Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış haberleri bul
ve ve
ve ve
ve ve
Temizle
Euro
Arrow
55,7868
Dolar
Arrow
48,9280
İngiliz Sterlini
Arrow
64,8523
Altın
Arrow
6797,5576
BIST
Arrow
12.899

Güneş eritmiyor, ayaz donduruyor!

Haberlerini algoritmaya bırakma, hangi kaynağı okuyacağına sen karar ver. 12punto'yu tercih ettiğin kaynaklar arasına ekle!

Fon krizinin yansımaları devam ediyor. Borsa İstanbul haftayı kayıpla kapatırken, sermaye piyasalarındaki sarsıntının etkileri farklı boyutlara erişiyor. Geçmiş işlemler sorgulanıyor. Binlerce küçük yatırımcının birikiminin hiç edilmesi şöyle dursun, usulsüzlüklerin kanıksanması sonucunda sisteme güven tükeniyor. Halk tedirgin halde olan biteni izliyor.

Geçen hafta ekonomide tehlikenin farkında mısınız diye sormuş ve ülkenin reel üretim gücünün yitirilmesine değinerek, on yıllar sonra ilk defa sanayinin milli gelirdeki payının %20’nin altına düşmesinden bahsetmiştik. Tabi burada önemli olan sektörel değil genel durumdur. Yoksa savunma sanayi gibi belli alanlarda, sektör içi verimlilik tartışmaları bir yana, ilerleme inkâr edilemez. Hoş orda da manzara tekdüze değil. SİHA teknolojisinde başarıların yanında, seri üretimi on yıldan fazla sarkan Altay Tankı gibi başarısızlıklar da bulunuyor. Ancak şurası kesin ki, genele baktığımızda, Türkiye sanayisizleşiyor ve bu gidişat Türkiye’nin sosyo-ekonomik yapısını da olumsuz yönde dönüştürüyor.

Erken sanayisizleşme ile birlikte toplumun reel üretim dışı alanlara yönelmesi ve bireylerin sisteme güven duygusunun zedelenmesi doğru orantılı. Nitekim emeğe, üretime değer verilmediğini gören bu alandan çıkıyor. Çıkış arttıkça büyük bir işsizlik dalgası oluşuyor. İnsanlar o dev dalgada boğulmamak için farklı seçeneklere sürükleniyor ve büyük siyasal iktisatçı Susan Strange’in yıllar önce yaptığı tanımla‘kumarhane kapitalizmi’ şeklinde işleyen finansal piyasaların kucağına kolaylıkla düşüyor. Maalesef çoğunu güzel bir son beklemiyor.

Halkın finansal araçlara yönelimi son zamanlarda iyice artıyor. Kripto varlıklardan tutun, albenili yatırım fonlarına ve tabi ki vadeli/kaldıraçlı işlemlere kadar her enstrüman alıcı buluyor. Amaç, elbette bir anda köşeyi dönmek! ‘Ahmet aylar içinde milyarder, Ayşe haftalar içinde milyoner oldu, ben niye olmayayım?’ sorusu beyinleri kemiriyor. Yalnız o Ahmetler, Ayşeler kimdir, nasıl zenginleşmiştir diye kimse pek de incelemek istemiyor. Para deryasında herkese yer var zannediliyor ama tabi ki evdeki hesap çarşıya uymuyor.

Dünyanın her yerinde siyasi ve mali erki arkasına alan spekülatörler, sermaye piyasalarında cirit atıyorlar. Hele kuralların katı uygulanmadığı, denetleme ve düzenlemelerin şeffaf olmadığı yerlerde ne cirit atması, adeta cirit oynuyorlar! Bunca açgözlünün arasında, küçüklerin birikimleri ise kayboluyor. Son fon skandalında bir anda zenginleştiği anlaşılan 28 yaşındaki AKP Gençlik Kolları eski yöneticisinin durumunu bir düşünün. Kendi emeğiyle ya da olağanüstü zekasıyla mı o kadar ‘kazanmış’ olabilir? İşte çelişki zaten tam da burada beliriyor: Reel ekonominin zayıflayıp üretimin gerilediği yerlerde eğer birileri hızla zenginleşiyorsa, aynı anda ondan çok daha fazla insan süratle fakirleşiyordur! Dahası, finans kapitalin hunharca serbest dolaştığı ülkelerde servet transferi ve gelir adaletsizliği çok daha yüksektir. 

Bugünün Türkiye’sinde çalışan nüfusun neredeyse yarısı asgari ücretliyken, ortalıkta varlığına varlık katan ve bunu nasıl edindiğini açıklama ihtiyacı bile duymayanların çoğalması tesadüf değildir. Bu tür şahısların en önemli özelliklerinden biri de birden fazla koltuğu pervasızca işgal etmeleri ve bununla övünmeleridir. Mesela insan aynı anda hem Profesör hem Büyükelçi hem fon yöneticisi hem de şirket yönetim kurulu üyesi olabilir mi? Hem siyasi bir figür hem bürokrat hem reklamcı hem de oyuncu olabilir mi? Burada oluyor! Bu doyumsuzluğa kimse de dur demiyor. Üstelik bu tür imtiyazlı zümrelerin gerçek donanımları ve işlerinden hiçbirini layıkıyla yapamadıkları da kriz anlarında ortalığa seriliyor. Nitekim bu profilleri incelediğinizde ya yozlaşmışlık ya da yavanlık hemen göze çarpıyor.

Vurguncuların sakat düzenden memnun olup keyif sürdüğü bu ortamda, toplumun geniş kesimleri ise yoksulluğa sürükleniyor. Adaletsizlik büyüyor, gelecek beklentisi karamsarlaşıyor, kaygılar çoğalıyor. Onurlu bir hayat her yurttaşın hakkıyken insanların buna dair özlemleri gerçekleşmeyince doğal olarak verdikleri tepkilerde sertleşiyor. Toplumsal öfke homurdanmaya dönüşüyor. Bazen bu homurdanma duymak istemeyenleri bile etkileyecek kadar dışa vuruyor. Uyduruk bir özgeçmişe sahip bir fon çantacısının milyarlarla oynadığı yerde bir emekli kamu görevlisi protestoda canına kıyıyor. Hak mücadelesinde yaşanan bu olay yürekleri sızlatıyor!

Ekonomide sanal refah dönemi yıllar öncesinde kaldı. Pandemiye kadar belli bir ölçüde gözlenen gelir eşitsizliği 2020’den sonra arttı, bugünse ayyuka çıktı. Yaşananlar sıradan değil. Eşitsizliğin normalleştiği, temel ahlaki değerlerin erozyona uğradığı toplumların sağlıklı yaşayabilmesi de mümkün değil! Tuzu kurular fark etmiyor ama böyle bir yangın ortamında salt teknik konuları tartışmak, devekuşu misali başı gömüp çevreden kopmak anlamına geliyor. Duyarlı her yurttaşa bundan sonra sorumluluk düşüyor. Bazısı sadece işimle meşgul olayım, az aşımla suya sabuna dokunmadan yaşayayım dese bile günün sonunda fırtına alıp herkesi götürüyor. Bireycilik artık bireyi kurtarmıyor.Zamanın ruhu toplumculuk lehine akıyor! 

Eskiden, kriz ortamında hızla kaybedilen birikimleri anlatmak için ‘güneşin altındaki buz gibi eridi’ tabiri kullanılırdı. Bugünün Türkiye’sinde birçok insan için birikim sahibi olmak artık bir hayal olduğundan, günü kurtarmak büyük başarı kabul ediliyor. Ancak bıçak orda da kemiğe dayandı. Henüz havalar soğumamışken bile günü kurtarma çabası giderek imkansızlaşıyor. Vaziyet adeta insanın kar, boranda fırtınaya yakalanmasına benziyor ve son fon krizi gösterdi ki artık güneş, olmayan birikimi eritmiyor; daha kış gelmeden başlayan ayaz yurttaşı donduruyor!