Bu ortamda siyanürcü Eurogold şirketi bazı devlet kademelerinden izin alıp Bergama’daki madeni çalıştırıyor, hukukçular açtıkları davalardaki itirazlarıyla mahkemelerden kapatma kararları alınmasını sağlıyordu.

“Ekolojik paradigma” dediğimiz; bilim, hukuk, toplumsal eylem, basın ve iletişim, siyaset, uluslararası ilişkilerle kamuoyu oluşturma çabalarıyla Bergama olayını duymayan kalmamış ülkede çok geniş bire kesim konudan etkilenmiş, dikkatini bu yöne çevirmişti.

Devletin bir kesimi ülkenin içinden çıkamadığı ekonomik krizleri ülke düzeyinde çıkarılacak altınla aşmayı umarken, bir kesimi de kamu yararını gözetmek ve olası felaketlere kapı açmamak için dikkatli davranıyordu.

Tabii ki emperyalizmin şirketleri ve onlarla iş birliği yapmaya pek hevesli yerli kişi ve kuruluşlar da siyanürlü altın pastasından pay kapmak için kapıda hazır bekliyordu.

Siyaset de konuyla yakından ilgileniyor, birçok duyarlı siyasetçi konuyu izliyordu.

CHP Milletvekilleri Kemal Anadol, Ali Rıza Bodur, Aydın Güven Gürkan, Veli Aksoy, Sabri Ergül bu konuda başı çekenlerdendi.

(Milletvekilleri Aydın Güven Gürkan ve Ali Rıza Bodur, Bergamalı Köy Muhtarlarını dinliyor. Ekim-1996)

***

Bunun üzerine Bergama Belediye Başkanı Sefa Taşkın ve 632 kişinin vekaletiyle Av. Senih Özay 8 Kasım 1994 tarihinde, bu madenle ilgili yasal işlemlerin durdurulması için İzmir İdare Mahkemesine üç ayrı dava açtı. (https://www.anayasa.gen.tr/law315-bergama.htm)

İptal isteminde; değerli (altın) madenin çıkarılması için şirket (Eurogold) tarafından siyanür kullanılmasının tehlikeleri, özellikle su tabakasının kirlenmesi, mahalli bitki ve hayvan kırımı belirtilen gerekçeler arasında idi. Ayrıca, bu türden bir işletme yönteminin insan sağlığı ve güvenliği için oluşturduğu tehlike de belirtilmişti.   (Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Kararı TAŞKIN VE DİĞERLERİ/Türkiye Davası. Dava No: 46117/99 Strasbourg 10 Kasım  2004)

Davanın görüldüğü ilk oturumda görüşlerini heyecanlı bir şekilde açıklayan Bergama Belediye Başkanı’na Duruşma Savcısı, “burası seçim meydanı değil”, diye müdahale etti. 

Bu tutum köylüler için hayra alamet değildi. 

Çevrecilerin canlarını korumak için mahkeme kapılarında hak aradığının farkında değildi savcı.

Mahkemeler demokrasilerin tapınakları değil miydi?

Başka nerde arayacaklardı haklarını sıradan insanlar?

(Bergamalılar İzmir 1.İdare Mahkemesi önünde.)

***

Bergamalılar çeşitli toplantı ve bilgilendirme etkinlikleriyle maden karşıtlığını pekiştirirken bir yandan da hukuki mücadeleyi sürdürüyordu.

Dava iki yıl kadar sürdü. Köprülerin altından çok sular aktı.

İzmir İdari Mahkemesi, 2 Nisan 1996 tarihinde, çevrecilerin tüm taleplerini reddetti.

Çevreciler hukuk mücadelesinde bu kararla yara almış ama direnişten vaz geçmemişlerdi. 

Bu ret kararının hemen ardından, köylülerin avukatları Temmuz / Ağustos 1996’da kararı temyiz ederek iptal edilmesi için dosyayı, Ankara’ya, Yüksek Mahkeme Danıştay’a taşıdı.

Ancak İzmir Mahkemesinin siyanürcüler lehine verdiği karar altıncıları daha da heveslendirmiş, zehirli yolda yürümelerinin daha da kolaylaşacağını düşünüyorlardı.

Nasıl olsa Danıştay’dan da onların lehine bir karar çıkardı.

Bu yüzden Ankara nezdindeki ikna çabalarını iyice yoğunlaştırdılar.

Siyaset de onlara yardımcı olacak kadar bulanıklaşmış, balık avlamak kolaylaşmıştı.

Ancak aynı siyaset, oy istediği halka karşı sorumluydu. Gerçekten halkın çıkarları doğrultusunda onlara yardımcı olanlar dışında, kimi siyasetçiler sorunlarla ilgilenmez ya da ilgilenir görünmezse nasıl bakarlardı halkın yüzüne! 

(Yerel mahkemenin ilk kararını arkasına alan Fransız emperyalizmi teslim ol diyor.)

***

İzmir 1.İdari Mahkemesinin, çevrecilerin Bergama’daki siyanürlü işlemlerin durdurulması ile ilgili taleplerini reddetmesi Siyanürcü Ahtapotun daha da iştahı daha da kabarmıştı

İzin alma işlemlerini daha da hızlandırdı. 

Bu arada, tel örgüyle çevrilmiş maden sahasına giren çıkan kamyonlardan, içerdeki hareketlilikten anlaşıldığına göre madenin ve siyanürlü altın işletmesi gizlice çalıştırılıyordu.

İnşa edilmiş atık havuzu zehirli ağır metallerle doluyor, siyanür gazı havaya karışıp duruyordu.

Durumun farkında olan köylülerin öfkesi her geçen biraz daha artıyordu. Üstelik mahkemeyi de kaybetmişlerdi. Bu arada siyanürcülerin aracıları köylü önderlerini tek tek arayarak yüksek ücretle madende iş teklif ediyorlardı.

Altın uğruna her şey mübahtı. Sevimli görünmek için Ramazan ayında kuzu bile dağıtmışlardı. Ya da çeyrek altın!

Bu ortamda köylüler, eylemlerin merkezi konumunda olan Çamköy’de büyük bir kalabalıkla bir basın toplantısı yaptılar. 

Bergama belediyesi meclis üyeleri ve 17 köy muhtarı oradaydı.

Maden sahasındaki girişimleri, çokuluslu Eurogold şirketini ve onun tam izin almadan yaptığı yasal olmayan çalışmasına göz yumanları protesto ettiler.

Ama Siyanürcü Ahtapot buna aldırış etmiyordu bile. Ardına devletin bir bölümünün rüzgarını almıştı.

Aç-kapa yöntemiyle, kaçak olarak çalıştırıp, itirazlar yükselince kapatarak, zehirli altınlarına kavuşuyordu.

Hatta etkinlik alanını daha da genişletmeye hazırlanıyordu.

(Çamköy’de basın toplantısı.)

***

02.04.1996’da İzmir 1.İdare Mahkemesi köylülerin açtığı davayı reddedince, Eurogold daha önce Orman Bakanlığına yapmış olduğu başvurunun sonucunu, çok geçmeden 14.11.1996 günü aldı.

Ağaç katliamı için izin çıkmıştı. Arkasından diğerleri de gelebilirdi.

Hazır elde izin varken siyanürcü şirket koca koca makinelerle hemen işe girişti.

Onlarca yıllık zeytin ve çam ağaçları boylu boyunca toprağa serilmeye başlandı.

Jandarma şirket elemanlarının güvenliklerini sağlıyor, köylüleri yaklaştırmıyordu. 

Bu içler acısı durum karşısında büyük bir tepki yükseldi köylerden.

Kadınlar ağlıyor, çocuklar şaşkın şaşkın bakıyor, hayvanlar makinelerin gürültüsünden sağa sola kaçışıyordu.

Ne olacaktı şimdi?

Kimse onları dinlemiyor, kimse onlara aldırmıyordu.

Sığınacakları bir tek yer o yörede, 17 köyden biri olan Narlıca köyü yakınlarındaki içme suyu kuyularının bulunan Bergama Belediyesi idi.

Zaten Belediye de baştan beri durumu takip ediyor, köylülerin yanında duruyordu.

O da bir devlet kurumuydu aynı zamanda.

(Ekim 1996)

***

Başta muhtarları olmak üzere köylüler sabahın erken saatinde Belediye Başkanını aradılar, durumu anlattılar. Ertesi sabah Bergama’da toplanma kararlaştırıldı.

Sabah olmuş kadın erkek, çokluk çocuklarıyla onlarca kişi Belediyede bir araya gelmişti.

Başkanın odasını tıka basa doldurmuşlardı.

Türkiye’nin en seçkin mimarlarından ve aydınlarından, Bergama’nın şehir meydanı inşaatını tasarlayan Cengiz Bektaş da oradaydı. 

Oluşan heyecanlı ve öfkeli ortamı hayretle izliyordu. 

Köylülerin hareketliliği ve topluca hak arayışları sıra dışıydı.

Muhtarlar Belediye Başkanı’ndan devleti (Orman Genel Müdürlüğünü) arayarak kesimin durdurmasının talep edilmesini istiyorlardı: Ne de olsa o Belediye Başkanıydı, Başkanın sözünü dinlerlerdi!

Öyle sanıyordu temiz kalpli, yıllardır efendilerine itaat etmiş, devletlerine sadık köylüler. 

(Maden sahalarında kesilen zeytin ağaçları. YZ)

Türkiye halkının inanılmaz bir güveni vardır devlete: 

Devlet yanlış yapmazdı! 

Deneyimleriyle biliyorlardı ki karşı çıkana da eli çok ağırdı!

Ankara’dan hala umutları vardı insancıkların!

Öyle mi?

Başkan Sefa Taşkın Ankara’yı aradı, durumu, halkın kızgınlığının had safhada olduğunu, istenmeyen olaylar çıkabileceğini, ağaç kesiminin durdurulmasını istedi. 

Konuşmayı mikrofonu açık telefondan odayı hınca hınç doldurmuş köylüler de dikkatle izliyordu.

Orman Genel Müdürü nazikçe dinledi. Sakin olunmasını, isteği yerine getireceğini söyledi. Tedbirliydi konuşmasında. Muhtemelen önceden uyarılmıştı!

Köylüler sevinmişti. Umut naraları atıldı.

Nihayet Ankara’da onların isteğine kulak veren bir yetkili çıkmıştı.

Başkan’a teşekkür edip gideceklerdi ki durun dedi Sefa Taşkın:

“Sizdeki gerginliği duymuşlardır ki Genel Müdür bize ağaç kesimini durduracağını söyledi. O da emir kulu. Onun da üstü var. Üstünün üstü var.  Bakarsınız şimdi durdururlar, yarın bu emir değişir, kesim devam eder.”

Hep bir ağızdan “n’apcaz o zaman” dedi köylüler bir ağızdan.

“Gitmek istediğiniz yollar kapalıysa başınızı kaldırmak haktır” dedi, Başkan.

“Başınızı kaldırın! Uzağı görürsünüz!”

(Yok edilen doğa. Ölü ağaçların bedenleri.)

***

Köylüler sert bakışlarla ayrıldılar Belediye’den. Mücadelede kararlı oldukları ortadaydı. Daha da hırslıydılar.

Ertesi gün 15.11.1996’da, köylerden ağaç kesiminin yeniden başladığı, dev makinelerle ağaçlık alanları dümdüz edildiği haberleri geldi.

Ortalık köklenmiş ağaç mezarlığına dönüşmüştü.

Kutsal zeytin ağaçları boylu boyunca serilmişti yere. Görkemli çam ağaçları parça parçaydı.

Ağlayan yapraklarla kaplıydı yerler!

Elin oğlu acır mı senin toprağına!

Bu görüntü, sonraki yıllarda ülkenin birçok yerinde yinelenecek bir görüntüydü.

Çanakkale-Balıkesir-Kaz Dağları’nda, Ordu-Fatsa’da, Muğla-Akbelen’de, vb.

Yeni bir ağaç kıyımı çağı başlıyordu Anadolu’da.

Böylesi görülmemişti o zaman kadar.

Çokuluslu şirketler ya da yerli taklitçileri ve iş birlikçileri daha çok para kazansın, daha çok kar etsin diye!

İşte böyle bir şeydi emperyalizm.

Dallarından zeytin tanelerini topladıkları, tanelerinden meyve suyunu, zeytin yağını çıkardıkları, gölgesinde dinlendikleri zeytin ağaçlarının öldürülmesi bilinçleri büyük bir yaraydı köylüler için.

Başlarını kaldırmışlar, traktörlerini yanlarına almışlar, köylerinden inmişler İzmir-Çanakkale yolunu bir süreliğine trafiğe kapatmışlardı. 

Acil ihtiyacı olan araçlara yol veriyor, İzmir Valisinin oraya gelmesini ve ona dertlerini anlatmak istiyorlardı.

Bu bir gerçek kırılma anıydı.

Kararlıydılar. Vaz geçecek halleri yoktu!

Çevrelerini ve canlarını korumak için korkusuzca ayağa kalkmışlardı.

Bu daha başlangıçtı. Daha sıcak günler bekliyordu Bergama’yı.

Köylüler karayolunu uzun süre keserek bu konuda ne kadar dirençli olduklarını göstermişlerdi.

İzmir Valisinin gelmesi, köylüleri dinlemesi, kolluk kuvvetlerinin ısrarlı ikazı sonucunda hiçbir olay çıkmadan ve kimsenin canı yanmadan eylemi sonlandırmışlardı.

Verilen mesaj gideceği yere ulaştırılmıştı!

Devletin Valisi dinlemişti onları.

İstem bu kadar açıktı.

“Köylü bu zehirli madeni istemiyordu!”

(İzmir-Çanakkale yolu, Ovacık mevkii.15.11.1996.)

***

Bu arada Eurogold ağaç kesmeye karşı köylülerin koyduğu tavrı savcılığa şikâyet etmiş, kendince belirlediği elebaşları hakkında suç duyurusunda bulunmuştu.

Daha sonra yerel savcılık, bu yol kapatma eylemine katılan kişilere karşı dava açmış, mahkûmiyet kararı vermiş ancak konuyu görüşen Yargıtay 8. Ceza Dairesi 1998 yılında bu hükmü bozmuştu:

"... İdari yargı kararlarıyla şirketin faaliyetlerinin durdurulmasına karşın siyanürle altın arama çalışmalarını sürdürdüğü düşüncesi ve siyanürün insan yaşamını ve çevreyi olumsuz yönde etkileyeceği inancının ortaya çıkardığı ani tepkiyle, yörenin değişik köylerinden gelenlerle birlikte sanıkların, İzmir - Çanakkale karayolunda önceden kararlaştırılmaksızın, duyarlılık kazanmış bir konuda toplumsal refleks sonucu trafiği aksatmadan tek sıra halinde yürümekten ibaret eylemlerinde kanunsuz toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme veya yönetme suçunun unsurlarının oluşmadığı gözetilmeden mahkumiyetlerine karar verilmesi hatalıdır..." kararını vermişti .

 Bergamalıların şiddetsiz toplantı ve gösterileri nedeniyle demokratik protesto hakkına ilişkin alınan bu örnek kararı, çevrecilerin avukatlarından Ali Arif Cangı; Bergama sürecinin (olaylarının) çevre hukuku alanında ciddi kazanımlar elde edilmesini sağladığını ve çevre hukukunun gelişmesine katkıda bulunduğunu bildiriyordu.https://bianet.org/yazi/bergama-direnisi-cevre-hukukunu-nasil-degistirdi-160776

Çevre olaylarının hukuki boyuta taşınması, Yeni Bergama “Ekolojik paradigması”nın bir ürünüydü. 

Bu paradigma; haksızlıklara karşı bilim, hukuk, eylem, iletişim, siyaset ve uluslararası dayanışmayla topluca mücadele etme yöntemiydi. 

Ve bu yöntemden doğan hukuki kazanımlar artık yalnızca Bergama'da kalmıyor, ülkenin her yanına yayılıyordu. 

(Kadınlarımız.)

***

Bergama köylüleri, bir yandan mahkeme kararlarının arkasını kolladığı şirketle, öte yandan kesilen her ağaçla, kapatılan her yolla, açılan her dava ile mücadele ederken farkında olmadan bir şeyin daha temelini atıyordu:Türkiye'nin çevre hukukunu. 

Yargıtay'ın o bozma kararı, Danıştay'a taşınan dosyalar, İzmir mahkemelerindeki itirazlar — bunların her biri ileride başka köylerin, başka nehirlerin, başka ormanların davalarında emsal olacaktı.

Bergama tavrıyla yalnızca kendisi için değil, henüz adını bilmediği pek çok yer için de hukuk yazıyordu.

Sefa Taşkın

21.06.2026

Dikili-İzmir.