Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış haberleri bul
Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış haberleri bul
ve ve
ve ve
ve ve
Temizle
Euro
Arrow
51,8751
Dolar
Arrow
43,9339
İngiliz Sterlini
Arrow
59,1089
Altın
Arrow
7253,7346
BIST
Arrow
10.729

Kamuda yapay zekâ: Hız mı, güven mi?

Daha önce bu köşede yapay zekâ tartışmasının yalnızca teknoloji yarışı olmadığını, asıl meselenin güven, yönetişim ve kamusal sorumluluk olduğunu yazmıştım. Avrupa’daki düzenleme dalgasından, özellikle Avrupa Birliği Yapay Zekâ Yasası ile birlikte devletlerin artık “önce yap, sonra düşün” dönemini kapattığından söz etmiştim. Yapay zekâ kamuda hızla yayılıyor ama devlet söz konusu olduğunda hızdan önce güven gelir demiştim.

Bu hafta elime geçen SAS etkinliği kapsamında paylaşılan değerlendirmeler, aslında o yazının devamı niteliğinde. 2026’ya girerken kamu kurumlarında yapay zekâ yatırımları artıyor. Üretken yapay zekâ çözümleri, otomasyon sistemleri, hatta kendi başına karar alabilen yazılım “ajanları” sahaya iniyor. Fakat aynı hızda büyümeyen bir alan var: güvenilirlik altyapısı.

Kamu için mesele artık “daha fazla yapay zekâ” değil. Daha şeffaf, daha denetlenebilir ve daha hesap verebilir yapay zekâ. Çünkü devletin verdiği karar bir kredi kartı limitinden ibaret değil; sosyal yardım, vergi denetimi, sağlık gözetimi gibi doğrudan hayatı etkileyen başlıklar söz konusu.

RAG Nedir, Neden Önemli?

Etkinlikte sık geçen kavramlardan biri RAG’di. Açılımı teknik: “Retrieval Augmented Generation”. Basit anlatayım. Bir yapay zekâ modelinin sadece internetten öğrendiği genel bilgilerle cevap vermesi yerine, kurumun kendi arşivine, mevzuatına ve geçmiş kararlarına bakarak cevap üretmesi demek.

Yani sistem, kafasına göre konuşmuyor; kurumsal hafızaya dayanıyor. Bu, özellikle kamu için kritik. Çünkü devlet hafızayla çalışır. RAG sistemleri sayesinde yılların birikimi dijitalleştiriliyor ve genç çalışanlar için adeta “yapay zekâ mentor” oluşuyor.

Burada risk de var. Kurumsal bilgi doğru aktarılmazsa sistem hatalı öğrenir. Güven meselesi tam da burada başlıyor.

Egemen Yapay Zekâ ve Dijital Sınırlar

SAS uzmanlarının altını çizdiği bir diğer konu “Egemen Yapay Zekâ”. Ülkelerin veriyi ve hesaplama gücünü kendi sınırları içinde tutma isteği artıyor. Veri merkezleri, ulusal modeller ve yerel altyapılar stratejik hale geliyor.

Bu sadece teknik değil, jeopolitik bir mesele. Veri artık petrol değil; petrolü yöneten rafineri gibi. Kim işliyorsa, değer orada oluşuyor.

Kamu Çalışanı mı, Pahalı Danışmanlık mı?

Bir başka dikkat çekici eğilim: Devletler devasa danışmanlık projeleri yerine kendi çalışanlarını güçlendirmeyi tercih ediyor. Amaç, analizi hızlandıran araçlarla kamu görevlisinin daha az kaynakla daha fazla iş yapabilmesi.

Teknoloji tek başına çözüm değil. İnsan yetkinliği ile birleşmediği sürece sadece pahalı bir yazılım olur.

Vergi, Sağlık ve Sosyal Yardımda Yeni Dönem

Yapay zekâ dolandırıcılık ağlarını daha sofistike hale getiriyor. Sahte kimlikler, otomatik içerik üretimi, karmaşık finansal manipülasyonlar. Devlet buna yine yapay zekâ ile karşılık veriyor. Gerçek zamanlı analizler, anlık uyarı sistemleri ve kurumlar arası veri paylaşımı sayesinde vergi açığını azaltma hedefi güçleniyor.

Sağlık tarafında ise hâlâ kâğıt dosyalarda duran verilerin dijitalleştirilmesi başlı başına bir devrim. Yapay zekâ ile bu belgeler anlamlandırıldığında salgın tespiti hızlanıyor, raporlama sadeleşiyor, tekrar eden kayıtlar azalıyor.

2026’nın Gerçek Sorusu

Bütün tabloyu bir cümlede özetlemek mümkün:

2026, kamuda yapay zekânın nicelikten niteliğe geçtiği yıl olacak.

Soru şu: Devletler hız yarışına mı odaklanacak, yoksa güven mimarisi mi kuracak?

Benim kanaatim net. Kamuda başarı, en büyük modeli kurmakla değil; en güvenilir sistemi inşa etmekle ölçülecek.

Teknoloji gelişir. Modeller değişir.

Devletin itibarı ise bir kez zedelenirse kolay toparlanmaz.